Irkçılık, Fetih kutlamaları ve Spacex!

Öğrencilik yıllarımız hep bu ve benzer tartışmalarla geçmişti. Her vesile ile “ne olacak bu memleketin hali” sorusu ile başlayan kahvehane tarzı muhabbetlerimiz yok mu!?. Özellikle teknoloji alanında yaşadığımız açık ara mağlubiyeti dış mihrakların rolüne vererek yükü omuzlarımızdan atıvermemiz yok mu.!? Tam şark kurnazlığı işte.

Yarım ağızla da olsa birazcık geri kalmışlığımızı kabül etmek ise epey bir erdem, ve üstün bir seviye ve farkındalık sayılırdı. Bu noktaya ulaşınca, sebeplerini aramaya koyulmuyor değildik elbette kendi çapımızda. Mış gibi yapmakta da üstümüze yoktu. Gazete küpürleri, takvim yaprakları ve kısmen cuma hutbelerinden beslenen entellektüel birikimimiz klişelerle süslü idi. Herkes meşrebine göre bir yorum yapar ya da yapılmış bir yorumu ölesiye taklit ederdi.

Tam bir Slogan müslümanlığı desek yeridir

Birbirini cehenneme gönderme azmindeki bıçkın mollalar, kıla tüye çaputa takılmış en takva benim modundaki ham softalar, siyaseten bu iş olacaksa bizle olur diyen iflah olmaz muhalif İslâm devrimcileri, vatan millet sevgisini kimseye bırakmayan ülkücüler, takım elbisenin altına beyaz çorap giyme rüküşküğünün farkına bile varmayan birbirinin kopyası nurcular vs vs.

Gerçi bugünle kıyaslarsak, her ne kadar birbirine muhalif bile olsalar yine de bir tartışma ve birlikte yaşamak kültürü vardı da denebilir. Tartışmalarda laf kalabalıklığının içinde belli hakikatlere rastlamak da mümkündü elbette. Ama bütün maharet bir günah keçisi bulup kendini yada meşrebini temize çıkarmaktan ibaretti olunca, doğrunun pazarda yeri çok azdı. Siyaseti, ihaneti vs. sebep gösterenlerin yanında, olayın eğitimsizliğimizle doğru orantılı olduğu hakikatine ulaşanlar da vardı elbet.

Ama bu erdemli tespite ulaşmak tek başına yeterli miydi? Neyi nasıl eğiteceğimize dair daha çok kafa yormak gerekmez miydi. Daha da önemlisi, tavsiye veren çok, icraat yapan azdı. Teoride devlet kurup yıkmak, yedi düvele Türk’ün ve İslam’ın gücünü göstermek işten bile değildi. Ama icraatta?!

Gerçi biraz geri kalmış, biraz cahil, biraz da fakirdik. Yoksa ecdadın yaptığı fetihleri şu an yine yapmak çocuk oyuncağı idi aslında. Fakat naparsın. imkanlar el vermiyordu işte. Hem Oxford vardı da biz mi gitmemiştik.!?

Hem bizi cahil ve fakir bırakanlar bir araya gelmemizi de hiç istemiyorlardı ya. İşte biz de, ister istemez ayrılığa düş(ürül)müş idik. İnsanı, bireyi, özgür iradeyi hiçe sayan bu yorumlar ne de tatlı değil mi! Uyuşturuyordu beyinleri. Birazcık ileriyi görebilen, insana yatırım yapan, dünyayı okuyabilen ve faal olanlar ise maalesef azınlıkta idi. Sonra mevsimler değişti, insanlar ve kuşaklar da.

Yapay baharlara şahid oldu vicdanın toprakla birlikte kuruduğu bu coğrafyalar, sonrası da malum zemheri. Çok kaba da olsa “Eller aya giderken biz yaya gidiyoruz” yorumu cuk diye oturdu bu günlerde yine.

Dünyada ilk olarak Spacex isimli özel bir şirket uzaya yolcu gönderdi bile. Cihadı kahvehaneye indirgemiş, -gerçi şimdilerde söğütlü kahvenin yerini Sosyal medya aldı ama olsun-, evlad-ı fatihan ise benzer bir manevra ile Fetih kutlamalarını gündeme getirip hemen günü kurtarma manevrası yaptı bile. Ama, artık global bir köy haline gelmiş İhtiyar dünyada, bu tür kuru milliyetçilik manevralar geri kalmışlık, insan haklarını hiçe saymışlık vs vs. kabarık dosyalarımızın üstünü, yani çıplak hakikati örtmeye yetmiyor. Sadece ve sadece yine her toplumda hala mevcut olan ırkçı, cahil ve tembel bir kısım insanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe de yaramıyor. Hem, insan hayallerinden değil de hatıralarından bahsediyorsa artık yaşlanmış demektir. Maalesef fikir ve alışkanlıklarımız köhneleşti, evin şakülü kaydı, biz duvarları boyasak ne fayda. Aslında tarihte biz neymişiz deyip, geçmişteki çoğu savaş, kavga vb. motifli fetihleri kutsayıp, göğsümüzü kabartsak, böbürlenerek zihni tatmini sağlasak ve bu suni çabayı bir kaç dua-beddua portporisi ile tamamlasak, bu bizi muasır medeniyetler seviyesine mi çıkaracak tekrar, eski şanlı günlere yeniden mi ulaştıracak. Maalesef hayır. Aydınlığın önündeki perde daha da kalınlaşıyor. Bir de dinî metinlerle bu işi techiz ve takdim edilme çabası var ki, tam bir din tüccarlığı, din ile aldatma örneği. Yani Allah’ın ısrarla “Ayetlerimi, yani hakikati, doğruyu ucuza satmayın” Uyarısına kulak tıkamaya devam ediyor günümüz müslümanları. Elhasıl, Yunus gibi diyerek sözü bitirelim:

“Çeşmelerde bardağın, doldurmadan kor isen, bin yıl anda durası, kendi dolası değil.”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

6 + three =