İbrahim’in baltası

Bir gece ansızın…
Alıp elime İbrahim’in baltasını
Vurdum nefis putunun başına.
Arzum, ifritim, şehvetim
Peşime düşünce de,
Astım onu en büyük putun boynuna.

Enaniyet…
Enaniyetmiş ismi meğer,
Gizlemiş kendini ustaca.
Ne yalanlar uydurmuş bana
Saklamak için gerçek yüzünü
Ballar çalmış ağzıma
İçindeki zehrini örtmek için.

Desinler diye…
Süslemiş çirkin yüzünü hep,
Büyüklerin bilip dedikleri hakikati,
Kulak ardı etmişim oysa ben de,
Uymuşum onun masum yalanlarına.
Şimdi, kaybolan yıllarıma mı yansam,
Nefis ve enaniyet peşinde,
Kuru bir benlik davasında.
İnsanlar teveccüh etsin,
Falanca filanca desinler,
Ne kadar da başarılı desinler,
Desinler de desinler diye.

Zehirli şerbet…
Bal diye verdiği,
Zehirli şerbetmiş meğer.
Derinleştikçe de derinleşmiş yara,
Tövbe ve istiğfarım bile yüzsüzleşmiş,
Kah kezzap döküp yaktığım,
Kah balyoz ile kırdığım,
Kah ustura ile kazıdığımı sandığım,
Onca günahın izi.
Ölmemiş hiç biri aslında,
Pusuya yatmışlar,
Büyük putun arkasında.

Harabe otağı..
Ruh güvercini çıkamamış kalp otağından,
ayağına taş bağlı,
Mahsur kalmış görünmez kafeslerde adeta.
Gıdasını veremeyince de,
Zayıf düşmüş cancağızım.
Harabeye dönmüş, kurumuş toprak gibi,
Üstüne bir kaç damla gözyaşı dökemediğim Tanrı evi.
Pak tutamamışım ya ben,
O’na (cc) ait haneyi.
Büyük putun suçlu olduğunu
Anlatamamışım kimseye, tıpkı İbrahim gibi.

İz…
Hakikat yolunda deliller aradım,
Ayda, yıldızda, güneşte.
Nuh’un gemisinde dümen aradığım gibi.
Davut’un attığı taşın peşine düştüm,
Vursa vursa bu vurur kör nefsimi diyerek,
Tıpkı Calut’un canını aldığı gibi.
Bulamayınca da onu, ümit bağladım,
İbrahim’in elindeki bıçağa.
İsmail’i kesmedin, hakkettiğin benim bak, al kes diyerek.
O da olmayınca, bari zindana gideyim,
Yusuf’un zikir halkası paklar beni,
Sönsün böylece nefsin ateşi diye.
Tevilinden korkup rüyamı dahi diyemedim ama,
Kovuldum zindandan da.
Musa’nın tabletini taşıyayım derken kıran da bendim,
Buzağıya tapanlara meylettim belki de.

Tereddüt…
Tereddüt ettim evet,
Yürüyün Kızıldeniz’e doğru deyince Musa Nebi.
Sırlarına vakıf da vakıf olamadım Hızır’la o nadide yolculuğunda,
Balığı da elinden kaçıran ben oldum,
Yitik hazinenin peşindeydim güya,
Ama hikmete ram olamadım,
Sa’ye sarılmak şöyle dursun, çok tembel davrandım.

Keşke…
Havarilerin arasına karışıp,
“Allah’ın yardımcısıyım” diyebilseydim keşke ben de cesurca,
“Kim bana yardım eder?” talebine Isa Mesih’in.
Geçeceği yerlerden dikenleri çekebilseydim,
Daha olmadı, Yahuda’ya yalvarıp vazgeçirseydim niyetinden.
Olmadı ama.
Yedi Uyurlar’ın Kıtmiri dahi üstün çıktı benden sadakatte.
Ebrehe’nin filinin kulağına fısıldayan da ben olamadım,
Bahira’nın sözlerindeki hikmetleri çözebilseydim keşke.
Görebilseydim o kutlu nebinin çocukluğunun geçtiği yerleri,
Birlikte oyun oynadığı çocuklarla konuşsaydım.
Tekrar tekrar anlatsalardı, ben de dinleseydim;
meleklerin O’nun mübarek kalbine yaptıkları,
manevi ameliyatın hikayesini mesela.
Emin diye çağırınca birileri,
ben de dönüp arkamı bakabilseydim.
Korkar belki diye ilk vahyi duyunca,
kapısında bekleseydim mağaranın, üstünü örtebilseydim.
Vahye inanan ilk ben olsaydım keşke,
Dediklerine harfiyen uysaydım son Peygamberin.
Onu deli ilan ettiklerinde Mekkeli muktedirler,
Deli benim, O değil diye atılsaydım öne.
‘Ahad’ diye inleyen Bilal’in üstündeki taşı kaldırıp,
Ammar ve ailesine uzanan ellere mani olabilseydim.
Boykotu delip su taşısaydım Ebu Talib mahallesine,
Taif’te Nebi’ye atılan taşlara set olabilseydim.
Uhut’ta da duvar örebilseydim önüne.
Ya da Tebuk seferinde geri kalanların nefsi ile birlikte,
Affımı Rahman’dan direk alabilseydim
Bedeli neyse ödeyerek.

Ama o büyük put çıktı hep karşıma…
Bedel ödeyemeyecek kadar korkak olduğumu da gizledi benden.
O gün bugündür, o baltanın peşindeyim hala.
İbrahim’in putları kırdığı baltanın.
İsmail’i kesmeyen o bıçağın,
Musa’nın asasının, Mesih’in şifasının,
Yunus’un duası, Eyyub’un sabır taşının.
Hem de ümidimi hiç yitirmeden.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

3 × 2 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.