Ensar ve Muhacir kardeşliği

Mekke Dönemi‘nin artan sıkıntıları ve bunaltıcı atmosferinde Allah (cc) den beklenen rahatlatıcı izin gelmişti ve müminlere Medine‘ye hicret izni verilmişti. Sırf bir ve tek olan Allah’a inandıkları, ona şirk koşmadıkları ve onun son peygamberi Hz. Muhammed (sav)‘e inandıkları için müşrikler tarafından kendilerine reva görülen uygulamalar son bulacaktır artık.

Bu duygunun verdiği rahatlık doğup büyüdükleri topraklardan ayrılma ve gurbette kendilerini bekleyen meçhule doğru yelken açma duygularının verdiği hüzünle karışıyordu yer yer.

Bu karışık duygularla yol aldılar yüzlerce kilometre ve kendilerini karşılayan sıcacık bir din kardeşi kucağını görünce de inandıkları dinin ne kadar güçlü ve birleştirici olduğuna bir kez daha inandılar. „Muhacir“ misafirlerini büyük bir samimiyetle kucaklayan Medine halkı artık yeni bir unvan kazanmıştır. Onlara „Ensar“ denecektir artık.

Evs veya Hazrec kabilesinden oluşan bu insanlar artık hangi kabileden olduklarını değil bir Müslüman olarak „Ensar“ unvanını kabul etmişler ve İslam çatısı altında bir devlet olmaya götüren sosyal kurumun temelini atmışlardı. Bu çatının da direği şüphesiz ki kardeşlik çatısı idi.
Bu çatı o kadar önemli idi ki; Peygamber (sav) Medine‘ye hicretinden sonra ilk icraatlarından birisi olarak Ensar ve Muhacir‘i isim isim birbirine zimmetleyerek kardeş ilan etmişti.

Bu samimi karşılama ve sahip çıkma Muhacir‘in kalbindeki korku ve gurbet duygusunu silip atmıştı. Uzunca bir süre kalacaklarını hissettikleri bu toprakları ve kendilerini büyük bir samimiyetle karşılayan bu insanları sevdirmişti Allah (cc) onlara.

Hem nasıl sevmesinler ki. Daha ilk günlerinde öyle göz yaşartıcı tablolar ve fedakârlık örnekleri vardı ki. Onlarca örnekten sadece bir tanesinde Ensar‘dan birisi kendisine kardeş olarak tayin edilen Muhacir‘i elinden tutmuş ve evine götürmüştü.

Sen Allah’ın misafirisin demişti. Bundan sonra her neyim varsa seninle paylaşacağım. Evimin iki odası var; bir tanesi senin. Yemeğimin ve elbiselerimin yarısı senin demişti.

Hatta bugün bizim kesinlikle alt sınırına bile ulaşamayacağımız hatta tuhaf karşılayacağımız bir fedakârlık ve kardeşlik duygusu ile demişti ki: Şunlar benim hanımlarım. Ben bunlardan bir tanesini boşayayım ve sen onunla evlen. Kendine bir ev kur demiştir.

Bu nasıl bir fedakârlık duygusudur ki, muhatabının cevabı ile her iki tarafı da insanlığın efendileri seviyesine çıkaracak iman ve istiğna duygusunu göstermektedir. Bu olağandışı teklife Muhacir olan Sahabe Efendimiz de aynı büyüklükte cevap vermiştir zira. Biz demiştir buraya kimseye yük olmaya gelmedik.

Kimsenin hanımını malını mülkünü elinden almak için de gelmedik. Sen bana bir ip ver ve pazarın yolunu göster demiştir. Alnının teri ile ekmeğini kazanmayı tercih etmiştir. Bu cevap onu teklifi yapan Ensar’ın gözünde daha da büyütmüş ve kendilerine gelen bu kutsal misafirlere daha çok değer vermişlerdir.
Hatta bu iyiliklerinden dolayı onları Allah (cc) Kuran’da da anmış ve yapmış oldukları fedakârlık ve ikram ahlakını “İsar” olarak adlandırmıştı. Onlar kendileri ihtiyaç içinde bile olsalar birbirlerine ikram ediyorlardı zira.

Bugün ise Hicret ve Muhacirlik müessesesi değişik sebep ve niyetlerle de olsa devam ediyor. Son yüzyılın en acı olaylarına şahit olan bizler savaşlar sebebi ile hicret eden veya ettirilen insanlara şahit olduk.

Sonradan gittikleri toprakların sahibi olan ve bugün ABD gibi dünya çapında devletler kuran insanlar da aslında oralara hicret etmişlerdi. Yine son yarım asrın çok hızlı sosyal ve teknolojik gelişmeleri içerisinde temel sorun olma özelliğini devam ettiren maddi refah dağılımındaki dengesizlik neticesi oluşan iş ve işgücü hareketleri ve Nilüfer Göle Hanım’ın deyimi ile çoklu kültürel giriş ve çıkışlar yeni muhacirlik formatları ortaya çıkarmıştır.

Örneğin Almanya‘ya gelen Gastarbeiter muhacirler. Almanya‘da ilk işçiler İtalyanlar idi. Onları takip eden dönemde Portekizler misafir işçi oldular ve bunların birçoğu da belli amaçlarına ulaştıkları zaman geri döndüler memleketlerine.

Sonrasında ise Almanya ve diğer ülkeler ekonomik sıkıntılar içinde olan eski dost Türkiye‘den gelen yeni misafir işçilerine kucak açtılar. Ve bu hareketlilik tabii seyri içinde diğer Avrupa ülkelerine de kaydı beşer onar yıl ara ile.

Misafirler başka misafirleri taşıdı ve zamanla geldikleri ve başlangıçta sevgi ve alaka buldukları bu topraklarda, kimileri tarafından bir yük veya geri kalmışlık örneği olarak istenmeyen adam ilan edildiler; kimileri tarafından da onların katkılarının kıymetini anlayan anlayışlı insanlar tarafından varlıkları büyük bir zenginlik olarak kabul edildi ve ediliyorlar.

Muhacir konumunda olan bu insanlar kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılar hale geldikleri noktada ise kendi kültürlerini ve kimliklerini de muhafaza çabası içine girdiler. Ve kendi okullarını ve müesseslerini oluşturdular.

Bu müesseselere en iyi eğitmenleri bulmaya çalıştılar ve kişisel ve sosyal kaliteyi artırmayı hedeflediler. Bu müesseseleri kurarken hep fedakârlık duyguları önde idi. Kendi çocuklarına ve içinde bulundukları topluma faydalı olma çabasını önde tuttular hep ve daha sonra gelenleri de aynen Ensar’ın Muhacir‘i karşıladığı gibi samimiyetle karşıladı ve bağırlarına bastılar. Elindekileri onlarla paylaşmakta tereddüt etmediler.

Bu samimiyeti gören yeni misafirler de ellerinden gelen katkıyı sağlama adına çaba sarf ettiler. Aksi davranışlar kadir bilmezlik olurdu zira. Yaptıkları hayırlı iş ve hizmetin maddi manevi bereketinin kalkmaması, toplumsal huzurun bozulmaması adına dağdan gelip bağdakini kovma seviyesizliğine düşmeden muhacir ve ensar ilişkisini zedelenen, tecrübelilere kulak verip işlerini istişare ile yapmaya özen gösterdiler. Böylece yapılan hayırlı işlerde Allah’ın rızasının ihlas ve kardeşlikte gizli olduğunu bildiler. Ne mutlu sahip olunan nimetlerin kıymetini bir kez daha fark edip şükredenlere.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

7 + 11 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.