Aslında bizi yoğuran ve olgunlaştıran çektiğimiz acılardır

Akışına bırakmak gerekiyor bazen hayatı. Geçmiş adı üstünde geçip gitmiş geri getirmek veya değiştirmek imkansız, gelecek ise henüz yok ve öne almak da mümkün değil. Geriye kalan bir tek şu an. Seyyale olan bir an.

Bütün cihetleri ile bizi sarıp sarmalayan zaman ve mekan kesişmesi. İşte tam ortada duran da biziz. O yüzden belki de “anı yaşa” demiş bu dairesel kurgunun farkına varabilenler. Geçmişten hisse alalım, yaşadıklarımızın hesabını verebilelim, geleceğe de bu şekilde bilinçli girip, şimdiden yatırım yapalım, aynı hataları tekrarlamamak için teyakkuzda bulunalım, tedbir alalım bağlamında.

Diğer bir ifade ile, sahip olduğumuz şeylerin farkında olalım ve sınırlarımızı (haddimizi) bilelim ve Allah’ın işine burnumuzu sokmayalım da denebilir, gücümüzün üstünde yükler almayalım şeklinde de. Yoksa, taşıdığı yükle gemiye binmiş ama sırtındaki çuvalı indirmeyen ahmak bir hamaldan öteye geçemeyeceğimiz aşikar.

Hakikatte de birer insan olarak bu donanımımız ile her şeyin üstesinden gelmemiz çok zor. Öyle ki, bazen çok çalışıp çabalayarak sebepler planında herşeyi yaptığımız anda, yani zahirde herşey yerli yerinde iken bile bizim istediğimiz netice hasıl olmayabilir. Ya da öngörülemeyen bir karşı rüzgar bütün emekleri yok edebilir.

Herşeyimizi kaybedebiliriz. Belki istediğimiz olmamıştır, ama iyi yönünden bakarsak geriye birey olarak edinimlerimiz, erdemli ve onurlu hayat hikayemiz ve tesir ettiğimiz insan veya eşya kalıyor. Mal mülke gelince onda da Peygamberimizin deyişiyle yiyip tükettiklerimiz, giyip eskittiklerimiz ve Allah için iyilik ve güzellik uğruna harcayıp baki kıldığımız malımızdan başka bir şeyimiz de yok.

Bütün bunlar hayatın manasız olduğu, her işi bırakıp miskince yaşayalım manasına yazılmış şeyler olarak anlaşılmasın lütfen. Özellikle de Epikür düşüncesindeki gibi hedonistçe ve sadece eğlenmene bak şeklinde bir yaklaşım da değil. Söylediklerim hayata bir bütün olarak ve çok boyutlu bakabilmeyle alakalı.

Aynı zamanda sebep sonuç rasyonalitesinde aynı sebeplerin her zaman aynı sonuçları doğurmadığı, benzer sonuçların da hep aynı sebeplere dayanmadığı ile ilgili. Hayatı kendimize ve başkalarına zehir etmeme ve yaşanılan olumsuzluklarda da sorumluluğu başkasına ve Allah’a atıp haddi aşmamak gerek. Sınırlarımızı bilirsek hayat daha anlamlı olur bence. Tabi bu biraz da hayat felsefemiz ile de alakalı.

Yoksa 15 yılı çocukluk 20 yılı da ihtiyarlık ile geçmiş 70 yıllık bir ömre ebedî arzuları sığdırmak ne mümkün. Özellikle son yaşadığımız pandemi dönemi bu hususları tekrar hatırlattı bana.

Aşırı değer ve önem atfettiğim, hatta uğruna kendimi paraladığım şeylerin aslında değiştirilebilir olduğunu ve kendimi, ailemi ve çevremi bu konuda aşırı strese sokmamam gerektiği ile ilgili bir muhasebe ve aydınlanma yaşadım denebilir.

Son 10-15 yılda kaydettiğim yapılacaklar (To do) listelerimi yeniden gözden geçirdim. Bazen kendi kendime gülmedim de değil. Ne kadar sıradan şeylerle uğraşmışım, koyduğum hedefler bayağı, düz ve yer yer önemsiz şeylermiş aslında geçmişte. Bu yüzden de yarına dair bazı şeylerin önem sırasını yeniden gözden geçirip ve tashih etme ihtiyacı hissettim.

Dünün yüklerini birden bire atmak da mümkün değil elbette zihnimden. Acıtan, üzen, burkan ve bir o kadar da tebessüm ettiren yanları olsa da işte bu bendim. Beni bu güne taşıyan ben. Beğensem de beğenmesem de aynadaki gözüken kadar, aynanın sırlı arkasından tebessümeden ben.

Bu açıdan bir nevi kendinle yüzleşme, hesaplaşma, kartları açık oynama da denebilir aslındaanı yaşamaya. Milattan hemen önce yaşamış hayatı zevkten ibaret gören şair Horaz’ın ilk dediği “Carpe diem” değil yani. Ve aslında biraz da acılardır bizi biz yapan, yoğuran, olgunlaştıran. Belki de hayatı da yaşanır, çekilir kılan. Bu yüzden büyük resme yoğunlaşmak daha yerinde olur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

4 × four =