Babasının annesi Hz. Fatıma

Hz. Fatıma (r.anha);  Allah Resûlü (s.a.v) ve hanımların azizi Hz. Hatice’nin (r.anha) sevgili kızı, ilmin kapısı Hz. Ali’nin (r.a) hanımı,  Ehl-i Beyt’in iki imamı Hz. Hasan ve Hüseyin’in (r.a) annesi, dahası Hâtemü’l-Evliya’ya kadar gelecek velilerin de annesidir.

O (r.anha) beyaz, parlak ve nur yüzlü kadın manasına gelen Zehra; iffet ve haya timsali, temiz, namuslu ve ibadete düşkün kadın anlamına gelen Betül; kocasına, çocuklarına çok şefkatli ve merhametli olması yönüyle de Haniye idi. O (r.anha) aynı zamanda  Ehl-i beytin gözbebeği, kendisine cehennemin haram kılındığı, cennet hatunlarının seyyidesidir.

O (r.anha), küçük yaşta annesini dar-ı bekaya uğurladı. Annesinin vefatından sonra onun boşluğunu doldurmaya çalıştı; henüz çocuk yaşta olmasına rağmen hem kardeşlerine, hem de babasına annelik yaptı.

Babasının her işine koştu, onu bir anne gibi koruyup kolladı. Bütün bunlardan dolayı babası ona “Ümmü Ebîha” yani “Babasının annesi” lakabını verdi. Babasının hizmetini gördüğü ve sürekli onun yanında bulunduğu için vefa timsali babası onu, bu durumundan dolayı över, faziletlerini ortaya koyar ve “Babasının annesi” diye severdi.

 O (r.anha) babasına öyle bağlı ve düşkün bir evlat idi ki, Allah Resûlü’ne yapılan saldırılar karşısında daima onun yanında durdu ve adeta ona teselli kaynağı oldu. Babası ve Sahabe efendilerimizin çektiği acı ve ıstıraplara bizzat şahit oldu, en az onlar kadar o zulümlere maruz kaldı.

Çok çileler çekti; çocukluğu Kureyş’in zulüm, baskı ve ambargoları altında geçti. Bütün bunları yaşarken bir de annesini ebediyete uğurladı; ‘Hüzün senesinde’ hüznüyle dolup taştı.

Gözü dönmüş, canavarlaşmış insanlar vardı etrafında, korkuyordu onlardan! Nasıl korkmasın ki? Babası Mescid-i Haram’a gitmiş, orada İslâm’ı anlatıyordu; müşrikler etrafını sardılar ve hakaret edip saldırdılar. Hatta içlerinden azgın bir müşrik, babasını sıkıştırdı ve kaba güç kullanmaya başladı. Babasının bu halini korkuyla izledi; titredi ve yere yıkıldı.

O esnada vefalı dost Hz. Ebû Bekir (r.a) yetişti: “Rabbim Allah’tır dediği için bir adamı öldürecek misiniz?” dedi ve azgın müşrikleri oradan uzaklaştırdı. Müşriklerin dağılmasından sonra kanlar içindeki babasını alıp eve götürdü ve bir anne şefkatiyle yaralarını sardı.

Kolay değildi o dönemde kutlu nebinin yanında durabilmek, yürek ve cesaret isterdi! Babası evden çıkıp İslâm’ı tebliğ için yollara revan olduğunda o, ya endişe içerisinde kapıda bekler ya da babasını adım adım izlerdi.

O küçüktü, ancak yüreği çok büyüktü! Mescid-i Haram’da namaz kılarken babasının üzerine deve işkembesi atıldığında, civardaki hiç kimse koşup yardım etmeye cesaret edemezken o koştu babasının yardımına; bir yandan babasının üstünü temizlemeye çalıştı, diğer taraftan “Ey Allah’tan korkmazlar, ne istiyorsunuz babamdan?” dedi.

O zalimlerden çekinmiyor, korkmuyordu! Çünkü iman etmişti bir kere.. O gün zalimlerin zulümlerine karşı dik durma günüydü çünkü!

Baskı ve zulümler karşısında yanında duran; Kâbe’de, panayırlarda ve daha nice yerlerde, üzerine atılan pislikleri ve tozları temizleyen; üzüldüğünde üzülen, hüzün yılında hüznüne ortak olan; Taif’’ten gelmesini kapıda endişeyle bekleyen; Uhud’da akan kanlarını durdurmaya çalışan kızı Fatıma’ya Allah Resûlü (s.a.v) niçin ‘anam’ dedi?

Çünkü sevgi, şefkat, sabır, tahammül,  hizmet, büyüklük, cesaret, yürek… Bütün bunlar ‘anada’ bulunan vasıflardır. Allah Resûlü (s.a.v), anneler annesi kızı Fatıma’da bütün bu vasıfları daha küçük yaştan itibaren gördü ve ona “anam” dedi.

O (r.anha), hayatını babasına ve babasının davasına adadı ve davayı kendine dert edindi. Yaşıtları gibi oyun ve eğlencenin arkasından koşmadı, babasına destek için onun arkasından koştu. Muhabbet, hürmet ve hizmette kusur etmedi. Daima babasının yanında durdu ve onu cesurca destekledi.

Vefa deyince akla Allah Resûlü (s.a.v) gelir. Kimsenin sahip çıkmadığı, destek olmadığı o zor ve sıkıntılı günlerde, kendisine sahip çıkan kızına karşı; sefere çıkmadan ya da seferden döndükten sonra yanına uğrayarak, alnından öpüp hal ve hatırını sorarak, daha da önemlisi dua ederek vefanın en güzel örneğini ortaya koydu.

Dahası “Fatıma’yı hoşnut eden beni hoşnut etmiştir, onu kızdıran beni kızdırmıştır. Kızım Fatıma’yı seven beni sevmiştir, Fatıma’yı memnun eden beni memnun etmiştir; Fatıma’yı üzen beni üzmüştür. Fatıma benden bir parçadır, kim onu incitirse beni incitmiş olur, beni incitense Allah’ı incitmiştir” buyurarak Hz. Fatıma’nın (r.anha) büyüklüğünü ortaya koymuştur.

O (r.anha), sevgili babasının vefatından sonra hiç gülmedi. Kabrini ziyaret için gittiğinde kocası Hz. Ali’ye (r.a) gözyaşları içerisinde mezara bakarak: “Allah’ın Rasûlü’nün üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl razı oldu?” dedi ve yanık yüreğiyle, yüreğinin yanıklığını şöyle dile getirdi: “Üzerime öyle musibetler döküldü ki, şayet onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, kararır da kararır,  gece olurdu.”

Allah Resûlü’nün (s.a.v) kıyamete kadar davasını devam ettirecek, her asırda iman ve kuran hizmetinin bayraktarlığını yapacak neslin annesidir Hz. Fatıma (r.anha).

Öyle bir anadır ki, kıyamete kadar gelecek Ehl-i Beyt’in anası; Seyyidlerin, Şeriflerin yani efendilerin anasıdır!  Bizler onun sevgisinden Allah Resûlü’nün (s.a.v) sevgisine yol bulmalı, onun sevgisiyle yaşamalı ve evlerimizi onun Hane–i Saadeti haline getirmeliyiz.

Kadınlar günü münasebetiyle, dünya kadınlarına örnek olması dileğiyle…

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.