Anne ve babalar, çocuğunuzun dini eğitimini ertelemeyin!

Cenab-ı Hak insanın fıtratına kendisini tanıma, kendisine yönelme ve ibadet etme meyli ihsan etmiştir. Bu yönüyle de her bir ferdi dünyaya gönderirken kendisine bağlı olarak göndermektedir.

Dolayısıyla dünyaya gelen her bir çocuk inanmaya ve itaat etmeye istîdatlıdır. Bu yönüyle dünyaya gelen her bir fert fıtraten Allah’ı (c.c) tanımak, ona yönelmek ve teslim olmak ister. Öyellikle kendisini koruyacak ve yardım edecek sonsuz bir güce ihtiyaç duyar.

Dini duygu ve düşünce, büyüklerde olduğu gibi çocuklarda da en temel ve en lüzumlu bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç doğumla başlar, ölümle sona erer.

Çocukların doğumdan itibaren etrafıyla ilgili olduğu ve birçok olayı hissettiği, bulunduğu ortamın şartlarından etkilendiği söz konusudur. Konuşmaya başlamasıyla da din eğitiminde çok yönlü aktif bir dönem başlamış olmaktadır.

“Her yeni doğan çocuk temiz bir fıtrat üzere doğar.buyuran Allah Resulü (s.a.v)  çocuğun fıtratı gereği inanmaya hazır olduğunu beyan eder. Yeter ki ondaki inanma potansiyeli ortaya çıkartılsın ve işlenmeye devam edilsin.

Çocuk yazılmamış bir beyaz kâğıda benzer. Onun fıtratına her şey yazılabilir. Fakat yazılacak şeyler Allah’ın (c.c)  hoşnutluğu ve Peygamber çizgisinde olmalıdır. Çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir iman dersi almazsa, İslâmiyet’in ve imanın erkânlarının ruhuna işlemesi çok zordur.

Çocuk, dünyaya geldikten sonra sosyal bir birey olmayı öğrenmeye çalışırken aynı zamanda taklit edeceği bir modele de ihtiyaç duyar. Bu rol model başta anne ve babadır. Çünkü çocuk, değer yargılarını anne ve babasından taklit yoluyla öğrenir ve benimser.

Çocuk için gerek bedeni gerekse de ruhi açıdan en mükemmel yetişme ortamı ailedir. Çünkü aile çocuğun yetiştirilmesinde en büyük etkendir. Çocuk ailesinde hak ve hakikati görmeli, güzelliklere şahit olmalıdır. Anne ve baba sadece sözle değil, yaşayışlarıyla da dinin güzelliklerini sergilemeli, çocuğa güzel örnek olmalıdır. Bu yönüyle evler, iman hakikatlerinin öğrenildiği ve yaşandığı birer irfan mektebi haline getirilmelidir.

“Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” Hadis-i Şerif’in içeriğine bakıldığında her doğan çocuğun yaratılış itibarıyla iyilik ve doğruluk üzere tertemiz olarak dünyaya gönderildiği görülmektedir.

Temiz bir emanet olarak gönderilen çocuğun eğitimi için Allah Resulü (s.a.v) anne babaları uyarmakta ve onların üzerinde büyük sorumluluklar olduğunu dile getirmektedir. O halde her anne baba sorumluluk duygusuyla hareket etmeli; çocuğun dini eğitimini ileriki yıllara bırakmamalı ve başkalarına da havale etmemelidir. Çünkü çocuğun dini ve ahlaki terbiyesindeki ihmal, hem yaratıcıya karşı vazifelerinde, hem de sosyal hayatta bir takım kusurlara neden olacaktır.

Çocuk duygusal bir varlıktır. Duygusal olduğu için de anne babasına bağlı olarak hareket eder. Algılamanın arttığı, karakterin şekillenmeye başladığı dönemde çocuk, anne babasını gözlemleme noktasında oldukça hassaslaşır; dini değerlerin özellikle namaz ve dua ibadetlerini gözlemlemeye başlar. Taklit yönteminin genel geçer olduğu bu dönemde anne ve baba çocuğa çok iyi bir örnek olmalıdır.

Her çocuğun “Bir kayıt ve taklit dönemi” vardır; çocuk etrafından ne duyarsa onu söyler; ne görürse, onu yapar. Çocuk kendisine öğretilen ve tavsiye edilen davranışların bir örneğini yakın çevresinde, özellikle anne babasında görmek ister. Bu nedenle yer yer çocukla birlikte ibadet etmek, ona anlayabileceği bir dille ibadetin önemini kavratıp, onu ibadete teşvik etmek son derece önemlidir.

Dini değerleri anlatmada izlenecek yol ve yöntem çok önemlidir. “Korkutma değil, sevdirme esas olmalı!” mantığıyla hareket edilmelidir. Çocuk yaş ve anlayış düzeyine göre ele alınmalı ve tedrici olarak gereken bilgiler verilmeye çalışılmalıdır.

Çocuğa ergenlik çağına kadar temel dini bilgilerin verilmesi ve yer yer tatbikinin yapılması, çocuğun hayatını etkilemektedir.  Böyle bir uygulama “Taşa yazı yazmak” gibidir. Çocuğun kalbine sağlam bir şekilde yerleşir ve onda derin izler bırakır. Burada önemli olan, daha ilk dönemlerinde çocuğu ele alıp terbiyesiyle meşgul olabilmektir. Çünkü onun saf bir cevher olarak yaratılan kalbi, her şeyi almaya müsaittir.

Çocuğun dini ve ahlaki terbiyesini ihmal etmek hem dünya hem de ahiret saadetini elinden almak demektir dahası ahirette “Niçin benim imanımı kuvvetlendirmediniz!” şikâyetine muhatap olmaktır.

Bu nedenle çocuklara imani ve itikadi meseleleri zamanında aktararak onları “Ey iman edenler kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 6) “Hepiniz sorumluluk taşımaktasınız ve sorumluluğunuz altındakilerden mesulsünüz” (Hadis-i Şerif)  kutsi beyanlara kulak vermeli ve çocuklarımızı her türlü kötü alışkanlıktan, zararlı fikir ve akımlardan korumalı ve kollamalıyız.

Onları daha küçük yaşlardan itibaren ibadetlere alıştırmalı, zihinlerine ve kalplerine Allah ve Peygamber sevgisini yerleştirmeliyiz.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

eighteen + 8 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.