Her insanın farklı doğruları, istek ve ihtiyaçları vardır. Farkında olsun veya olmasın her insanın kendine has bir hayat tarzı ve görüşü vardır. Hayatının değişik alanlarında onu uygulamaya çalışır.

Evinde, işinde, sosyal ilişkilerinde hep buna göre yaşamak ister. Evlilik hayatında eşler arasında istek ve ihtiyaçlar birbirine uymadığı durumlarda çatışmalar ortaya çıkabilir.

Eşlerin istek ve ihtiyaçlarının farklılığından ortaya çıkan çatışma ve tartışmalar kaçınılmazdır. Örneğin, eşlerden biri hafta sonu evde oturmak isterken diğerinin alışverişe gitmek isteyebilir.

Önemli ve çözümü zor olan çatışmalar “değer yargılarının” farklılıklarından doğan çatışmalardır. Örneğin; Kadın çalışmalı mı evde mi olmalı? Evde erkeğin mi, kadının mı sözü geçmeli? Eşit söz hakkı nasıl olmalı? Paranın, aile bütçesinin idaresi kimde olacak? Çocuk bakımı ve eğitimi kimin görüşüne göre  yapılacak? Çocuk eğitimi nasıl yapılacak? Çatışmalı evliliklerde kimin doğrularına göre yaşanacak? Yaşamın ve ailenin sınırları neye ve kime göre çizilecek?

Dünya görüşü ve değer yargılarındaki sözünü ettiğimiz farklılıklar çocuk yetiştirmede de büyük rol oynar. Eşlerin çocuk yetiştirme ile ilgili farklı bilgi, görüş ve doğruları olabilir. Çevremize baktığımızda çok farklı çocuk yetiştirme tutum ve davranışları görüyoruz.

Çocuğun kişiliğinin sağlıklı gelişimi için anne-babanın çocuğa olan davranışlarının ve ailede çizdiği sınırların tutarlı olması gerekir. Eğer eşlerin kendi arasında tutarsızlıklar varsa, birbirinden çok farklı değer yargılarına sahiplerse bu aile ortamına ve çocuğa yansır.

Uyumsuz evliliklerde çocuk kimin tarzında yetişecek? Hangi ebeveynin doğrularına uygun kişilik sergileyecek? Kime yakın olacak? Bunlar önemli bir sorun alanlarıdır. Eşler kendi doğrularını, kişilik özelliklerini ve tutumlarını birbirine kabul ettirmeye çalışırken bu çatışmada çocuklar arada kalarak büyük zarar görebilir.

GAYELİ EVLİLİK HUZUR GETİRİR…

Eşler kaliteli ve huzurlu evlilik hayatı için hedef birliği konusunda kendi aralarında birlik ve anlayış sağlamalıdır. Birbirine yardımcı ve destek olmaları gerekir.

“Hedefi belli olmayan gemiye, hiçbir rüzgarın faydası olamaz.”
Basit bir örnekle anlatmak gerekirse; “Büyük bir nehirde sandala binmiş olan çocuklu bir aileyi düşünelim.

Baba sandalın küreklerini olan gücüyle çekerek kendini, eşini ve çocuklarını karşı sahile çıkarabilmek için uğraşıyor. Nehrin ortasında akıntı ve dalga sandalın dengesini bozduğu için baba çok dikkatli. Eşi hem çocuklarını tutarak  sakinleştirmeye, hem de eşine yardım etmeye çalışır.

Eşinin göremediklerini görmeye çalışır ve anlaşılır bir şekilde gördüklerini eşine anlatıyor. Çocuklar korku içinde ağlıyor. Anne bir yandan eşine yardımcı olmaya çalışırken, diğer yandan da çocuklarını kucaklıyor, sarılıyor onları teskin etmeye çalışıyor. Böyle bir aile hedefe kilitlenmiştir.

Tek gayeleri sağ-salim karşı kıyıya hep birlikte geçebilmektir. Bu durumda hatalar görülmez, herkes birbirini destekler ve tesellide bulunur. Birbirinin moralinin ve kurtuluş umudunun artması için, elinden geleni yapar. Tek gayeleri sağ-salim hedefe ulaşmaktır.

Can pazarı yaşayan bu ailede tersi bir durum yaşayarak herkes birbirini suçlasa; “senden oldu..’’, ‘’ben demedim mi?…’’, ‘’sen zaten hep böylesin…’’, ‘’bu baştan böyle olacağı belliydi…’’ vb. ifadelerin kimseye faydası olmaz. Herkes bu durumdan zarar görür.

Bu şartlardaki bir ailenin sağ-salim karşı sahile ulaşmaları çok zordur, hatta mümkün olamaz.’’ Aynen bunun gibi evlilik ve aile hayatı içinde de uyum, yardımlaşma ve anlayış çok önemlidir..

Evliliğin başlangıcı olan nikâh törenindeki, sözleri unutmamak gerekir. “İyi günde-kötü günde, varlıkta-yoklukta, sağlıkta-hastalıkta, her durumda birbirlerini eş olarak kabul etme…” ifadeleri unutulmamalı. En azından sandalla bir nehir veya gölden karşıya geçen aile hassasiyetinde olunmalıdır.

Sandal ile karşıya geçemeyip; nehrin sularında boğulup hayatlarını kaybetseler arkada kalanlar bu aile dramını ibretle ve pişmanlıklarla yad ederler. Halbuki aile hayatındaki yaşanan huzursuzluklar ve geçimsizlikler bir ömür boyu hem aile fertlerini, hem yakın akrabalarını, hem de toplum hayatını huzursuz ederek yaşanmaz hale getirebilir…

MUTLU EVLİLİK İŞ ve MESLEK HAYATINDA BAŞARI GETİRİR…

Hayatımızdaki mutluluğun ve mutsuzluğun çoğu evlilikten kaynaklandığı söylenebilir. Evliliklerinde mutlu olan eşler mutlu olmayanlara göre iş ve meslek hayatlarında daha üretkendirler. Aynı zamanda fiziksel olarak daha sağlıklı ve daha az duygusal stres ve kaygı yaşarlar. Mutlu eşler hem mutlu, hem de gelecekte  mutlu evlilik yaşayacak sağlıklı ve güvenli çocuklar yetiştirebilirler.

Evliliğinizi sürekli geliştirmeyi, bakım ve tamirini  yapmayı unutmayın… Eşinize en yakın arkadaşınız ya da en önemli meslektaşınız gibi davranın. Eşinizden sizin ona verdiğinizden daha fazlasını almayı beklemeyin.

Gerçek mutluluk; aldıklarımızda değil, verdiklerimizde olduğunu unutmayalım. Kırıcı ve değersizleştirici espriler yerine yakınlaştırıcı ve duygusallığı arttırıcı espri ve etkinliklerle hoşça vakit geçirin. Birbirinize zaman ayırın.Toplum içinde ya da yalnızken eşinizi aşağılamayın ve kişiliğini küçümsemeyin. Etkili konuşmanın yanında etkili dinlemeyi ve öğrenin.

HAKLI olmak yerine MUTLU olmayı tercih edin. PROBLEM çıkartan değil ÇÖZÜM üreten olun. Kendi hatalarınızı değerlendirin ve kabul edin. Sürekli başkalarının hatasını araştıran ve gören, kendi hata ve eksiğini göremez. Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi ve affetmeyi alışkanlık haline getirin.

Sevginizi ve ilginizi her fırsatta eşinize hissettirin. Yaşadığınız sıkıntı ve problemleri kendinizi değiştirmek ve gelişmek için bir fırsat olarak görün. Eşinizi değiştirmeye çalışmayın. Onu anlamaya çalışın ve olduğu gibi kabul edin.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.