Evlilik iki kişilik uzun bir yolculuktur.

Bu uzun yolculuk; Denge ister. Emek ister. Paylaşmak ister…
Yollar hep düz olmaz. Virajlarda dikkat, yokuşlarda kuvvet, inişlerde sabır ister…

Bir de ara sıra küçük tatlı sürprizlerle yenilenmek, tazelenmek ister.

Evlilik çatışmalarıyla başa çıkabilmek için eşlerin sahip olunması gereken beceriler…

Açık ve anlaşılır iletişim…

“Ne” söylediğimiz değil. “Nasıl” söylediğimiz ve “Ne” anlaşıldığı önemlidir. Çoğunlukla eşler arasında çatışmaya sebep olan veya çatışmaları alevlendiren şey; ağızdan çıkan cümlenin karşıdaki kişi tarafından, söyleyenin niyetinden farklı bir biçimde algılanmasıdır. Bunun pek çok farklı sebebi olabilir.

Örneğin eşler tartışırken aslında birbirlerinin ne dediğini tam olarak dinlemiyor olabilirler. Zihinleri birbirlerinin ne dediğini anlamaya çalışmak yerine, karşısındaki susunca kendisinin ne diyeceğini düşünmekle meşgul olabilir.

Tartışma esnasında birbirlerinin fikirlerini çürütmeleri gerektiği ya da her tartışmadan birinin galip çıkması gerektiği ön yargısıyla hareket ediyor olabilirler.

Ayrıca kişiler çok yorgun olduklarında, zihinlerini meşgul eden başka bir konu olduğunda veya ruhsal olarak kendilerini çok iyi hissetmedikleri zamanlarda birbirlerini daha fazla yanlış anlayabilmektedirler.

Herkes sevgisini göstermeye çalışırken kendisi için en kıymetli veya etkili olduğunu düşündüğü yolları seçer. Eşinizin size sevgisini hangi yollardan göstermeye çalıştığına dikkat edin. Siz de aynı yolları kullanarak sevginizi göstermeyi denediğinizde ona daha kolay ulaştığınızı göreceksiniz.

Açık ve anlaşılır iletişimde önemli olan hususlar şunlardır…

•  Karşısındakinin zihnini okumaya çalışmadan; fikirlerini, düşüncelerini, ihtiyaçlarını ve duygularını ifade edebilmesi için onu can kulağıyla dinlemek.
•  Tartışma esnasında olumlu tavrını korumak, suçlama ve eleştiriden uzak durmaya çalışmak.
•  Tartışırken kendisinin ve karşısındakinin “beden dilinin” farkında olmak. Örneğin karşısındakini dinleyen kişinin kendi kollarını birbirine kavuşturmak, göz iletişiminden kaçınmak, yüz buruşturmak gibi davranışlar, karşıdaki kişi tarafından anlattıklarının onaylanmadığı şeklinde algılanabilir.
•  Aynı fikirde olunmasa bile karşısındakinin neden böyle düşünüyor olabileceğini anlamaya çalışmak, konuya bir de onun gözünden bakabilmek.
•  Aynı fikirde olunmasa bile karşısındakinin fikirlerine “saygı” göstermeye gayret etmek.

Olumsuz düşünceleri kontrol edebilmek için…

Tartışmalar esnasında eşlerin birbirlerine duygu ve düşüncelerini çekinmeden aktarabilmeleri ve içlerinden geçenleri ifade edebilmeleri oldukça önemlidir. Ancak eşlerin sürekli olarak birbirlerine sürekli olumsuz düşüncelerini ifade etmeleri tartışmaları daha da fazla çözümsüzlüğe sürükleyebilir.

Tartışma esnasında eşler esas konudan uzaklaşarak birbirlerinin yetersizliklerine ve zayıf yönlerine odaklanırlarsa tartışma gittikçe daha acı verici ve rahatsız edici bir hâl alabilir.

Bu sebeple eşlerin birbirleri hakkındaki duygu ve düşüncelerini kontrol etmeyi öğrenmeleri gerekir. Ayrıca duygu ve düşünceleri olumsuz da olsa en olumlu yoldan ifade etmeyi seçmeleri, ilişkinin sağlığı açısından önemlidir.

Çatışmaları azaltmak ve ilişkinizi güçlendirmek için bir yöntem!
Herkesin yapmaktan hoşlanmadığı veya yapmak istemediği çeşitli sorumlulukları olabilir. Örneğin eşiniz evdeki çiçekleri sulama konusunda isteksiz davranıyor ve bunu sıklıkla unutuyor olabilir.

Bu durumda siz onun bu zaafını hoş görün ve bu sorumluluğu üstünüze alın. Sizin yapmaktan hoşlanmadığınız bir şeyi de o üstlensin. Zaten hâlihazırda birbirinize yardımcı olduğunuz noktalar mutlaka vardır.

Bunları çoğaltmaya çalışın. Eşinizin yapmadıklarını değil, yaptıklarını dillendirin. Yaptıklarını görüp dillendirdikçe; yapmadıklarını ve yaptıramadıklarımızı da yapar hale gelebilir.

Olaya Karşımızdakinin Gözünden Bakabilmek…

Tartışma esnasında taraflardan biri karşısındakinin haksız olduğunu düşünebilir. Ancak yine de mutlaka olaya bir de karşısındakinin gözünden bakmaya ve onun bakış açısını anlamaya çalışması gerekir.

Karşısındakinin gözüyle bakmayı denemek, kendini onun yerine koymak, onun duygusal yaşamını hissedebilmek kişiye yeni bir bakış açısı açabilir. Karşımızdakini affedebilmek ve probleme yeni çözüm yolları bulmamızı kolaylaştırır.

Affedicilik…

Her evlilikte, yaşanan çatışmalar dolayısıyla zaman zaman eşler arasında incinmişlik ve kırgınlık duyguları meydana gelebilir.

Eşler yorgun, meşgul veya öfkeli olduklarında birbirlerine karşı daha az hoşgörülü davranırlar. Hatta birbirlerini daha az çekici olarak bile algılayabilirler.

Aslında tüm bu duygular gelip geçicidir. Eğer eşler duygularının temeline birbirlerine duydukları “bağlılığı” yerleştirirlerse bu, ilişkilerini güçlü tutar ve birbirlerini affetmelerini kolaylaştırır.

Çatışma durumları anlayış ve affedicilikle çözümlenemediği takdirde, ilişkide karşılıklı sevgi bağının gelişmesi mümkün olamaz.

Yaşanan tüm olaylar, zamanla geride kalır. Onları zihinde yaşatarak sürdürmek ise kişinin tercihidir. İlişkinin olumlu yönlerine ve içinde bulunulan ana odaklanmak, her zaman için daha sağlıklı bir yoldur.

Problem Çözme Becerisi

Birbirlerine karşı destekleyici bir tavır sergilemeyen çiftler, problemlerine eleştirel bir tarzda yaklaşır ve “sen ve ben birbirimize karşı”  yaklaşımını benimserler. Oysa destekleyici bir ilişki geliştirebilmiş olan eşler problemlerine “takım ruhu”  ile yaklaşırlar.

Aslında tüm tartışmalarda her iki tarafın da ortak bir ihtiyacı vardır: karşısındaki kişiye kendisini tam olarak ifade edebildiğini ve karşısındaki tarafından anlaşıldığını hissedebilmek. Burada önemli olan “sen-ben” çekişmesinden vazgeçerek “biz” olabilmeyi  başarmak ve  tartışmanın sonunda ortak çıkarlara ulaşabilmektir.

İbretlik bir hikaye…

Kusur kimde?

Adamın biri karısının iyi duymadığını düşünür. Fakat karısını kırmak istemez. Karısına bu durumu nasıl anlatması gerektiğini de bilemez. Bu durumu konuşmak için aile doktoruna gitmiş. Doktor, karısının ne kadar duyabildiğini anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

Doktor; “Yapacağın şey şu, karından beş adım uzakta dur ve normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle.  Eğer duymazsa dört adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla. Sonra üç adım ve cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla…” demiş.

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam doktorun tavsiye ettiği işlemi uygulamaya koymuş. Beş adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Cevap yok.

Karısına bir adım daha yaklaşarak uzaklığı dört adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap yok.
Karısına bir adım daha yaklaşarak uzaklık üç adıma indirmiş ve tekrar sormuş; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hăla cevap yok…

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş; “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Karısı öfkeyle; “Hayatım beşinci kez söylüyorum, TAVUK!!!” demiş.
Karısı değil, adamın kendisi az duyuyormuş…

Düşündüğümüz gibi her zaman hata ve kusur daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Zaman zaman kendimize dönelim ve problemlerin sebebini biraz da şahsımızda arayalım.

Başkalarının hata ve kusurunu sürekli arayan, kendi hata ve kusurunu göremez.  Hata ve kusurunu göremeyen kişiler, hata ve kusurlarıyla hayatlarını devam ettirirler.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.