Hangi kültürün çocuğuyuz!

‘Saygı’yı, kişinin kendine ve kendi dışındaki tüm canlı ve cansızlara yönelik geliştirdiği olumlu duyguları olarak tanımlayabiliriz. Saygının özünü ise bireyin kendi duygu ve düşünceleriyle oluşturduğu senkronize ilişkileri belirler. Saygı, insanlık tarihiyle başlamış günümüze kadar farklı anlam kaymalarıyla da olsa gelmiş önemli değerlerimizden biridir.

Saygı denilince, toplumların birikimi olan değersel anlamlarında ufak farklılıklar olsa da temelinde bireyin kendisine ve etrafına duyarlı, nazik ve anlamlı ilişkilerini içermekte olduğu genel kabul alanıdır.

Her bireyin çocukluk dönemine (07 yaş) ait ailesi ve yetiştiği toplumun temel yaşama ve insana verdiği anlamı içinde, ya korku kültürü ya da değerler kültürü temelli bilinçaltını oluşturduğu gözlemlenir. Saygı da bu değerler kültürünün önemli bir parçasıdır.

Her birimiz, bugün içinde bulunduğumuz aile, arkadaş ve toplumsal ilişkilerimizde yukarı da bahsettiğimiz bu iki temel kültürden birisini baskın olarak kullanarak kendimizi ifade ederiz. Korku kültüründe büyümüş yani, söz hakkı verilmemiş, kendi sesine yabancılaştırılmış, varlığı ile yokluğu dikkate alınmamış sürekli iç dünyasına duyguları hapsedilmiş bireyler, istenilen anlamda özgür ve sınırları olan, özgüveni ve kendisi ile barışık bireyler hiç bir zaman olamamış kişilerdir. Bu tür kişilik gelişimiyle hayata bakan kişilerin aile ilişkilerinde, eş ve çocuklarıyla ilgili rollerde, iş ve sosyal ilişkilerinde sürekli kendilerini ispatlama, öne çıkma duygusu, ben merkezci davranışlar ve mükemmeliyetçi kişilik (özelinde ise özgüven sorunu olan) özelliklerini
bünyelerinde barındırırlar.

Korku kültürü, sevgi ve saygının ihtiyacın çok çok altında verilebildiği, anti demokratik aile ortamlarında bulunur. Bu kültürde yetişen bireyler, devlet başkanı olduklarında veya bir idari pozisyonda görev aldıklarında, ego merkezli, alternatif fikirlere kapalı, baskıcı, kuralcı, saldırgan ve kaotik bir tablo resmederler. Aile kurduklarında, eşlerine ve çocuklarına karşı sürekli dediklerini uygulatan, onların kendilerini yetersiz ve değersiz hissetmelerini sağlayan, acımasız, sevgi ve saygıdan uzak bir ortam oluştururlar.

Günümüzde gerek birey gerek çift ve gerekse de yönetimsel (yönetici ve lider konumundaki kişiler) sorunların temelinde korku kültürünün önemli oranda etkili olduğunu görülmektedir. Bir ülke hayal edin!… Devleti yöneten iktidar partisi yada başkanı, tüm kuralları kendisine göre belirliyor. Sistemi kendini koruyacak ve tek adam olma üzerine kurguluyor. Halkın refah ve mutluluğu yerini kendi mutluluğuna, güçlenmesine ve gücünün devamına bırakıyor. Her türlü kaos, ötekileştirme, insanların birbirlerine karşı güven ve saygının bitirilmesi en temel yönetim metodu haline geliyor. Kişilerin ve halkın içlerinde biriktirdiği bu öfkenin, kendini ifade edememe duygusunun nasıl, ne şekilde ve nereye yansıyacağından haberi yokmuş gibi davranabilir. Aslında bu durum gerçek anlamıyla yöneticilerin veya benzer ortamı oluşturan anne babanın korku temelli, duygusuz, hissiz bir çocukluk döneminde yetişmiş olduğunun en tipik göstergesidir. Ancak bu tür kişilik özelliğine sahip kişiler için sonuç çok net biçimde bellidir. O liderin, yöneticinin, anne yada babanın saygı duyulmayan, yerini öfke ve nefrete bırakan bir sonudur..

Değerler kültürü içinde büyümüş bireyler de ise karşıdakine saygı, renkkörü bakışı, kendi konumunda kabul, nezaket ve dinleme vardır. Bu kültür de yetişmiş kişi, anne baba ise hem kendi aralarındaki ilişki de hem de çocuklarıyla olan ilişkilerinde daha başarılı, daha sağlıklı ilişki geliştirdikleri görülmektedir. Bu kültürde büyümüş kişi devlet yönetici ise halkın özeleştirisine, isteklerine ve beklentilerini ifade etmesine izin ve değer veren kişi demektir. Özellikle halkına karşı kullandığı dil de, saygı, nezaket, gerektiğinde özür dileyen, hatasını kabul eden, hakaret içermeyen, yalan söylemeyen, tehdit ve tahrik içerikli beyan ve ifadelerden uzak duran bir tablo vardır.

Şimdi herbirimiz kendi annebabamızın bizi yetiştirirken kullandığı yönteme odaklananalım. İçimizde beslediğimiz duygularımız bizi hangi kültürün çocuğu olarak tanımlıyor? Korku Kültürünün mi Değerler Kültürünün mü çocuğu?

Bir de yaşadığınız devleti yöneten kişiye odaklanın. Gözlerinizi kapatın ve onun
icraatlarını, canlı yayınlardaki kullandığı dili ve halkın birbirine ne kadar mesafeli veya saygılı olup olmadığını düşünün. Kendinizi yaşadığınız bu devlette ne kadar değerli ve mutlu hissediyorsunuz? Sizce sizi yöneten kişi yada kişiler hangi kültürün çocuğu?

Bu tür sorgulamalar yapmanız sizi, korku kültüründe yetişmiş dahi olsanız kendinizi değişim ve gelişim süreçlerine zorladığınızın bir kanıtı yapacaktır.

Her insan, kendisi açısından kolay olmasa da kendisini belirli oranda değiştirebilir ve geliştirebilir. Yeter ki bu konuya açık olsun. Başkasını değiştirmeye çalışmanın yanlışlığını kabul eden her birey kendi gelişim yolculuğuna bilet almış demektir. Bu yolculuk size, kendinize saygıyı, başkalarına saygıyı, sevgiyi ve birlikte tam olunacağı duygusunu aşılayacaktır. Buyrun değerler kültürünün bir parçası olma yolcuğununa siz de katılın…

- Reklam -
Önceki İçerikYetkililer: Trene binenlere Covid-19 bulaşabilir
Sonraki İçerikNano parçacıklı giysi, beş derece serinletiyor

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

fifteen − eleven =