Eski oyunlarımız

Henüz teknolojinin günümüzdeki kadar yaygın olmadığı dönemde çocuklar ve gençler bir araya gelir, birlikte daha çok vakit geçirirlerdi. Kendi aralarında büyüklerinden tevarüs ettikleri oyunları büyük bir zevkle oynarlardı.

Özellikle de köylerde oynanan oyunlar çeşitlilik arz ediyordu. Her bölgenin kendine has oyunları vardı. Çocukların eskiden oynadıkları oyunları saymaya kalksanız birçoğunun ismini dahi hatırlayamazsınız.

Maalesef, birçok oyun bugün tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı bile. Yaşı kırkın üzerinde olanların çocukken oynadıkları oyunlardan bugün birçok gencin haberi bile yok. Bir dönem gençlerin hayatlarının bir parçası olan oyunlar bugün ya yaşlıların hatırasında güzel bir hatıra olarak kaldı, ya da alan araştırması yapan araştırmacıların eserlerinde derlenen bir folklor malzemesi olarak kitaplardaki yerini aldı.

Eğlenirken eğiten, eğitirken de sosyalleştiren oyunlara sadece basit bir oyun olarak bakmamak lazım. Bölgelere göre farklılık arz eden oyunlar, çocukların sosyalleşmesine, birlikte iş yapma yeteneğinin gelişmesine katkıda bulunurken aynı zamanda açık havada gençlerin spor yapmalarına da vesile olmaktaydı.

Kültürümüzün bir parçası olan birçok oyun aynı zamanda toplumun hayat anlayışını, dünyaya bakışını da aksettirmektedir. Birçok oyun farklı mesajları bünyesinde barındırmaktadır.

Aslında bu yönüyle de oyunlar irdelendiğinde kültürel öğe olarak bilim adamlarına birçok malzeme çıkacaktır. Bazı oyunlarda savunma, imece, saldırı, koruma gibi mesajları açıkça görülmektedir.

Günümüzde çocuklar adeta elektronik aparatlardan tarafından esir alınmış gibiler. Saatlerce bilgisayar, telefon ya da tabletlerinin başından ayrılamıyorlar. Onları görünce bazen seviniyor bazen de üzülüyorum. Üzülüyorum saatleri hatta günleri elektronik aygıtların başında geçiyor. Gah oyun oynuyorlar gah çizgi film izliyorlar. Müdahale etmeseniz saatlerce aparatların başından ayrılmazlar.

Maalesef bizim çocukluğumuzdaki gibi açık havada, radyasyonsuz ortamlarda dolu dolu vakit geçiremiyorlar. Onlara bazen de imrenmiyor değilim kendi çocukluğumuzu hatırlayınca. İstedikleri zaman istedikleri çizgi filmleri seyredebiliyorlar. İstedikleri programı izleyebiliyorlar.

Bizim kuşaktan olanlar çok iyi bilir, çocukluğumuzda bir tane Tv kanalı vardı. Kanal sabah erkenden İstiklal marşıyla açılır, gece geç vakitlerde yine İstiklal marşıyla kapanırdı. Malum internet de yok. Zaping kelimesi de henüz arz-ı endam etmemiş, literatürümüzdeki yerini almamıştı haliyle.

Yani bir kanala mahkumduk. Şirinlerin Gargamelle olan sergüzeştini izlemek için, düşünebiliyor musunuz, tam bir hafta beklerdik. Bir hafta boyunca beklediğimiz çizgi film bitince bir anda kendimizi büyük bir boşlukta hissederdik. Senarist de pek bir insafsızdı, filmi en can alıcı noktasında bitiriverirdi.

Bir hafta boyunca bekle dur, filmin sonu ne olacak diye. Bir anda peşi sıra onlarca bölümü izleyebilen şimdiki gençler anlamazlar bizi tabii ki. Pazar günleri bile ağız tadıyla Tv izleyemezdik. Bizim ayakta olduğumuz demlerde bir pazar konseri vardı. Aman Allah’ım, bizim için bir asır beklemek gibi gelirdi konserin bitmesi. Hep söylenip dururduk bu konser illa bu saatte mi olmalı diye.

Aslında kendi çocukluğumuz döneminde şimdiki gibi internet olsaydı bizler de bugünkü çocuklar gibi cihazların başından kalkamayacaktık. Onlara hak vermiyor da değilim.

Günümüzde çocukları elektronik aparatlara esir olmaktan kurtaracak alternatif ve popüler programlar sunmamız gerekiyor. Çocukları internet ve elektronik oyunlardan tamamen soyutlamak mümkün değil elbette.

Diğer taraftan eski oyunlarımızı biraz daha geliştirerek günümüzde tekrar canlandırmak da mümkündür. Hatta neden Anadolu’da, eskiden çocukların saatlerce oynadıkları oyunlar üzerinde çalışıp günümüzde birçok popüler spor dalı gibi geliştirilmesin. Günümüzde olimpiyatlarda oynanan birçok oyunun da serüveni onlar gibi değil miydi? Üstelik, atalarımızın yıllardır oynadıkları oyunların patenti de bize ait.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.