Dilimizin yapıtaşları: Kelimelerimiz

Milletler her dönemde birbiriyle irtibat halinde olmuştur. Bu temas bazı dönemlerde istenmeyen bir durumda savaş şeklinde tezahür ederken bazen ticari, bazen kültürel, bazen de siyasi saiklerle gerçekleşmiştir.

İrtibat sırasında milletler birbirinin tesirinde kalmıştır. Bu etkileşimden kültürel değerler de nasibini almıştır. Özellikle de dillerde karşılıklı olarak kelime alış verişi olmuştur.

Bu bağlamda Türkçenin ilk yazılı kaynakları olan Orhun abidelerinde (8. yüzyıl) Çince, Sankritçe, Soğutça kelimelere rastlamaktayız. O dönemde daha çok bahsedilen dilleri konuşan milletlerle irtibat halinde olan Türkler tabii olarak bu dillerden ödünçlemelerde bulunmuştur. Elbette Türkçeden de bu dillere kelimeler geçmiştir.

Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra Arapça ve Farsçadan kelimeler almaya başlar. Aynı zamanda Arap alfabesini de İslamiyet’le birlikte kullanırlar. Özellikle Osmanlı döneminde Arapça ve Farsça önemli dillerdendir. Dilimiz en çok kelimeyi Kur’an-ı Kerimin dili Arapçadan almıştır.

Bugün dilimizde Arapçadan alınan kelime sayısı yaklaşık 6 bindir. Arapçadan sonra en çok kelime aldığımız ikinci dil 5 bin civarında sözcükle Fransızcadır. Bunun yanında dilimize Korece, Arnavutça, Fince gibi dillerden, irtibatımız çok az olduğu için, bir iki kelime geçmiştir.

Dilimizden diğer dillere geçen kelime sayısı, Karaağaç’ın Türkçe Verintiler sözlüğüne göre birinci sırada 9 bin kelime ile Sırpça, 4260 kelime ile Ermenice yer almaktadır. Türkçeden Almancaya geçen kelime sayısı 166 iken, Almancadan Türkçeye geçen kelime adedi 96’dır.

Türkçe kelimelerle birlikte dilimize başka dillerden geçen birçok sözcük edebi eserlerimizde yerini almıştır. Alıntı kelimeler, Türkçe kelimelerle birlikte uyum oluşturmuş, hatta anlam ve fonetik olarak bir bakıma Türkçeleşmiştir. Ödünçlemeleri bir yönüyle dilimizin boyasıyla boyadıktan sonra kullanırız.

Gül kelimesini Farsçadan almışız. Bu kelimeyi Farslar gibi telaffuz etmeyiz. Aynı şekilde Arapçadan dilimize geçen ilim kelimesini Arapların söylediği gibi dillendirmeyiz. Kendi dilimizin ses yapısına uygun olarak seslendiririz.

Üç kıtada hâkimiyet kuran Osmanlı döneminde çok farklı milletlerin dillerinden kelimeler almışız. Nihat Sami Banarlı Osmanlı döneminde kelime alımını değerlendirirken Osmanlını cihan devleti olduğunu, hâkimiyeti altında uzun süre birçok milleti barındırdığını ve birlikte yaşayan farklı milletlerin dillerinden Türkçeye kelimelerin geçmesini gayet tabii görmekte ve bununla da iftihar etmektedir.

Başka dillerden alınan kelimelerle birlikte aynı zamanda kültürel değeler de ithal edilmektedir. Bugün Türklerin damak tadını yansıtan ve dünyanın dört bir tarafına yayılan döner, birçok ülkede ülkemizi layıkıyla temsil etmektedir. Hakeza en güzide gıdalarımızdan yoğurt da öyledir.

Başka dillerden aldığımız birçok kelimeye karşılık bulamadan fonetik değişiklikler yaparak kullanmaya başlamışız. Televizyon, radio, kablo vb. Diğer taraftan bazı yabancı kelimelere çok güzel karşılıklar bulmuşuz.

Bugün İngilizce computer “kompütür” kelimesi için Türkçe bilgi ve saymak kelimesinden birleşik kelime türetip dilimize Bilgisayar gibi, ismiyle müsemma, bir kelime kazandırmışız. Yüzyıllardır işlenen dilimiz aslında başka dillerden geçen kelimelere karşılık türetecek kadar zengin bir yapıya sahiptir.

Türkçede karşılığı bulunan kelimelerin yabancı kelimelerin yerine kullanılması elbette güzel. Diğer taraftan Türkçe karşılığı olmasına rağmen başka dillerden alınan bazı kelimeler bugün eş anlamlı kelime olarak dilimizde kullanılmaktadır. Ak kelimesi Türkçe bir kelimedir.

Eş anlamlısı beyaz Arapçadan dilimize geçen ve aslında Türkçe karşılığı olan bir kelimedir. Beyaz peynir deriz, ama ak peynir demeyiz. Türkçede, birçok anlamı olan ve günümüzde de sık kullandığımız kara kelimesinin yanında yine Arapçadan aldığımız siyah kelimesini de kullanmaktayız.

Kara gün deriz, fakat siyah gün demeyiz. Kara bahtıma yüklediğimiz manayı siyah bahtım şeklinde kullanmaya kalktığımızda kulağımıza hoş gelmeyen bir tamlama çıkmaktadır.

Aynı zamanda başka dillerden alınan kelimeleri bazen kelimeyi aldığımız dildeki manada kullanmayız. Farsçadan dilimize geçen ve sıklıkla kullandığımız Serbest kelimesi Farsçada “başı bağlı” anlamına gelmektedir. Oysaki biz tamamen farklı anlamda kullanıyoruz.

Latince kökenli Fransızcadan aldığımız maraşel kelimesi “nalbant, at bakıcısı” anlamında iken, biz kelimenin anlamını iyileştirip askeri bir unvan olarak kullanmaktayız. Bu durum diğer dillerde de söz konusudur. Batı dillerinde önceleri “hizmetli, papaz” anlamında kullanılan ministre kelimesi Batıda bugün Türkçedeki bakan kelimesine tekabül etmektedir.

Dil canlı bir varlıktır. Her dönemde yeni kelimeler türetilirken aynı zamanda başka dillerden de kelimelerin alınması gayet tabii bir durumdur. Fakat Türkçede karşılığı olan kelimelerin yerine sırf özentiden yabancı kelimeleri kullanmak dilimize karşı saygısızlıktır.

Velhasıl dünya ile irtibat halinde olan diller, gayet tabii olarak karşılıklı kelime alış verişinde bulunacaktır. Önemli olan kültürümüzün taşıyıcısı dilimize sahip çıkmaktır. Başka dillerden kelime alınmasını durdurmak için dünya ile olan bağlantımızı kesip içe kapalı bir toplum olmamız gerekir ki bu hiçbir dönemde mümkün değildir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.