Beyanın gücü

Dil insana bahşedilen en büyük nimetlerden birisidir. Şair ve yazarlar duygu ve düşüncelerini dil vasıtasıyla terennüm ederler.

Yeni konuşmaya başlayan yavrucak açlığını ve susuzluğunu henüz kekelemeye başladığı kelimelerle dillendirirken, minberdeki hatip cemaatinin bam teline dil vasıtasıyla dokunur. İktidara talip siyasetçi meydanlarda kitleleri dille ikna etmek için ter döker.

Elbette dil, birçok varlığın karşılığı olan kelime yığınlarından ibaret değildir. Kavramların karşılığı olan kelimelere edipler, hislerini kattıktan sonra kültürel birimi ile dili kullanarak ölümsüz yapıtlar ortaya koyarlar. Böylece adeta sözcük yığınlarından mürekkep gibi görünen deryadan erbabı nice inciler çıkarır.

Dilin sanat haline gelmesi edebiyatla zirveye yükselir. Erbabı, kelime ve cümlelerden kurduğu olağanüstü yapıtları hemcinslerinin beğenisine takdim eder. Birçok insanın hissedip söyleyemediği duyguları edipler suhuletle dile getirirler.

Şair, beynindeki kelime yığınlarından, dilin kurallarına, söz söyleme sanatına uymak suretiyle harika eserler ortaya koyar. Salt olarak zihnimizde yer alan gemi, ses, liman, yolcu, zaman, gün, meçhul vb. kelimeler gerçek âlemde bazı nesne ve varlıkların karşılıklarıdır.

Rastgele sıraladığımızda bir anlam ifade etmez. Oysaki kelimelerin; özenle seçilmesi, yerli yerinde kullanılması, eklerle birbirine bağlanması, edibin mahareti ve kültürel birikimi neticesinde karşımıza “Sessiz Gemi” gibi ölümü anlatan harikulade bir eser çıkabilmektedir:

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

 Yahya Kemal Beyatlı (Kendi Gök Kubbemiz)

1915 yılında Çanakkale’de yedi düvele karşı ölüm kalım mücadelesi veren Mehmetçik tarihte eşine az rastlanır destanlardan birisini yazar. Ordu cephede kanıyla destan yazarken şaire düşen de kelimelerle bu destana tercüman olmaktır. Mehmet Akif, Mehmetçiğin başarısını kaleme aldığı şiirde şehitleri yere göğe sığdıramaz. Oysaki burada da şairin kullandığı birçok kelime herkes tarafından günlük dilde de kullanılmaktadır. Ama manzum bir eser olarak ortaya koymak, inci gibi kelimelerden harika bir yapıt çıkarmak Mehmet Akif gibi söz ustasına nasip olabilir:

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

Mehmet Akif Ersoy (Safahat)

Söz ustası Fuzûli, Efendimizi anlattığı Su Kasidesinde Bağban’a, binlerce gül bahçesine su vermekten artık vazgeç, boşuna zahmet çekme, diye seslenir haklı olarak. Zira binlerce gül bahçesi olsa da gülzârda Nebi’nin yüzüne denk bir gül açılamayacağını terennüm ederken yine dilin yapı taşları kelimeleri sanatkârane bir araya getirmek suretiyle dile getirir:

Suya versün bâğban gülzârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün teg verse min gülzâre su

Fuzuli

Diğer taraftan kültürümüzde hal dili kal dilinden daha evladır. Fakat ikisi bir arada bulunduğunda ortaya emsalsiz muvaffakiyetler çıkmaktadır. Nice hükümdarlar, hatipler binlerce insanı hitabetiyle büyülemiş sayıca az grupları devasa ordulara meydan okuyabilecek neferler haline getirmiştir. Sultan Alparslan, Malazgirt Savaşında, 50 bin kişilik ordusu ile 200 bin kişilik Bizans ordusuna meydan okur. Meydan savaşından önce İrat ettiği hutbe, hitabetin en güzel örneklerindendir:

Ey askerlerim ve kumandanlarım!

Ben bizzat Müslümanların minberlerde bizim için duâ etmekte oldukları bu saatte düşmanın üzerine atılmak istiyorum.

Gâlip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç hasıl olacaktır, aksi takdirde şehit olarak cennete gideriz. Beni izlemek isteyenler gelsinler, geri dönmek isteyenler ise serbestçe geri dönebilirler. Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biriyim ve sizinle birlikte savaşacağım. Biz, Müslümanların eskiden beri yapageldikleri bir gaza yapıyoruz[1]

Nice edipler sevgisini ve nefretini dille ortaya koyarken, âşıklar, maşuklarına olan muhabbetini sözle anlatmışlar. Beyanın sihirli gücünden medet ummuşlar. Ordusunu coşturmak isteyen komutan da beyanın büyülü dünyasından istifade etmiştir. Velhasıl dil kendisini kullanan şahsın niyetine göre olumlu ya da olumsuz yönde istifade edilmeye müsaittir.

Hitabet sanatının inceliklerine malik nice kötü niyetli insanlar kitleleri şahsi emellerine alet edip toplumları felaketlere sürüklerken, nice hatipler ve eli kalem tutan aydınlar da beyanı insanoğlunun faydası için kullanmış, insanları doğruya, hakka davet etmişlerdir.

[1] Muharrem Kesik, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/73081

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.