Dua ibadetini nasıl anlamalıyız?

“Verirler “ben acizim , kudret senin” dedikçe…

Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe!” NFK

Dünyaya geliş amacımız, ilim ve dua kanatlarıyla kemale ermek. Önderimiz, dua kahramanı Hz. Muhammed (sav), kesintisiz  dua edip, dua ile bütünleşen O Zat (sav)  şöyle buyuruyor:

“Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” (İbn Mace, Dua,1) Ve  “Dua ibadetin ta kendisidir.” buyuran Efendimiz bunu hem sözleriyle hem de davranışlarıyla bizlere göstermiştir.

Dua, ibadettir.

Bizler çoğu zaman dua etmesini bilemediğimiz gibi, ne isteyeceğimizi ve nasıl isteyeceğimizi de bilemiyoruz.

En büyük sermayesiz servet, duadır. Duanız varsa, elebette duyanınız da vardır.

“Dua ve ibadet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için ölüm de ömür de hoştur„ diyor Mevlana’mız.

İbadetin özü dua gerçeğine vurgu yapan İbn-i Haldun ise: “Özlü ibadet istiyorsan duaya yönel ve duanın kabul olması için en yakın yer secdedir.„ hatırlatmasını yapıyor bizlere.

Peki, nasıl dua yapalım?

Kur’an-ı Kerim ve hadislerde geçen me’sur duaları okuyabileceğimiz gibi, kendi gönlümüzden gelenin anlatımı da olabilir.

Duaların zamanîliği vardır. Yani günümüzde neye muhtaç isek onları istemeli ve güncel tehlikeler neler ise onlardan Allah’a sığınmalıyız.

Hz. Muhammed (asv)’den nakledilmiş dualarla dua etmek hem sünnet, hem de daha güzeldir. O kelimeler daha nurludur.

Sadece sözlü olarak dua yetmez. Hem gönülden gelerek sözlü dua etmeli hem de (fiili dua) o doğrultuda çaba harcamalıyız.

Dua ibadetinin sırları

Duamıza icabet edileceğine inanarak dua etmemiz konusunda Allah Resulü «Kabul buyuracağına tam bir şekilde inanarak Al­lah’a duâ ediniz.» buyurmuştur. Mutlaka kabul olunacağı inancıyla duâ etmeliyiz.

«Rabbimiz ikramı bol ve haya sahibi bir Rab’dır. Ellerini kendisine uzatan kulunun ellerini boş çevir­mekten utanır.» (Tac, 5/113)

Dua ibadetinin sırrını anlamayan: “Dua ettim, istedim de duâlarımın kabul olunduğunu görmedim„ der. Ve duâdan usanır, duâyı bıra­kır.

Dua, ibadettir. İbadetin karşılığı ahirette verilecek. Duaya sebep olan bela ve musibetler gelince, dua ibadetinin vakti girmiş demektir.

Güneş batınca akşam namazının vakti girdiği gibi, bela ve musibetlerin gelmesi de dua ibadetinin vaktinin girdiğini gösterir. Ancak belâlar gitmez ise, “Duâm kabul olmadı” denilmemeli; “Duânın vakti bitmedi” denilmeli ve duaya devam edilmelidir. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemelidir.(Sözler, s. 287)

Ayrıca dua ibadeti için illa ki hastalık, bela veya musibetlerin gelmesini beklememek gerekir. En geniş ve bol vakitte denize veya ateşe düşmüş bir kişinin yalvararak dua etmesi gibi dua edilmelidir ki darda kaldığımızda imdadımıza yetişilsin.

“Ben duanın kabul edilmemesi kaygısı taşımam. İçimde dua etme isteğinin olmaması kaygısı taşırım.” diyen Hz. Ömer’in (ra.) duyarlılığına ulaşabilmek hedefimiz olmalıdır.

Allah Resûlü’nün (sav) beyanına göre madem ki; “Allah katında duadan daha kıymetli bir ibadet yoktur.” (Tirmizî) öyleyse dua ibadetine sadece darda kaldığımızda değil, her zaman her yerde devam edelim.

Duayı yaşam tarzı haline getirelim. Hayatımız dua olsun, adeta dualaşalım. Duada zirveye ulaşalım. Dünyaya geliş amacımıza kavuşalım.

Duanın kabul edilmesi için gereken şartlardan bazıları şunlardır

  • Helal yenilmeli. Helal giymeli. Haram lokmadan sakınılmalı.
  • Kabul edileceğine inanarak dua edilmeli.
  • “Dua ettim kabul olmadı“ denilmemeli.
  • Geniş zamanda iken, bela gelmeden önce çok dua yapılmalı.
  • Duaya hamd ve salavatla başlamalı, salavatla bitirilmeli.
  • Yalvararak dua etmelidir.
  • Fiili dua yapılmalı. Sebeplere uygun hareket etmeli.
  • Üzerimizde kul hakkı varsa helalleşmeli.
  • Dargınlığımız varsa barışmalı.
  • İsm-i a’zam ve esma-i hüsna ile dua etmelidir. Allah Resûlü (s.a.v) buyurdu: “İsmi A’zam şu iki âyettedir: “Elif lâm mim. Allahu lâ ilâhe illâ hüvel Hayyül Kayyum.” ile “Ve ilâhüküm ilâhün vâhid Lâ ilâhe illâ hüver Rahmânü’r-rahim.” (Ebû Dâvud)
  • Bağırıp – çağırmaksızın ve zoraki, edebî sanat gösterileri yap­maksızın duâ edilmelidir.

Önemli bir hatırlatma

Günlük hayatta çok sık karşılaşırız; “Bizleri de duada unutma emi.” Karşıdaki de “dualar müşterektir kardeşim.” der. Bunun anlamı,  “karşılıklı birbirimize dua edelim” demektir. Duaya dua ile karşılık vermek, Dua edene dua etmek gerekir.

Resûlullah (sas):

“-Allahü Teâlâ’ya günahsız dille duâ edin!„

Diyorlar ki:

-Yâ Resûlallah, günahsız dilimiz yoktur, nasıl günahsız dille dua edeceğiz? Şöyle açıklar günahsız dille dua etmeyi:

“-Sizin diliniz kendiniz hakkında günahlıdır, ama başkaları hakkında günahlı değildir. Öyle olunca siz başkaları hakkında günahsız olan dilinizle dua edin, onlar da sizin hakkınızda günahsız olan dilleriyle dua etsinler. Böylece günahsız ağızlarla birbirinize dua etmiş, makbul duaları almış sayılırsınız”

Öyle ise çevremizdeki insanların makbul duasını almak için onların kalp ve gönüllerini kazanmaya gayret edelim. Bizden memnun olan insanlar da bize günahsız ağızlarıyla dua etsinler. Biz de günahsız ağzımızla onlara dua edelim, böylece günahsız ağızlarla karşılıklı dualaşan bahtiyar bir toplumu da oluşturmuş olalım!

Rabbim dualarımıza icabet etsin. Bizleri dua yorgunu yapmasın. Dua  ibadetinde devamlı kılsın. Dua dağarcığını devamlı zenginleştirenlerden eylesin.

Arı, duru bir gö­nül ve samimi bir dil ile yapacağımız dualarımıza icabet edilmesini ve üzerine “kabul“ mührünün vurulmasını dilerim.

 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

fifteen − three =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.