Avrupa’daki düğün konvoyları: Gelenek mi, yoksa magandalık mı?

Belçika’da okul çıkışı bir otobüs durağı. Otobüs beklerken şakalaşan, itişip kakışan çocuklar telefonlarına davranıp ansızın karşılaştıkları alışılmadık görüntüyü kaydederken; beş yaşlarındaki bir kız çocuğu sevinçle el çırpıyor.

Sıradan bir günde çocukları bu denli heyecanlandıran olay ne? Yoldan geçen bir düğün alayı. Beyazlar içindeki gelin ile damatlıklarından ziyade günlük iş elbisesini giymiş gibi gözüken damat iki güçlü atın çektiği faytonun deri koltuğunda otururken, üniformalı faytoncu işine konsantre olmuş durumda.

Topu topu iki at, bir fayton ve üç kişiden oluşan düğün alayı sokaktaki insanlara öylesine sempatik geliyor ki, yaşlı kadınlar “mutluluklar, tebrikler” diye bağırırken; gelin ve damat çevredeki insanların bu ilgisine zaman zaman el sallayarak, gülümseyerek karşılık veriyor.

Siz şimdi bir de ortalığı birbirine katan, trafiği bloke eden, otobanları kapatan, insanları canından bezdiren Anadolu usulü düğün/sünnet konvoylarını gözünüzün önüne getirin.

Avrupa’nın göbeğinde insanları rahatsız eden böylesi düğün konvoylarını Anadolu kökenli insanların bir geleneği olarak anlayışla karşılamak mı gerekiyor?

Bu geleneğin tarihini, toplumsal fonksiyonunu, gerekçelerini, varsa eğer olumlu yönlerini bir tarafa bırakarak şunu söylemekte fayda var. Ramazan’da gece yarısı davul çalarak insanları sahura kaldırmak da Türkiye’de bir gelenek. Hem de çoğu muhafazakâr yerel yönetimin kurumsal olarak desteklediği, yaşatmak için uğraş verdiği bir gelenek. Türkiye’de gelenek diye Berlin’de Ramazan davulu çalınıyor mu, bilmiyorum? Kanımca Anadolu kırsalında yaşatılan, büyük şehirlerde de tolere edilen düğün/sünnet konvoyu geleneğinin Avrupa sokaklarında yeri yok. Kaldı ki bu husus Türkiye’nin büyük şehirlerinde de toplumsal bir sorun. Gel gör ki bırakın Avrupa’yı Türkiye’yi bile otuz yıl geriden takip eden bir zihniyet Türkiye’de modası geçmiş, tartışılır hâle gelmiş bir kültürel kalıntıyı Avrupa’nın göbeğinde yaşatmayı kimliğinin vazgeçilmez bir parçası zannediyor. Bu işin bir yanı.

Meselenin vahim bir tarafı daha var. Maalesef şiddet sadece sorunları çözme aşamasında değil bir şekilde sevinme, üzülme, coşku ve acı gibi en insani duyguları yaşarken bile toplumun yakasını bırakmıyor.

Günümüzde toplumsal bağlamından iyice kopartılan düğün konvoyu geleneği yazık ki şiddet ve gürültü borazancılığını meşrulaştıran bir görgüsüzlük hâline geldi. Alabildiğine kornaya basan, hatta silahındaki mermileri gelişigüzel boşaltan, nara atan magandalar yaşatılması gereken bir geleneğin temsilcileri değil, ırkçıların ekmeğine yağ süren zavallılar.

Sokakta davul zurnayla düğün konvoyu organize edip korna ve sarhoş naraları ile ortalığı velveleye vermek Türk kültürünün gereği değil; olsa olsa görgüsüzlüğün, ilkelliğin bir göstergesi olabilir.

Düğün konvoylarını şiddet eğiliminin bir dışa vurumu olarak görmemi yadırgayanlara şu hususu hatırlatmakta fayda görüyorum. Düğün konvoyları ile ortalığı birbirine katarak, havaya kurşun sıkarak evlenen çoğu kişi yazık ki günün birinde işler yolunda gitmeyince bıçak, balta veya tabancayla ayrılıyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

18 − fourteen =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.