ABD-İran çatışması ve Orta Doğu’nun âcizliği

ABD’nin İranlı General Kasım Süleymani’yi Irak’ın başkenti Bağdat’ta öldürmesi, İran’ın da misilleme olarak ABD’nin Irak’taki askerî üslerine füze fırlatması ile birlikte Orta Doğu’daki bildik tablo yeniden netlik kazandı.

ABD İran’ı hedef tahtasına yerleştirmek suretiyle bölgenin hâkimi olduğu algısını pekiştirmeye çalışırken, Rusya soğukkanlı ve kararlı bir şekilde bölgedeki çıkarlarını koruyor. Bölgedeki bazı ülkeler müttefikleri ABD’nin İran’a bir şekilde haddini bildireceğini düşünürken, diğerleri de ne şiş yansın ne kebap düsturunca krizi en az zayiatla atlatmaya çalışıyor.

Ancak her hâlükârda kaybeden yine Orta Doğu; kazanan ise ABD, Rusya ve AB oluyor. ABD ile İran arasında yaşanan ve çatışmaya dönüşen gerilim bundan sonra hangi aşamaya evrilirse evrilsin, gelişmeler yine aynı korelasyon bağlamında şekillenecek.

Görünüşe bakılırsa Irak ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölge ülkeleri ile AB yaşanan gerilimin daha da tırmanmasını istemiyor. ABD Başkanı Donald Trump ise yükselen tansiyonun uzun vadede ülkesine ne kaybettireceğinden çok İran ile yaşanan gerginliğin seçim sürecinde kendisine ne kazandıracağı ile ilgileniyor.

Bu durumun farkında olan AB ülkeleri ise son yıllarda İran ile geliştirdikleri ekonomik ilişkileri ABD ve Trump’ın önceliklerine kurban etmek niyetinde değil. ABD’nin çekilmesine rağmen İran ile yapılan nükleer anlaşmanın devamından yana tavır koyan AB ülkeleri son dönemde önemli bir ticaret hacmine ulaşan İran-AB ilişkilerini zora sokmak istemiyor.

AB’nin bir başka kaygısı da İran ile ABD arasındaki çatışmanın ortaya çıkaracağı yeni göç dalgası. Orta Doğu’daki her bir çatışmanın yeni bir mülteci akınına sebep olacağını bilen AB gerek ticari çıkarlarını gerekse diğer olumsuz etkilerini düşünerek ABD-İran arasındaki gerilimin daha fazla tırmanmasını, İsrail’e yansımasını istemiyor.

ABD’nin son iki yıldır iyice sertleştirdiği ambargolara rağmen İran’ı dize getiremeyeceğini, aksine İran’ın bölgede siyasi olarak daha da güçleneceğini herkes biliyordu. ABD buna rağmen neden krizin derinleşmesinden yana bir politika takip etti? İran’ın bölgedeki artan gücünü iyice fark eden ABD statükonun İran lehine işlediğinin farkındaydı. Bu nedenle statükoyu bozmak için gerekli tüm adımları atan ABD, son olarak Süleymani’yi öldürmek suretiyle İran’ın tehdit potansiyelini test etme aşamasına geçti.

Rusya eninde sonunda kazanacağı düşüncesiyle rahat hareket ediyor. ABD ile uygun adım yürümekten başka bir seçeneği olmayan Suudi Arabistan ile çatışmaların odağındaki Irak işin dışında tutulacak olursa Mısır, özellikle de Türkiye kriz bağlamında neler yapabilir?

Cevap oldukça basit: Olan biteni tribünden izlemek dışında hiçbir şey. Yeni bir dünya düzeni kurulurken, kartlar yeniden dağıtılırken aksi yöndeki tüm iddialarına rağmen Türkiye yazık ki masada yok.

Bu gerçek maalesef ABD-İran geriliminin tehlikeli bir şekilde tırmandığı şu günlerde iyice gün yüzüne çıktı. Kimse Türkiye’den ABD’nin İran’a yönelik tutumunu desteklemesini beklemiyor, ancak Ankara’nın burnunun dibindeki soruna bu denli seyirci kalması gerçekten üzücü.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

eighteen + 14 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.