AB, Türkiye ve Suriyeli mülteciler

Avrupa Birliği, Türkiye ile 2016 yılında imzaladığı Mülteci Anlaşması kapsamında vadettiği destek fonunun 1.41 milyar euroluk kısmını daha ödeme kararı aldı.

Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilere yönelik sosyoekonomik politikalar ile bulundukları bölgedeki belediye hizmetleri için kullanılması öngörülen son yardım paketi ile sağlanan destek miktarı 5.6 milyara ulaşmış olacak.

Konuya ilişkin bir açıklama yapan Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme
Müzakerelerinden Sorumlu Komisyon Üyesi Johannes Hahn, dünyadaki en büyük mülteci grubuna ev sahipliği yapan Türkiye’yi desteklemeye devam ettiklerini ifade etti.

Destek fonu ilgili sözleşmelerin 2020 sonuna kadar imzalanacağını belirten Hahn, Türkiye’nin sözleşmelerden doğan taahhütlerini 2025 ortasına kadar yerine getirmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Türk vatandaşlarına AB ülkeleri için vize kolaylığı sağlayacağı düşüncesiyle imzalanan ve dönemin hükûmeti tarafından büyük bir başarı olarak lanse edilen anlaşma gereğince Türkiye Suriyeli mültecilere yönelik taahhütlerini büyük oranda yerine getirdi.

Ancak Türk vatandaşlarına AB’nin kapılarını açması beklenen anlaşma gün geçtikçe Türkiye’nin aleyhine dönüyor. Anlaşma sayesinde Suriyeli mülteciler için gerekli masrafların büyük bölümünü karşılamayı, vize kolaylığı elde etmeyi ve katılım müzakerelerini hızlandırmayı amaçlayan Türkiye bugüne değin umduğunu bulamadı.

İktidarın başlangıçta ülke içinde ve uluslararası kamuoyunda lehine kullandığı Suriyeli göçmen politikası, ekonomik sıkıntıların tüm toplumsal kesimlerde hissedilmesiyle birlikte hükûmete karşı artan memnuniyetsizliğin önemli nedenlerinden biri haline geldi.

Peki üç yıl gibi kısa bir sürede rüzgâr neden yön değiştirdi?

İlk neden Türkiye’nin tutarlı bir göç/mülteci politikasına sahip olmaması. Hesaplı ve rasyonel bir mülteci politikasına sahip olmayan Türkiye o dönem işbaşında olan hükûmetin günübirlik siyasi hesapları yüzünden toplumsal olarak hazmedemeyeceği bir sığınmacı kitlesini hızlı bir şekilde bünyesine aldı.

Sonuçta mültecilere AB standartlarında bir hizmet verilemediği gibi, Suriyelilerin Türk toplumuna uyumu konusunda da hiçbir mesafe alınamadı. Belirli sektörler mültecilerin ansızın oluşturduğu talebin rantını yerken, sığınmacıların sonrasında kendi içlerinde oluşturduğu ekonomik döngü zamanla tepkiye dönüştü.

İkinci olarak; Suriyeli mültecilere bazı haklar tanınırken, uluslararası kriterlere göre sığınma hakkı tanınması gereken gerçek mağdurlar ile ekonomik kaygılarla ülkeye gelen göçmenler arasında hakkaniyetli bir ayrım yapacak hukuki mekanizma çalıştırılamadı.

Üçüncü olarak iktidarın Suriyeli mültecilere yönelik uyguladığı araçsal politika uzun vadede Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğurmaya başladı. Büyük bir hoşgörü ile ülkeye kabul edilen Suriyeli mülteciler yerine geldiğinde AB ile yapılan pazarlığın yeri geldiğinde de iç siyasi hesapların malzemesi yapıldı. Sığınmacılara yönelik memnuniyetsizliğin artması ile birlikte Suriyeli mülteciler üzerinden yeni siyasi hesapların devreye girmesi muhtemel gözüküyor.

Türkiye’nin Suriyeli mülteciler bağlamında yaptığı vahim hatalara şunları da eklemek gerekiyor: AB ülkelerindeki gibi bir uyum programına tabi tutmadan, siyasi kaygılarla alelacele vatandaşlığa kabul edilen sığınmacıların paralel topluluklar oluşturması halk arasında memnuniyetsizliğe neden olurken, yerel yönetimlerin işi de iyice zorlaştı.

AB ve diğer birçok ülke sığınmacıların geldiği ülkelere geri dönüşü için oldukça sert kriter ve yaptırımlara sahipken, Türkiye’deki çoğu Suriyelinin bayram ve özel günlerde gurbetçi gibi memleketlerine gidip gelmesi halkın hoşnutsuzluğunu besleyen haklı nedenlerin başında geliyor.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

nineteen − eighteen =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.