Değerli Devin Yazar, tatile girerken bir taraftan seviniyoruz, diğer taraftan da üzülüyoruz. Bir yıl tatili bekledik seviniyoruz. Fakat nerede tatil yapacağız? Buna üzülüyoruz. Çünkü tv. kanalları ve gazetelerde “Alternatif tatil, İslami tatil, tesettürlülere uygun tatil, muhafazakarlara uygun mekanlar vs.” şeklinde reklamlar ve ilanlar var.

Ben geçen yıl böyle bir yalana inandım ve tatilimiz bize zehir oldu. Havuz, hanımlara mahsus olunca; onun kenarında uzanıp bronzlaşmak, gerçekten alternatif bir tatil anlayışı oluşturuyor mu?

Bu tarz bir tatilin sadece haremlik selamlık olarak düzenlenmesi yeterli mi? Veya içki servisi yapılmaması bu mekânların İslami olmasını sağlıyor mu?

Acaba bu tatil modeli gerçekten İslamî mi? Önerilerinizi bekliyorum.

Bir OKUR

Sevgili OKUR, hani derler ya “bir okur, PİR okur.” Sen de onlardansın. Duyarlılığına teşekkür ederim. Böyle duyarlı okurların sayısının artmasına duacıyım.

Konunun özü; tatile gidecek kişilerin küçük bir araştırma yaparak o tatil yerlerinin özellikleri hakkında bilgi edinmeleri gerekir. İşi tesadüfe bırakmayınız.

Tatil yaparken de inançlarının gereğine dikkat eden kişilerin sayısı artarsa, arz talep kuralına göre tatil şirketleri de istekler doğrultusunda hizmetler sunacaklardır.

“Helal dairesi keyfe kâfidir. Harama girmeye gerek yoktur.” Haramdan kaçınmak koşuluyla tatilde her türlü mübaha yer verebilirsiniz.

Harama girmeden yeryüzünde gezmek, eğlenmek, yeme-içme mübahtır. İşin içine çocuk ve aile eğitimini de katınca, sevaptır.

Burada önemli olan: “Müslüman, kulluktan tatile çıkmaz.” Yani kulluğumuz, ibadetimiz, İslami duyarlılığımız tatil edilmez.

Tatil yerleri; bizi kulluktan uzaklaştıracak, günaha sokup, gafletimizi kalınlaştıracak, israf ağırlıklı mekanlar olmamalıdır.

Lüks otellerin “İslami tatil” reklamlarına aldanmamak gerekir. Sadece içki servisi yapılmaması ve havuzların kadın-erkek ayrılması o mekânları İslamlaştırmaz. Mekânın İslamisi olmaz. “Şerefü’l mekan bil mekin.” Mekâna değer kazandıran mekindir yani orada yaşayan kişidir.

Yeme içme, vakit ve başka şeylerin israf edildiği, gaflete dalınan, adına da “İslami tatil” denilen yerlere gitmezden önce bir daha düşünmek gerekir.

“Ne yapalım, başka yer yok ki mecburuz” diyenler var. Bilinmesi gereken kural şudur:

Mecburiyetin ve zaruretin ölçüsü ölümdür. Gitmezsek ölür müyüz. Esas gidersek manen ölmüş, yüce duygularımızı da öldürmüş oluruz.

Batılı tasvir etmek istemiyorum fakat yukarıda anlatmaya çalıştığım İslami anlayışın dışında; maddi manevi olarak kararmış, latifelerini öldürmüş, hem dışını hem de içini karartmış olarak tatilden dönmek İslami şuura sahip bir insana yakışmadığını da müsaadenizle söylemek istiyorum.

Yaşatmak için yaşayan bilinçli bir Müslüman, aile fertlerinin sorumluluğunu da taşıyan kişi olarak her hareketine dikkat etmek zorundadır.

Sizler kalıbınızla birlikte kalbinizi de karartmayın. Kalbinizi koruyun. O bembeyaz kalsın. Kalbinizi karartmadan tatilden dönmenizi dilerim.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

13 − twelve =