Çözümsüzlük 6

Saygıyı hayatın içinde görmeye çalışalım.

SEDAT İLHAN 28 Ocak 2026 YAZARLAR

Böylece saygı gösterebilmek için ihtiyacımız olan gücü, enerjiyi, motivasyonu nereden bulabileceğimizi keşfedebiliriz. Sizlerin katkıları ile hepimiz için hep birlikte tamam olsun. Umarım, beklerim.

Saygı susmak mıdır yoksa konuşmak mı? Kabul etmek mi yoksa ret etmek mi? Dost meclislerinde sunulan bal şerbeti mi yoksa düşmanlarla yakapaça olmuşken gösterilen bir tavır mı? Saygısız insan var mı?

Sorular, sorular, sorular… Tabii ki, cevabım var. Kendimce. Ancak anlamlı olabilmesi için hayatın içinde karşılığı olmalı ve sizlerden geçer not almalı.

Saygısız insan yoktur, diyeyim. Her insanın haklı olduğunu söylediğim gibi. Bu iki cümle birbirinin doğal sonucudur. Her insan haklıdır, diyorsak eğer her insanı saygılı görmek zorunluluk olur. Aksini ispat etmeye çalışan dostlarım da haklılar. Onları saygıyla selamlıyorum. Esenlikler, mutluluklar diliyorum.

Hadiselerin akışı harflerin klavyeden dökülüşü kadar kolay oluverse… Hayat bayram olurdu o zaman. Elele tutuşur, sonsuzluğa uzanırdık. Bunu isterdim. Ancak geldiğim noktada mümkün olmadığını düşünmeye başladım. Hepimiz için, hep birlikte mutlu mesut yaşanılası baharlara ulaşmak çok daha kolay aslında. Ama bunu isteyenler, pek çoklarının hayallerini süslediği, hayallerini bulmayı umduğu o ufuklara yapayalnız yelken açmalı.

Saygı… Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, bir şeyler eksik kalıyor, tam yerine oturmuyor. Ben yapamıyorum, diyeyim. Zaten ne söylüyorsak kendimizdendir.

Muhataplarımıza kendilerini değerli hissettirmektir, bir yönüyle. Uğraşlarımızın karşılıksız kalması ile başlayan o süreçte, kelimelerimize hakim olabilsek de mimiklerimiz haykırabilmekte. Kendisini değerli bilmeyen bir insana değer vermek? Veya kendisine verilen değer ile muhatabını değersiz görmek?

Veya farklılıklara açık olmaktır, desek. Tek taraflı mümkün olabilir mi? Kendi renkleriyle, tercihleriyle bana/bize biçtiği elbiseyi giymek zorunda mıyız? Ya da farklılıkların fark görülmemesi naifliğine karşılık farkın ön plana çıkması?

Veya insanların yapayalnız yürümek zorunda oldukları öğrenme yolculuklarına müdahale etmemek… Kesinlikle katılıyorum. Ancak öğrenmeyi ikiye ayırıyorum. Söylenenler, yazılanlar ve tavır. Kimin, neyi yapıp yapmadığına bakılmadan, en kısa ve risksiz bir yol bulmak üzere herşeyin konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım yanılıyorum.

Saygılı insanlar var. Demektir ki, bir iç huzuru elde edebiliyorlar. Maddi, manevi, bireysel, toplumsal faydayı görebiliyorlar ki, kelimelerini yutarak sabredebiliyorlar. Saygıyı sadece söylemlerinde taşımayanlar, saygı görmediği yerde bile halini değiştirmeyenler var ki, saygıları dillerde destanlaştırılıyor. Trajikomik olan şu ki, saygıyı anlatanlarda saygıyı görmek bazen mümkün olmayabiliyor.

Saygı bir ihtiyaç ki, aranıyor. İnsanlığın en temel ihtiyaçlarından birisi. Zaten kavgamız da bu yüzden. Kanırta kanırta saygı duymaları bekleniyor ki, bu saygı olamaz. Korkuyla, menfaat motivasyonuyla sadece başlar eğilebiliyor zaten. Tarihte yüzlerce örneğini görmek mümkün. Kaybetmeye yüz tuttuğunda, güçten düştüğünde köşeye itiliverenler…

Saygının iç dünyamıza, tecrübelerimize bakan yönü var. Çözüm odaklı düşündüğümüzde en etkin argümanlardan birisi olduğunu görmek mümkün. Kavga etmeyen bir insanı yenemezsiniz. Kaybedeceği bir şey olmayan birisi ne yaparsa yapsın kazanan taraftır.

Saygı gösterebildiğimizce anlamamız, anladım mesajı verebilmemiz, verdiğimiz mesajın yerine ulaşabilmesi mümkün. Böylece değerlerimiz değer görebilir. Hayatı/mızı yönetebiliriz.

Grupçuluk saygıya engel olmamalı. Gruplarımız düşüncelerimizi gerçeklemek üzere enerji depoladığımız ortamlar olmalı. Birbirimizle motive olarak, birbirimizden öğrenerek geleceğe emin adımlarla yürümeli.

Ve bilmelerimiz… Ne yazık ki, yaşadığımız problemler bilmediğimizden değil. Bilmenin yetmediğini görerek problemin bizim kapımızı çalmasını beklemeden en etkin çözümü bulmak ve gerçeklemeye çalışmak… Saygı ile mümkün.