Saygı… Bu konuda o kadar çok sorum var ki, konuyu nasıl toparlayabileceğim, göreceğiz. Sizlerin yardımına ihtiyacım var.
Hepimiz için hep birlikte tamam olsun. Umarım, beklerim. Mümkün olsa yüzlerce kişilik gruplarla bu kavramın üzerine odaklansak. Nedenini, nasılını, niçinini, enine, boyuna defalarca ele alsak. Ta ki, tüm duygularımızı doyuruncaya, refleksimiz saygı oluncaya kadar.
Söylemesi kolay. Her konuda, her zaman yaptığımız gibi. İstisnası mutlaka vardır diyeyim yine de. Herkes kendisini bilir, kendisinden söyler. „Her insan saygıya layıktır.“ demiştim mesela. „Her insan haklıdır.“ da demekteyim. Saygıyı arayış gayretimdir söyleten. Ancak buna rağmen gerektiğince saygılı davranabildiğimi düşünmüyorum.
Geçenlerde bir dostum itiraz ederek „Hitler de mi haklı?“ dedi. „Evet.“ dedim. „Hitler de haklı hatta siz de haklısınız.“ Ya BEN, benim haklı olduğumu kim söyleyecek? Hayrolsun.
Demektir ki, saygı beklenilecek bir şey değil. Bireyin kendisine saygısı var ise zaten beklemez. Ya yoksa? Verebileceği bir şey de yoktur. Beklemek sonuçsuz kalmaya mahkum.
Yine taaa başa döndük sanırım. Binlerce yıllık sorumuz. Cevapsız değil ama yine arar dururuz. İnsan nedir? Ancak o kadar geriye gitmeyelim. Çünkü dostlarımızın aklına, erdemine güvenmemek olur yaptığımız.
Kendimize saygımız… Bu kavramda bir tılsım var sanki. Söylenir durur. Psikologlar da söyler kişisel gelişim uzmanları da. Kim ne anlıyor, bilinmez. Ama çok farklı anlamlarda kullandığından hiçbir kimsenin şüphesi yok. Kendi değerlerimizi koruyabilmek, kendimizi yeterli ve önemli hissetmek, diğerleri ile aramıza sınır koyabilmek… bazıları. Ama bana yeterli gelmiyor. Mükemmeliyetçi olduğum kadar değişime açık bir birey olarak sürekli insanları değiştirmeye çalıştım. Masadan kalkan olmadım, iletişimi kesmedim diyebilirim. Ancak bazı durumlarda elimin kolumun bağlandığını hissettim ve isyan ettim. Bunu bir çözüm olarak görmediğim halde yaptım. Müsaade ederseniz tecrübelerimi formülize etmeye çalışayım ki, sonraki aşamaya geçebilmek mümkün olsun. En azından düşünce planında.
Herşeyi kendimizden biliyoruz. Zaten başkaca bir referansımız yoktur.
BEN farklıyım. Kendimize saygı aslında farklılığa saygıdır. Her insan farklıdır ve sadece bu nedenle her insan saygıya layıktır. O zaman soralım kendimize: İçerik önemsiz midir?
Bence değil ama içeriğin önemini gölgede bırakan başka faktörler vardır; Kabul ve arayış mesela.
Ya kabul ettiğimiz otoritelerin söylemlerini düşünmeden, anlamadan alırız ki, kendimize saygısızlıktır. Ya da diğerleştirdiğimiz insanlar her ne söylerlerse söylesinler ret ederiz ki, farka saygısızlık olur.
Saygı içeriği kabul etmek değildir. Ancak kabul etmediğimizde ret ediyor olmayabiliriz. İçeriğe saygı ile yaklaştığımızda anlamamız mümkün. Böylece iletişimi yönetebiliriz. Anladım, mesajı vererek anlaşma zemini oluşturabiliriz. Buna rağmen belki muhatabımızı ikna edemeyebiliriz ama kesinlikle kendimizi geliştirebiliriz.
Muhatabımızı kabul ettiğimizde içeriği içselleştirmeye çalışmadan gösterilen tavır, saygı olmuyor. Çünkü muhataplarımızı kabul etmemiz iki temel kritere dayanmakta; gücün cazibesi, korktuğumuzu sevmek, saymak ve saygı görmek. Burada da kendimize saygısızlık olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Kendimize saygımız… Değerlerimizi ortalığa düşürecek şeylerden kaçınmaktır bir anlamda. En doğruyu bilmek, aramak, bulmak isteğine, gayretine dayanarak anlam kazanabilir. Ayrıca BEN merkezci bir yaklaşımdan uzaklaşabildiğimizce değerlerimiz değer görebilir, sahiplenilebilir.
Hala duygularımı doyurabilmiş değilim. Resmin tamamını göremiyor muyum yoksa? Neyi yanlış yapıyorum sizce?
