REMZİ KAPTAN
07 Ocak 2026
YAZARLAR
Gözle görünmeyen, yürekte yaşanan ve oradan insanın cümle varlığına sirayet eden; sarıp sarmalayan, çepeçevre kuşatıp insan ruhunu adeta hiçlikten (kün/Big Bang) varlığa, oradan yokluğa (kıyamete/Armagedon) götüren bir hâl… Aşk hâli…
Onun içindir ki “Benim pirim Şah-ı Merdan Ali’dir.” diyoruz.
Ondan dolayıdır ki o, bizler için lâmekân mülkünün yegâne sahibidir.
Sıradan, alışageldik kavram ve cümlelerle anlatmaya çalışmak beyhudedir.
Bu bir aşk hâlidir ve onu ancak yaşayanlar bilir.
Lâmekân mülkünün padişahını, sahibi Zülfikâr olan Ebu Turab’ı yine de anlatmaya gayret ediyoruz bilindik kavramlarla.
Çünkü bir ihtimal, birileri bu tutkuya anlam verir inancıyla…
O sebeple demişiz: “Ali sevilmez mi?”
O dememiş miydi:
“Bizi arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven âşık olur; âşık olana biz de âşık oluruz.”
Ali’nin âşık olduğu birisinin hangi divanda, mekânda, boyutta zorluğu olabilir ki?
Açlar doyar, susuzlar kanar Ali ile.
Sunduğu bade ile aşkın en güzeli yaşanır, yaşatılır.
Tarihten günümüze ve günümüzden geleceğe nice âşık, derviş, kâmil, sadık bu aşk badesi ile gerçeği görmediler mi?
Gördükleri gerçeklerin izleri değil mi yukarıda yazılanlar?
Ali sadece bize özgü, bize özel değildir.
Her coğrafyada, her dilde, her yürekte, her bilinç sahibi formda vardır.
Özü aynıdır fakat bin bir isimle, bin bir şekille vardır.
Ne mutlu bize ki en aşikâr, en bilindik, en ete kemiğe bürünmüş hâliyle onu tanımak; tanıyıp sevmek, yolundan gitmek, adını anmak, yüceltmek bize nasip oldu.
Çok şükür, binlerce şükür.