Çin – Tayvan adalar anlaşmazlığı ve uluslararası hukuk

Çin ile egemenlik ihtilafındaki Tayvan anlaşmazlığı 70 yılı aşkın süredir askeri gerilimlere sebep oluyor. Son yıllarda ise ABD donanmasının Pasifik’teki 7. filosuna bağlı görev yapan Ronald Reagan savaş gemisi Tayvan açıklarında görev yapıyor. Çin Halk Kurtuluş Ordusu donanması da Tayvan Adası’nın karşı kıyısındaki Fucien ve Güney Çin Denizi kıyısındaki Guangdong eyaletlerinde tatbikatlar düzenliyor.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin olası Tayvan ziyareti ABD-Çin gerilimini artırırken ABD’nin Tayvan ile resmi temas kurması Çin tarafından “egemenlik ihlali” olarak görülüyor. ABD ise Çin’i Tayvan politikasının değişmediğini ve Washington’un mevcut statükoyu değiştirmeye veya bölgedeki barış ve istikrarı baltalamaya yönelik tek taraflı çabaları şiddetle karşı çıktığını belirtti.

Uzun zamandır Güney Çin Denizi’nde Pekin yönetimi, Japonya, Filipinler, Vietnam ve Endonezya dâhil olmak üzere birçok Asya ülkesi ve Doğu Çin Denizi’nde Japonya ile deniz alanları ve adalar konusunda bir anlaşmazlık içinde.

Peki, bu duruma uluslararası hukuk ne diyor?

Özellikle Çin ve Japonya arasında tarihsel bir siyasi çatışmaya dönen Çin’de “Diaoyütay” Japonya’da “Senkaku” olarak adlandırılan adacıklar, 1895’e kadar o dönemin Çin yönetimine bağlı Tayvan’ın bünyesinde bulunuyordu.

Japonya’nın işgalci politika izlediği 19. yüzyılın sonlarında Birinci Çin-Japonya Savaşı sonrası iki ülke arasında 8 Mayıs 1985’te imzalanan “Şimonoseki Antlaşması” ile Tayvan ve bölgesindeki adalar Japonya’nın kontrolüne geçti.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir dönem ABD kontrolünde kalan bu adalar, 1972’de Japonya’ya iade edildi. Çin tarafı ise meseleyi küçük adacıklar olmasının ötesinde milli gurur haline getirirken, Japon tarafına işgalci dönemini hatırlatarak adaların kendi egemenliğinde olduğunu belirtiyor.

İki ülke arasında tartışmalı adalar sorunu ilişkilerde takıntılı bir krize dönüşmüş durumda. Ancak diğer yandan da Asya’nın iki dev dinamosu karşılıklı ekonomik hassasiyetler ekseninde kontrollü gerginlik uyguluyor. Bilhassa son yıllarda adalar meselesinde sesi daha gür çıkan taraf olan Çin, sıcak temasa girmeden bu sorunu masa başında çözmek istiyor.

Son dönemde bu konuda Çin’e göre sessiz kalmış gözükse de Japonya’nın da inatçı ve sert tavır takındığı aşikâr. Uzakdoğu Asya’nın iki büyük gücü olan Çin ve Japonya’nın adalar meselesinde önümüzdeki dönemde diplomatik manevralarla nasıl tavırlar alacakları merak konusu.

Öte yandan Çin’de 1949’da Mao Zıdong’un iktidara gelmesi üzerine bazı hükümet üyeleri, Tayvan’a kaçarak, adada bağımsızlık ilan etmiş ve milliyetçi Çin olarak da adlandırdıkları Tayvan’ı kurmuşlardı. Ancak Çin, Tayvan’ın bağımsızlığını kabul etmemiş ve adanın kendi topraklarına dâhil olduğunu öne sürmüştü. Çin anakarasının açığındaki bu ada ABD’nin desteğiyle 1971’e kadar Birleşmiş Milletler’in (BM) beş daimi üyesinden biri olurken, Çin’in dünya siyasetinde nüfuzunun artmasıyla Tayvan BM’den çıkartıldı ve yerine Çin üye oldu.

Bu dönemden sonra iki taraf arasında yavaş da olsa ekonomik ilişkilerde ilerleme kaydedildi. Tayvan’ın bağımsızlık isteğine karşı siyasi tıkanıklığı yumuşatmak amacıyla 1992’de “tek Çin” temeline dayanan ve Tayvan ilişkilerinde barışçıl gelişmeyi amaçlayan “1992 Anlaşmasına” imza atıldı.

Çin, tartışmalı Güney Çin Denizi’nde yaşadığı egemenlik sorunlarının yanı sıra bölgede özellikle güvenliği sağlama ve kontrol etme amacı kapsamında Tayvan’dan vazgeçemezken, Tayvan sorununda keskin bir eylemde bulunmak yerine uluslararası toplumun dikkatini çekmeden ilk adımı atan taraf olmayı seçti. Bu bağlamda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tayvan’ın 18. dönem lideri Ma ying-jeou ile kasım ayında Singapur’da 1949’daki ilişkilerin kesilmesinden sonra bu düzeyde ilk teması gerçekleştirmişti.

Diğer yandan, Tayvan’da ocak ayında yapılan genel seçimlerde bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleyiş Partisi (DPP), son 8 yıldır iktidarda bulunan milliyetçi Kuomintang (KMT) partisine karşı zafer elde etmiş ve Çin-Tayvan ilişkilerinin Çin aleyhine farklı dönemece gireceği yorumları yapılmıştı.

Pekin yönetimi, seçim sonuçlarına ilişkin, Tayvan’ın bağımsızlığına kesinlikle karşı olduğunu ve durumun seçim sonucuna göre değişmeyeceğini açıklamış, Tayvan’ın DPP’den ilk kadın lideri Tsai Ing-wen da Çin ilişkilerinde provokatif olmayacaklarını vurgulayarak anakaranın seçim sonuçlarına saygı duymasını istemişti.

Pekin yönetimi, büyük bir aile olduklarını ve egemenliklerini koruyacaklarını ifade etse de Tayvan tarafı, tarafların değerlerine saygı duyulmasının altını çiziyor. Çin ile deniz komşuları arasındaki çeşitli ikili toprak çatışmalarının hiçbiri için görünürde kalıcı bir çözüm yok.

Zaman zaman bu çatışmalardan biri ya da diğeri yeniden ısınırken, diğerleri daha düşük ateşte kaynamaya başlar. Mayıs ayının başından bu yana, Vietnam ile tartışmalı Paracel Adaları yakınlarındaki bir Çin petrol platformu üzerindeki anlaşmazlık, özellikle Vietnam’daki büyük Çin karşıtı protestolar nedeniyle odak noktası haline geldi.

Güney Çin Denizi’ndeki diğer büyük çatışma ise Çin ile Filipinler arasında yaşanıyor. 2012’de askeri tehditlerle dolu bir aşamadan sonra, Scarborough Resifi’nin Çin tarafından fiilen işgaline rağmen gergin bir sakinlik hüküm sürüyor. Çin-Filipin anlaşmazlığı, ilgili deniz bölgelerinde çatışma çözümü için uluslararası hukuk araçlarının ne kadar sınırlı olduğunun iyi bir örneğidir.

Filipin’in Manila yönetimi, Çin ile olan anlaşmazlığını Ocak 2013’te Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) tahkim mekanizmasına havale etti. Ancak Pekin teklifi hemen reddetti. Pekin yönetiminin bu tavrıyla, kendisini bir kez daha zayıf komşularını iten kibirli bir bölgesel güç olarak mı gösteriyor?

Doğu Asya uzmanı Alman yazar Reinhard Drifte’ne göre bu o kadar basit değil: “Bu sadece bir taktik manevraydı. Çin’in buna karşı çıkacağı çok açıktı.” Çin, DTÖ çerçevesinde olduğu gibi ticaret meseleleri dışında uluslararası tahkimi temelde reddediyor. Buna ek olarak, Çin 1996 yılında Deniz Hukuku Sözleşmesine katıldığında, adalar üzerindeki egemenlik anlaşmazlıkları Sözleşme’nin yargı yetkisinin dışında tutulmuştu. [1]

Uluslararası hukuk uzmanı Alman Stefan Talmon’a göre de bu, Filipinler’in diplomatik ilerlemesini “uluslararası hukuka göre etkisiz” olarak nitelendirmekti. Talmon’un meslektaşı Drifte, Filipinler için oyunda daha fazla hesaplama görüyor. Sloganına göre: “Bunu uluslararası topluma bıraktık, uluslararası hukuka göre ilerlemek istiyoruz ve bakın Çin bunu yapmayı reddediyor.” Manila yönetimi, Çin’in Scarborough Resifi üzerindeki iddiasına sürekli olarak itiraz ettiği sürece, Çin bölgeye kaç devriye gemisi gönderirse göndersin veya orada deniz fenerleri veya benzerleri inşa etse de, bölgenin uluslararası hukuktaki statüsünün belirsiz kalmasını sağlar. Uluslararası hukuk uzmanı Talmon, prensipte bu kuralın Güney ve Doğu Çin Denizlerindeki diğer tüm çözülmemiş iddialar için de geçerli olduğunu savunuyor.

Aynı nedenle uzmanlar, Senkaku Adaları konusundaki anlaşmazlıkta Japonya’yı uluslararası hukukta Çin’den daha iyi bir konumda görüyorlar. Drifte, “1895’ten (adaları kimsenin olmayan topraklar olarak ilhak ettiğinde) 1971’e kadar, Japonya bu adaları herhangi bir karşı talepte bulunmadan talep edebilir” diyor. Pekin, takım adalar üzerindeki iddiasını tescil etmeye ve Japonya’nın iddiasına itiraz etmeye ancak 1971’de başladı.

Japonya ve Çin, 1972’de ve 1978 Barış ve Dostluk Antlaşması’nda diplomatik ilişkiler kurduklarında, Japonya, Senkaku Adaları üzerindeki egemenlik konusunu gündeme getirdi. Pekin, bu sorunu çözmek için “sonraki nesillere” bırakmayı önerdi. Japonya bunu yazılı olmayan bir anlaşmayla kabul etti, ancak Çin-Japon ilişkileri uzmanı Drifte, artık bunu duymak istemediğini söylüyor.

İronik olarak, her iki ülkenin de 1996’da Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne katılması, ada anlaşmazlığını alevlendirdi. Çünkü her iki taraf da daha sonra taleplerini, örneğin münhasır ekonomik bölgelere kaydettirdi. Önemli bir olay ise, Çinli bir balıkçı kaptanının Japon sahil güvenlik botlarıyla iki kez çatıştığı ve Japonlar tarafından tutuklandığı 2010 yılına dayanıyor. Drifte, “Bu, Çinliler için kırmızı bir çizgiyi aştı ve Diaoyu Adaları’ndaki iddialarımızı netleştirmek için öncekinden daha güçlü bir şekilde protesto etmemiz gerektiğini söylediler” diye açıklıyor.

Çin açısından, Eylül 2012’de Japon hükümeti tarafından üç adanın kamulaştırılması, Japon provokasyonlarının geçici doruk noktasıydı. Ancak bu arada, Senkaku Adaları çevresindeki kıyı sularına sürekli gözetleme botları gönderen, hava gözlem şamandıraları asan ve savaş gemilerinin hareketlerini ayrıntılı olarak yayınlayan Çin tarafından provokasyonlar yoğun bir şekilde geliyor. Gözlemciler bunu, Japon Donanması ve Sahil Güvenlik’in sayısal olarak yetersiz birimlerini “tükenmenin ve kapasitelerinin eşiğine” sürmekten ibaret olan Çin adına bir strateji olarak görüyorlar.

ABD Deniz Harp Okulu’ndan James Holmes için bu, uluslararası hukukla da ilgili bir gelişmedir: “Pekin, iddia ettiği bir bölgeyi, diğer hak sahipleri etkili karşı önlemler alamadan izlemeyi ve kontrol etmeyi başardığında, o zaman Çin yavaş yavaş, Çin’in bir parçası olarak kabul edilecektir.”

Doğu Çin Denizi’ndeki çatışma, Güney Çin Denizi’ndekinden farklı olarak coğrafi olarak farklıdır. Ancak Güney Çin Denizi’nde Çin’in iddiaları belirsiz. Çin, özetle tüm deniz alanını talep ediyor gibi görünse de Çinli diplomatlarla yapılan görüşmelerde, durumun kesinlikle böyle olmadığı, hiçbir şekilde Güney Çin Denizi’nin tamamı üzerinde hak iddia etmiyorlar. Bu nedenle Pekin, uluslararası topluma tam olarak bu alanda kendi toprakları olarak iddia ettiğini söylemiyor.

Gelinene noktada bir süredir Çin, bu meseleyi uluslararası hukuk uzmanlarının uygun olmadığını düşündüğü Güney Çin Denizi iddiasını tarihsel olarak desteklemek için sözde “dokuz çizgili çizgi” ile tartışmıştı. Ancak Çin’in “deniz dâhil tüm adaların kendilerine ait olduğunu” iddia ettiği daha yakın tarihli formülasyonları, Alman yazar Reinhard Drifte’nin görüşüne göre “tamamen saçma” ve Deniz Hukuku Sözleşmesi metnine dayanmıyor. Drifte, göre “Çin’in gerçekte ne istediğini kimse bilmiyor.”

Esasen Çin ve Asya, 2002 yılında Güney Çin Denizi için bir davranış kuralları oluşturma konusunda anlaşmışlardı. Ancak, bir yanda Asya, diğer yanda Çin gibi heterojen bir devletler topluluğunun strateji de bunalmış olduğu gösterilmiştir. Güven artırıcı tedbirlerin formüle edilmesi için tüm devletlerin bir fikir birliğine varması gerekir ki; bu da pek sağlanamayacak gibi duruyor. Ayrıca, resmi ve bağlayıcı olacak yönergeler hazırlanmalıdır.

[1]        Alman yazar Reinhard Drifte’nin 28.11.2013 tarihinde Deutsche Welle’den Hans Spross’a verdiği röportaj.

- Reklam -
Önceki İçerikGurbetçi aile kaza yaptı: 4’ü çocuk 7 yaralı
Sonraki İçerikGurbetçinin evini akrabaları soymuş

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

1 × 1 =