foto: pixabay, Bob_Dmyt

Çocuğumuzu hayata hazırlamak hepimizin ortak derdi.

Evet, hepimizin derdi, duası ve ideali, kendi ayakları üzerinde durabilen, medeni cesaret sahibi, beden ve ruh sağlığı yerinde çocuklar yetiştirmek. Bunun adı, çocuğumuzu hayata hazırlamak.

Peki, bu konuda başarılı olabiliyor muyuz? Sorunun cevabını sona bırakarak biraz daha konumuzu irdeleyelim.

Bize emanet olarak verilen çocuğu hayata hazırlarken ona kazandırmamız gereken en önemli davranış, sorumluluk bilincidir.

Sorumluluk becerisi gelişmemiş çocuk, hayata hazırlanmamış demektir. Yani çocuğumuz; sorumsuz, umursamaz, aldırmaz birisi ve evde sorumluluk almıyorsa, biz de çocuğumuz da başarısız olmuşuz demektir.

Küçük yaştan itibaren sorumluluk duygusu gelişmemiş/ geliştirilmemiş çocukların toplum hayatına karışması, yüzme bilmeyen kişinin okyanusa atlaması gibidir. Sosyal hayatın dalgaları arasında boğulmaması mümkün değildir.

Hayat ile ilgili diğer değerler gibi sorumluluk da, çocuğun öncelikle anne babasından, sonra da okul ve sosyal çevresinden öğrendiği, geliştirdiği bir beceridir.

Çok sık kullanılan moda bir deyim var: “Kendi ayaklarının üzerinde durmak.„ Sarmaşık gibi başkalarına tutunarak varlığını devam ettirmemek. Çocuk kendi ayaklarının üzerinde duracak. Peki, bu nasıl olacak ve bunu nerede, ne şekilde öğrenecek?

Cevap basit. Çocuğun kendisi bizzat hayatın sorumluluğunu alacak, karşılaştığı problemlerin çözümündeki hatalarını görerek kendi çözüm yollarını, kriterlerini oluşturacak ve kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenecektir.

Deneme yanılmayla, küçük küçük adımlarla yürümesini, yüzmesini öğrendiği gibi hayatı ve hayatın gerçeklerini de öğrenecektir.

Tatil, sorumluluk duygusunu geliştirmek için iyi bir fırsattır.

Çocuklarda sorumluluk duygusunun gelişmesi ve geliştirilmesi bir eğitim işidir. Öğrenme faaliyetidir. Bu öğrenme işi, tatilde evde oturmakla ve kurstan kursa gitmekle olmaz.

Bir işe girip çalışmakla olur. Para kazanmak, aile bütçesine destek olmak ebetteki önemli. Fakat buradaki amaç, çocuğun hayata hazırlanması, hayatı tanımasıdır. Kitaplarda anlatılan, filmlerde seyredilen hayatla gerçek hayat çok farklıdır.

Tatilde bir işte çalışarak bağımsızlaşmayı öğrenen çocuk, kararlar alacak, kararlarının sonuçlarından ders çıkaracaktır. Hatalar da yapacak. Hatalarının sonuçlarını görerek bir daha aynı hatayı yapmamayı öğrenecektir.

Böylece hem kişiliğini ve karakterini oluşturacak hem de kendini, hayatı ve hayatın realitesini tanıyacaktır. Bu şekilde çocuk kütüphanede değil, işte çalışarak hayata hazırlanacaktır.

Tatil zamanı çocuk için, hem dinlenme zamanı hem de okul zamanlarına oranla daha hafif çalışma programlarının uygulandığı bir zaman dilimi olmalıdır.

Çalışmaktan amacım sadece ders çalışmak değil, para kazanılacak bir işte çalışmayı öneriyorum.

Bilinçsizlik nedeniyle birçok öğrenci tatil boyunca bütün gün televizyon seyrederek, geceleri geç saatlerde yatarak, gezip eğlenerek ya da odasına kapanıp bilgisayar başında saatlerini harcayarak geçirmektedir.

Bu tutum yanlıştır. Bu şekilde çocuk hayata ve geleceğe hazırlanmaz.

Almanya’da hepimizin ortak şikayeti; çocuklarımız şükürsüz  ve doyumsuz. Doğru.

Peki, hatamız nedir? Çocuklar ailedeki sıkıntılara, masraflara ortak olmuyorlar. Sadece rahata, konfora ortak oluyorlar.

“Ben yaşayamadım çocuğum yaşasın” veya “ben çektim çocuğum çekmesin” deyip, çocuğun hizmetçisi durumuna düşüyoruz. O, evin kralı veya kraliçesi, bizler de onun hizmetçisi oluyoruz.

Çocukların hayata hazırlanmaları için ders çalışmaları değil, işte çalışmaları, paranın nasıl kazanıldığını görmeleri gerekiyor.

Bu eğitimden onları yoksun bırakmayalım. Eve kapatmak yerine işe gitmelerini teşvik edelim. İşyeri bulalım, çalışsınlar.

Sosyalleşme, sosyal hayatın içine girmekle olur. Kolay gelsin.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

17 − 9 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.