Türkiye’nin otomatik bilgi paylaşımında son gelişmeler

Türkiye’nin finansal hesapların otomatik bilgi paylaşımı ile ilgili olarak konu sosyal medyada, Türk ulusal medyasında ve hatta TV’lerde tartışmalara devam ediyor. Hatta bazı yayın organlarının haber başlıkları gurbetçiler arasında panik havasını körüklüyor.

Biz ise bu paylaşım ve haberleri zamanım elverdiği ölçüsünde takip etmeye çalışıyorum. Ama daha önce bu köşemde yazdığım ve Youtube kanalımdaki videolarda da belirttiğim gibi olaya her zaman hukuki açıdan ve ihtiyatlı yaklaşıyorum. Verdiğimiz veya vereceğimiz bilgileri hukuki dayanaklarıyla veya resmi makamların açıklamalarıyla teyit etmeden yazmamaya çalışıyorum.

Bu köşe yazımda sizlere yine Türk resmi makamlarından aldığım bilgilerle son gelişmeleri paylaşmak istiyorum. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı koordinasyonunda Avrupa’da, İsveç’ten Belçika’ya, Almanya’dan Avusturya’ya, Fransa’dan Hollanda’ya kadar değişik ülkelerde yaşayan Türk kökenli ve o ülke hukukunda avukat meslektaşlarımı Finansal Hesapların  Otomatik Bilgi Değişimi konusunda bilgilendirmek için düzenlenen ve yaklaşık 45 hukukçu ve bürokratın katıldığı bir sunum gerçekleştirildi.

Bu sunuma ben de davet edilmiştim ve katıldım. Bu vesile ile hem böyle güzel bir program tertip ettikleri hem de beni de davet etmelerinden dolayı T.C. Cumhurbaşkanlığı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı yetkililerine özellikle teşekkür ederim.

Sunumu otomatik bilgi paylaşımında Türkiye yetkili makamı olarak belirlenen Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının (GİB) üst düzey bir bürokratı gerçekleştirdi. Kendisinden izin almadığım için ismini zikretmek istemiyorum.

Sosyal medya veya görsel ve yazılı basında bazı yorumlara ve haberlere denk geliyorum. Bazılarının Türkiye’nin 2020 yılında Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika ve Hollanda ile bilgi paylaşmayacağını resmi olarak açıklamasına rağmen “Bana göre Türkiye bu yıl bilgi paylaşmaya başladı” diye yorum yapması gerçekten ilginç.

Diğer yandan bir gazetenin “1 Ocak 2021 tarihinden itibaren Türkiye gurbetçinin bilgilerini paylaşmaya başlıyor” diye başlık atarak kesin bilgiymiş gibi yayınlaması başlı başına bir fecaat. Evet bu haber başlığı açıklanan 54 ülke ile ilgili olarak doğru. Ama beş Avrupa ülkesi özellikle de Almanya için haberdeki bilginin teyidi yok. Habere bakınca bilgi Alman ve Türk makamlarının açıklamalarına dayandırılıyor. Ama Almanya’nın şu bakanlığının şu kurumunun şu tarihli açıklaması gibi bir bilgi verilmiyor.

Açıkça söyleyeyim ben o kadar araştırdım ama öyle bir açıklamayı bulamadım. Ne Alman yetkili makamlarında ne de siyasilerinde.

Konumuza dönecek olursak yukarıda da belirttiğim toplantıda GİB üst düzey bürokratının bizlere yaptığı sunumda genel olarak daha önceki yazılarımda özetlemeye çalıştığım rehberdeki bilgiler tekrarlandı.

Ancak siz gurbetçilerimiz gibi biz hukukçularında aklındaki ana soru  “Türkiye 2020 paylaşım takvimine almadığı bu Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika ve Hollanda ile hatta halen paylaşıma başlanmayan İsviçre ile ne zaman paylaşıma başlayacak? Örneğin gazetenin haberine başlık yapıldığı gibi bu ülkelerle 2021 yılında paylaşım yapılmaya başlayacak mı? “ sorusuydu.

Sunum sonrası bu soruları sorma fırsatımız oldu. Zira yayınlanan rehberde bu ülkelerle 2020 yılında 2019 bilgilerinin paylaşılamayacağı, takvime alınmadığı bildirilmişti ama örneğin 2021’de başlanacak diye de bir açıklama yapılmamıştı.

Bu soruya sayın GİB yetkilisi cevaben; Türkiye’nin daha önce çifte vergilendirme sözleşmelerinin 26. maddesi gereğince Norveç ve Letonya ile 2018 bilgilerini 2019 yılında paylaştığını ve paylaşmaya devam edeceğini, Cumhurbaşkanınca 31.12.2019 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girdiğinden otomatik bilgi paylaşımı sözleşmesi gereğince teknik alt yapı çalışmaları biten ve hazır olan 71 ülkeden 2020 yılı sonuna kadar 2019 bilgilerinin alınacağını bu ülkelerden 54 tanesine de karşılılık esası gereğince otomatik olarak finansal bilgilerin verileceğini, 2020 yılı için Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika ve Hollanda için ise Türk vatandaşlarının yoğun yaşadığı ülkeler olması dolayısıyla ek teknik çalışmaların yapılması ve hazırlıkların tam olarak bitirilmesi halinde otomatik bilgi paylaşımı aktivasyonunun yapılmasının mümkün olduğunu, ancak çalışmaların halen devam ettiğini, sadece bu ülkeler değil 54 ülke ve bu 5 ülke dışında diğer ülkeler için de bu hazırlıkların ne zaman biteceğinin şimdiden kestirmenin, dolayısıyla herhangi bir tarih vermenin şu aşamada mümkün olmadığını, listelerin dinamik olduğunu, çalışmalar ve aktivasyonlar bitirildikçe ülke sayılarının arttırılacağını söyledi.

İsviçre özelinde de aynı doğrultudaki soruya GİB yetkilisi, İsviçre ile ilgili de çalışmaların ve karşılıklı yazışmaların devam ettiği bilgisini verdi. Yani İsviçre için de bir tarih vermedi.

Yine kafalarda soru işareti bırakan Alman Federal Maliye Bakanlığının 1 Temmuz 2020 tarihli tebliği ekinde Türkiye’yi 2020 yılında paylaşım yapılacak ülke olarak işaretlemesinin ne anlama geldiği, bunu nasıl anlamamız gerektiği şeklindeki şahsen benin sorduğum bu soruya GİB üst düzey yetkilisi; “Eyaletlere gönderilen bu bu tebliğ bizi bağlamaz.

Bu büyük ihtimalle Almanya Maliye Bakanlığının kendi iç düzenlemesi. Yani aynı bizim yaptığımız gibi bir hazırlık ve çalışma olabilir. Bu 2020 yılında paylaşım yapacağımız anlamına gelmez. Zira biz çalışmalarımızın devam ettiğini, teknik sebeplerle 2020 yılında bilgi paylaşamayacağımızı yayınladığımız rehberde de açıkça ifade ettik”

Şimdi tüm bu açıklamalardan çok açık bir şekilde anlıyoruz ki, Türkiye Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika, Hollanda ve hatta İsviçre ile otomatik olarak gurbetçinin finansal hesaplarını 2020 yılında kesin ve kesin paylaşmayacak. 2021’de paylaşmaya başlayacağı da belli değil. Çalışma ve hazırlıkların bitirilmesine göre belki 2021’de de paylaşmaya başlayamayacak.

O halde “Bence Türkiye bu yıl bilgi paylaşmaya başladı” şeklindeki bir yorum ve  “1 Ocak 2021 tarihinden itibaren Türkiye gurbetçinin bilgilerini paylaşmaya başlıyor” şeklindeki bir haber başlığı ve haber bizzat Türk yetkilisi tarafından yalanlanmış oldu.

Notlarıma devam edeyim. GİB üst düzey yetkilisinin gurbetçimize ve finansal kurumlara tavsiyesi, sözleşme gereğince esas olan mukimlik yani ikametgah esas alındığından gurbetçilerimizin bankalarına müracaat ederek ve görüşerek gerçeğe ve mevzuata uygun bilgilerini güncellemeleri. Aynı şeyi bankalar da mudileri için her zaman yapabilirler.

Merkez Bankası kamu kurumu olduğundan bu bankadaki finansal bilgiler, sigorta kuruluşlarındaki araba, kaza sigortaları, herhangi bir finansal yatırım veya fona yönlendirilmemiş ise bireysel emeklilik hesapları paylaşıma girmiyor. Ama hayat sigortaları giriyor.

Son olarak sosyal medyada yapılan yorumlara değinmek isterim. Gurbetçimiz haklı olarak bu sözleşmenin uygulanması dolayısıyla çok tedirgin ve Türk hükümetine çok kızgın. Bunu anlıyorum ama her şey bu kadar basit değil. Belki bu tespitlerim dolayısıyla beni hükümet taraftarı veya muhalifi ilan edecekler çıkacaktır. Fakat bunların benim için fazla anlamı yok. Hakkın, hukukun ve adaletin yayında durmaya devam edeceğim.

Ancak bu olayı yorumlamak ve tespit yapmak Nasrettin Hoca’nın hikayesindeki gibi gerçekten çok zor.

Hani Nasrettin Hoca kadılık yani hakimlik yapıyormuş. Davacı ve davalı gelmiş yerlerini almış. Tabi yargılama Hoca’nın evinde yapıldığı için Hoca’nın hanımı da davayı perde arkasından dinliyor. Hoca davacıyı dinlemiş “Haklısın” demiş. Sonra davalıyı dinlemiş ona da “Haklısın” demiş ve tarafları huzurundan göndermiş.

Tabi olayı dinleyen hanımı şaşırmış ve “Hocam sen ne yaptın? Davacıya da davalıya da haklısın dedin. Bu nasıl olur? Sen olayı çözmeliydin” der. Hoca hanımının yüzüne şöyle bir bakar ve “Valla hanım sen de haklısın” der.

İşte otomatik bilgi paylaşımı meselesi de bu şekilde.   Herkes haklı. Başta paylaşım yapılacak ülke haklı. Henüz başlanmadı ve ne zaman başlayacağı belli değil ama örneğin Alman Maliyesi ve Sosyal Yardım kuruluşu. Alman vergi mevzuatına göre Almanya’da altı aydan fazla yerleşik her vatandaş tam vergi mükellefidir ve dünyadaki vergiye konu olabilecek her türlü finansal varlığını bildirmek zorundadır. Beğensek de beğenmez isek de ülkenin mevzuatı, kuralı bu şekilde. Türkiye’deki varlığımızı bildirmek zorundayız. Bildirmez isek yaptırımlarla karşılaşırız.

Diğer yandan Alman sosyal yardım kuruluşları. Her başvuru yapıldığında yurtdışında bir geliriniz var mı diye soruyor haklı olarak. Şayet yardıma muhtaç isek bize sosyal yardım da bulunuyor ve bu parayı tüm Almanya’da yaşayanların ödediği vergilerden ödüyor. O halde Almanya’nın Türkiye’deki malvarlığımızı bilmek istemesi hak hukuka göre haklı. Nasrettin Hoca’nın hikayesindeki davacı gibi. Bunları gerçeğe ve hukuka uygun zamanında bildirsek ve gereğini yapsak hiç bir sorun yaşamayacağız.

İkinci olarak “Ben vergimi takip edeceğim ve alacağım” diyen örneğin yine Türkiye-Fransa gibi. “Otomatik bilgi vereceğim ve alacağım” der ama “Filler tepişir çimenler ezilir” sözündeki arada ezilen çimen misali gurbetçi de haklı.

Yıllarca yurdunda ekmek parası bulamadığı için gurbete gelip gece demeden gündüz demeden, nasırlı elleri ve tırnağıyla kazandığından, işinden dişinden hatta bazen çocuğunun rızkından arttırarak birikimini “Ülkem, vatanım kazansın” diyerek Türkiye’ye yatırım yapan Almanya’da yabancı Türkiye’de Almancı muamelesi gören, buna rağmen varını yoğunu ülkesine getiren gurbetçi de haklı. Şimdi bu fedakarlığının karşılığı olarak otomatik bilgi paylaşımıyla kendi ülkesinin kendisini ispiyonlayarak çimen gibi ezdiği duygusunu yaşayan gurbetçi. Nasrettin Hoca hikayesindeki davalı gibi o da haklı.

Üçüncü haklı Türk devleti. Hoppa o niye haklı demeyin. Çünkü Türkiye maalesef uzun zamandır üretim yapan, yüksek teknoloji üretip ihraç eden bir ülke değil. Üretimini son yıllarda ihracat anlamında çok getirisi olmayan sadece inşaat ve tekstil sektörüne yatıran ve dolayısıyla iç-dış borçlanmaya ve tüketime dayalı ekonomisi olan bir ülke. Bunu ben değil ekonomi uzmanları söylüyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin üye olduğu uluslararası siyasi, askeri ve ekonomik kuruluşlar ile dünyadaki finans çevreleri Türkiye’nin kendisiyle beraber hareket etmesini istiyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), G20, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, NATO, Dünya Bankası gibi.

İşte bunlar içerisinde OECD ülkeleri vergi takibinde işbirliği ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda karşılıklı yardımlaşma konusunda anlaşıyor. 1988 yılından beri bunun hazırlığını yapıyorlar. Ama Türkiye buna yanaşmıyordu.

2008 dünya ekonomik krizinden sonra OECD ülkeleri bu yardımlaşma işine hız verdi. Uzun süre bu sözleşmelere imza atmaktan kaçınan Türkiye nihayet 2011 yılında Vergisel Konularda Karşılıklı Yardımlaşma Sözleşmesine “Ben sadece gelir vergisi, kurumlar vergisi ve KDV vergisi bilgilerini paylaşırım diğer bilgileri paylaşmam” diye çekince koyarak imzaladı. Daha doğrusu imzalamak zorunda kaldı.

İmzalamazsa güvenilmez ülke olarak kara listeye alınacaktı. Ama bu sözleşmeyi yaklaşık altı yıl sürüncemede bıraktı. Taki 2018 yılında yani yedi yıl sonra yürürlüğe koydu. Burada Türkiye’nin direnmesini takdir etmek gerekir.

Ama iş bu sözleşmeye imza atmak ve yürürlüğe koymakla bitmedi. G20 devletlerinin 2014 yılında hazırladığı ve bu yazımıza konu otomatik bilgi paylaşımı sözleşmesinin de imzalanması istendi. Yoksa yine kara listeye alınma söz konusuydu.

Türkiye bu sözleşmeyi de imzalamak için uzun süre ayak sürüdü. Nihayet 2017 yılında imza atmak zorunda kaldı. Ama yine yürürlüğe koymadı. Taki 31 Aralık 2019 tarihine kadar süreci uzattı ve ancak bu tarihte Cumhurbaşkanı kararı ile onaylayarak yürürlüğe koydu.

Peki kara liste Türkiye için neden bu kadar önemli? Maliye Bakanlığının rehberinde de açıklandığı gibi ekonomisi tamamen yabancı sermayeye, borçlanma ve tüketime dayalı Türkiye şayet bu sözleşmelere imza atmasa ve uygulamaya geçmez ise kara listeye alınacak.

Kara listeye girmek güvenilir ve şeffaf ülke olmaktan çıkmak, uluslararası örgütlerde söz sahibi olamamak, rahat kredi bulamamak, yüksek faizlerle borç para almak, Avrupa Birliği gibi örgütlerden gelecek yardım ve fonların kısılması veya işlemlerin sürüncemede bırakılması demektir ki, bunlar Türk devletinin kaldırabileceği yükler değildir. Yani bir nevi ülkenin bekası meselesi.

İşte bu nedenle Türk devleti bu sözleşmelere imza atmak ve uygulamak zorunda kalmıştır. Bu nedenle Nasrettin Hoca hikayesindeki Hoca’nın hanımı Türk devleti de haklı.

Elbette burada Türk devletine hak verebiliriz ancak bu sözleşmelere imza atan siyasilere şunu da sormalıyız diyorum. Neden otomatik bilgi paylaşımı ile ilgili bu sözleşmeye sadece bir çekince koydunuz? O da Güney Kıbrıs’ı tanımadığınız için bu ülke ile bilgi paylaşımı yapmamak.

Fakat gurbetçiyi de koruyacak şekilde 2011 yılındaki sözleşmede yaptığınız gibi örneğin 100 bin Euro’nun altındaki hesapları paylaşmayız diye bir çekince koymadınız? Çünkü buradaki amaç kara paranın kaçırılması ve takibi değil mi? 100 Euro’nun altındaki paranın ne karası olacak ki?  Deli sorular..

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

one × one =