Almanya’da savcının yasal pozisyonu ve gerçekler

Savcılık makamı yargılama hukukunda üç ayaktan iddia makamını temsil eder. Diğerleri savunma yani avukatlarla karar makamı yani hakimdir.

Ancak burada hem Alman hem de Türk mevzuatına göre savcının özel bir durumu söz konusudur. Savcılık makamı bir suçu soruştururken hem sanık hem de müşteki olanlar açısından lehe ve aleyhe delilleri toplayıp ona göre bir değerlendirme yapmak zorundadır.

Peki uygulamada bu böyle mi oluyor?… Almanya’daki uygulama ile ilgili olarak yıllar önce Alman hukuku avukatı bir meslektaşımın yazısı arşivimde kalmış. Bu hafta sizinle onu paylaşacağım. Bundan sonrasını ona sözlerine bırakıyorum;

Hukuk fakültelerinde öğrencilerine savcılık makamı öğretilirken şöyle bir şey söylenir: Savcılık dünyanın en tarafsız kurumudur. Neden böyle söylenir?… Çünkü savcılık sanığın (suçlananın) hem lehine hem de aleyhine olan tüm delilleri toplamalı ve mahkemeye sunmalı.

Teorik olarak bu çok güzel olsa da pratik olarak bunun hiç böyle olmadığı acı bir gerçektir.

Güzel teorilere uzak, gerçek hayatta ben savcının sanık lehine delil topladığını hiç görmedim. Bariz göze batan noktalara da basa basa “bu sanığın lehine” dediğini de görmedim.

Küçük ve basit bir örnek verelim: Ahmet yıllardır maç seyretmek için kahveye gider. Bir gün kahveye gittiğinde karşısına çıkan ve tanıdığı Mehmet’i bir yumruk ile yere serer.

Bu soruşturmayı üstlenen savcılık “Ahmet kahveye girdiğinde sebepsiz olarak ve aniden Mehmet’i dövmüştür” der.

Bunu okuyan hâkim muhtemelen şöyle düşünür: “Bu Ahmet çok tehlikeli… Adam sırf insan dövmek için kahveye dalıyor”. Aslında ilk bakışta savcılığın yaptığı tarafsız bir değerlendirme gibi görünüyor.

İşte burada savunmanın rolü devreye girer. Çünkü ifade edilmesi gereken ama savcılık tarafından ilk bakışta önem taşımayan bir nokta gibi görünen ve göz ardı edilen bir durum vardır. O da şu: “Ahmet yıllardır maç seyretmek için kahveye gider. Ama yıllardır herhangi bir sıkıntısı, herhangi bir vukuatı olmamış ve herhangi bir kavga çıkmamıştır.” Bunun bilinmesi gerekir. Çünkü bunu bilen hâkim muhtemelen şöyle düşünecektir: “Allah Allah… Acaba ne oldu da Ahmet bu sefer böyle bir şey yaptı? Mutlaka bir şeyler olmuş olmalı. Çünkü Ahmet yıllardır gidiyor ve ilk defa bir şey oluyor.”

Bu çok küçük ve basit bir olay gibi görünse de benzer örnekleri çoktur. Hâkimin de bir insan olarak bu küçük ve ilk bakışta basit gibi görünen şeylerden etkilenmemesi mümkün değildir.

Savcıya sorsanız… Neden bunu yazmadınız? Ahmet’in yıllardır o kahveye gittiğini neden konu yapmadınız? Vereceği cevap bellidir. Diyecektir ki; “Ne önemi var. Yıllardır gitmiş ya da gitmemiş olmasının asıl işlenen suç ile ne bağlantısı var?”.  Savcının dediği kısmen doğru olsa da söylediğimiz gibi etkisine bakmak lazım. Ve buna benzer çok ama çok örnekler var.

Değerli arkadaşlar, bir olayı tamamıyla değerlendirmek gerekir. Bir olayın sadece bir parçasını anlatarak belli bir algı oluşturulur.

Bir örnek daha verelim: Ahmet yıllardır çarşıda gezerken gördüğü yardım kuruluşlarına yardım amacıyla bir miktar para verir. Bir defasında polis evine gelir ve Ahmet’in yasaklanmış bir örgüte maddi destek yaptığını söyler. Savcı iddianamesini hazırlar falan.

Şimdi değerli arkadaşlar. Ahmet’in “Yıllardır gezerken gördüğü yardım kuruluşuna maddi destek verdiği” kısmını anlatmadığınızda sadece gerçeğin yarısını anlatmış olursunuz. Ortaya bambaşka bir sonuç, bambaşka bir Ahmet çıkar.

Demek ki, tarafsız olmak doğruyu bulmak için yeterli değildir ve aralarında çok büyük fark vardır. Onun için ceza hukuku alanında çalışan bir avukat olarak özelikle uyarıyorum. Ceza davalarına avukatsız gitmeyin. Haklı olmakla haklı çıkmanın arasında büyük fark vardır. Acı tecrübe edinmeden önlemini alın.

- Reklam -
Önceki İçerikTom Cruise o sahnenin hikâyesini anlattı
Sonraki İçerikZonguldak’ta Almanya’ya kaçmak isteyen 10 şüpheli gözaltında

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

12 − 10 =