Tarihte Almanların Osmanlıya, ABD ve Rusya’ya göçlerin öyküsü – 4

Bu hafta yazı dizimizin son bölümü ile Almanların 250 yıl önce içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartların etkisiyle başlayan bu göç yolculuğu ve günümüzde de hala sürdürmekte olan etkilerini anlatmaya devam ediyoruz.

1933 yılında iktidara gelen Nazilerin “Alman Halkı” söylemi, SSCB’yi endişeye sevk etmiş ve Volga Almanları üzerindeki sınıfsal baskının etnik temelli bir baskıya evirilmesine yol açmıştır.

Volga Almanları arasında bir milliyetçi kimlik algısı oluşmamıştır. Ancak yine de Naziler Avrupa’nın diğer bölgelerindeki Almanlarla birlikte Volga Almanlarını da diaspora söylemlerine dahil etmişlerdir. Böylelikle Faşist Almanya SSCB için iki açıdan tehdit olarak algılanmıştır.

Birincisi Almanların biyolojik üstün ırk temelli yaklaşımları çok uluslu yapıdaki SSCB için tehdit teşkil etmektedir. Diğer taraftan batıda Almanya, doğuda ise Japonya somut tehdit olarak görülmektedir. Dolayısıyla SSCB’deki Almanlar, Alman=Faşist=Düşman olarak algılanmaya başlanmışlardır.

1941 yılında Almanya’nın Rusya’ya savaş açmasıyla birlikte Volga Almanları için zorlu bir süreç başlamıştır. SSCB yöneticileri, Rusya Almanlarının Hitler ile iş birliği yaparak geri bölgede tehlike yaratacağını değerlendirmiştir. Bununla ilgili somut bir delil ortaya koyamamışlardır.

Ancak bu durumu Almanların çok iyi çalıştıkları ve kapalı toplum oldukları için bilgiyi sakladıkları şeklinde açıklamışlardır. Stalin, Alman işgal bölgesinde kalan bütün halkları iş birlikçiler olarak görmüş ve onları cezalandırmaya karar vermiştir.

28 Ağustos 1941 tarihli Yüksek Sovyet Genelgesiyle Kırım ve Volga bölgeleriyle birlikte Rusya’nın Avrupa kısmında yaşayan Almanlar, Sibirya, Kazakistan ve Altay bölgelerine sürgün edilmişlerdir. Bu sürgünler 1941-1945 yılları arasında devam etmiştir.

Yaklaşık 1.1 milyon Rusya Almanı sürgüne tâbi tutulmuştur. Bu sürgünler sırasında yaklaşık 300 bin kişi, yol şartları, açlık, hastalık ve zorunlu işçilik koşullarında hayatını kaybetmiştir. Kazakistan’a sürülen Almanların sayısı ise 407 bin olarak tespit edilmiştir.

Werth’e göre, İspanya İç Savaşı sırasında Franko’nun cephe hattı gerisindeki insanları gayrinizami harp kapsamında kullanması, böyle bir ihtimalden çekinen Stalin’i de kendi azınlıklarını savaş sırasında kontrol altına almaya yöneltmiştir. Diğer taraftan, Müttefik ülkeler de Nazi Almanyasının Alman azınlıkları savaşın bir enstrümanı olarak kullanmasını önlemek maksadıyla Orta, Doğu ve Güney Doğu Avrupa’da bulunan Almanların göç ettirilmesini 1943 Tahran ve 1945 Yalta zirvelerinde gündeme almışlardır.

Kazakistan ve Sibirya’da dilleri yasaklanan Almanlar, 1955 yılına kadar işçi kamplarında kalmışlardır. 16-55 yaşları arasındaki bütün kadın ve erkekler bu kamplarda çalışmak zorunda bırakılmışlardır.

Bu işçi kamplarında çalışmayan Almanlar ise 1941-56 yılları arasında “özel kamplarda” tutulmuşlardır. 1955 yılında Almanya Şansölyesi Konrad Adenauer’in SSCB’yi ziyaretinden sonra ancak Almanların normal olarak yerleşmelerine izin verilmiştir. Ancak, savaş öncesi topraklarına geri dönmelerine ve sürgün sırasında el konulan mallarını talep etmelerine izin verilmemiştir.

Savaş sırasında sürgüne tâbi tutulan halklardan sadece Volga Almanları, Ahıska Türkleri ve Kırım Tatarları affedilmemiştir. Kırım Türkleri daha sonra vatanlarına dönme hakkını kazanmışlar ancak Almanlar ve Ahıska Türkleri savaş öncesi vatanlarına dönme hakkına hiçbir zaman ulaşamamışlardır.

Bu nedenle, Volga Almanları üzerinde yapılan çalışmalarda bir “kurbanlaştırma” yaklaşımı gözlemlenmektedir. Aslında Almanlara yönelik “özel” uygulamalar olmakla beraber bütün halklar SSCB ideolojisinin acılarını yaşamışlardır. Mukhina’ya göre Volga Almanlarının suçu yanlış zamanda yanlış yerde olmaktır.

Rusya Almanlarının durumu, 1964 yılından itibaren düzelmeye başlamıştır. SSCB Yüksek Konseyi 1941 tarihli sürgün kararını iptal etmiştir. Böylece Volga Almanları üzerindeki “vatan hainliği” suçlaması kalkmıştır.

Bu tarihten sonra savaş öncesi vatanlarına (Volga Bölgesi) dönme talepleri de artmaya başlamıştır. 1975 yılında imzalanan Helsinki Sözleşmesi ve yaşanan yumuşama, Batılı ülkelerin baskısını artırmasına yol açmıştır. Komünist rejim, dünyaya karşı olumsuz bir imaj vermek istememiştir.

Bu sırada KGB Şefi olan Yuri Andropov, 1976 yılında Almanların Kazakistan’da bir özerk yönetim kurması yönünde bir çalışma başlatmıştır. Kazakistan’ın şimdiki başkenti Astana civarında olması düşünülen Alman Özerk Cumhuriyeti, Kazak halkının tepkisini çekmiştir.

Kazaklar 1979 yılında kitlesel gösterilerle plana karşı çıkmışlardır. Böylelikle Almanların Kazakistan’da özerk bölgeye kavuşturulması planı çökmüştür. 1991 yılında Kohl ve Yeltsin arasında Almanların öncelikle Volga Bölgesine yerleştirilmesi konusunda mutabakata varılmış, ancak bu plan daha sonra Ruslar tarafında asla yürürlüğe konmamıştır.

Volga Almanları arasında diaspora fikrinin gelişmediği daha önce belirtilmiştir. William Safran diaspora yaklaşımında, altı özellikten bahsetmekte ve bunlardan dördünün anavatana yönelik tutumla ilgili olduğunu belirtmektedir.

Bu kapsamda, ancak yaşanan sürgün sonrasında 1950’li yıllardan itibaren Almanlar arasında bu fikrin geliştiği gözlemlenmektedir. Hem Birinci Dünya Savaşı öncesi, hem de iki savaş arası dönemde göç eden Rusya Almanlarının çoğu anavatan Almanya yerine ABD, Kanada ve Brezilya gibi ülkelere göç etmişlerdir. Bu da onların anavatan özleminden daha çok ekonomik refah ve güvenlik aradıklarının somut bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Ayrımcı ve baskıcı Stalin politikasının devam etmesi nedeniyle, Almanya birçok Rusya Almanı için cazip bir alternatif haline gelmiştir. 1920’lerdeki Weimar Yönetimi’nden farklı olarak Federal Almanya Cumhuriyeti, SSCB’den gelen Almanlara kapılarını hep açık tutmuştur (Oltmer, 2006). Bir şekilde SSCB’den göç etmeyi başarabilenler doğrudan Alman vatandaşlığına geçme hakkına sahip olmuşlardır.

Volga bölgesine dönme hususu Almanya ile Rusya arasında bir problem sahası teşkil etmiş (Türk, 2010) ancak, Rusya’nın iki Almanya’nın birleşmesine yeşil ışık yakması nedeniyle üzerinde durulmamıştır.

1985’te dönemin Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov’un başlattığı perestroyka ve glastnost politikaları neticesinde oluşan değişim rüzgârları Rusya Almanlarının mücadelesini de etkilemiştir.

Daha önce çareyi sadece SSCB’yi terk etmekte gören Almanlar, 1988 yazında Sovyet Almanlarının tüm siyasi ve hukuki haklarının geri verilmesi ve Volga Boyu Özerk Cumhuriyeti’nin tekrar kurulmasını hedefleyen Vozrojdeniye (Yeniden Doğuş) hareketini kurmuşlardır.

Hareket, 1960’lar ve 1970’lerden farklı olarak yöneticilerin baskılarına maruz kalmadan, Almanya’dan da aldığı destekle önemli faaliyetlerde bulunmuştur (Güler, 2002). Ancak anavatan olarak gördükleri Volga bölgesine dönmeyi hiçbir zaman başaramamışlardır. Bu ümitleri de ortadan kalktıktan sonra tamamen Almanya’ya yönelmişlerdir.

1985 yılından itibaren SSCB vatandaşlarının yurt dışına çıkış yasağının kalkmasıyla birlikte, Almanya’ya kitlesel göçler de hız kazanmıştır. Böylece 1986 yılında 753 olan göçmen sayısı, 1990 yılında 147 bin olarak gerçekleşmiştir (Krieger, 2006). Bu dönemde SSCB’den ve yeni kurulan Cumhuriyetlerden 2.4 milyon Rusya Almanı Almanya’ya göç etmiştir.

İki Almanya’nın birleşmesi, Doğu Avrupa ülkelerinden gelen göçler ve Rusya Almanlarının bu göçleri, Almanya’yı mali olarak etkilemesinin yanında, gelen kişilerin sosyal entegrasyonu problemini de beraberinde getirmiştir.

Bu nedenle Almanya 1993’te göç edecek Almanların sayısına 225 bin kotasını koymuştur (Özcan, 2004). Aslında oldukça yüksek olan bu tavana hiçbir zaman ulaşılamamıştır. İlk yıllarda gelen göçmenlerin Alman soyundan olup olmadığı, isim, aile soyağacı, Alman kültürüne ait şarkılar, yemekler ve geleneklere ilişkin sorular yöneltilerek anlaşılmaya çalışılmıştır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından yaşanan kaos ve ekonomik çöküntü, ayrıca yıllardır görülen baskıdan kurtulma ve anavatanda yaşama arzusu 90’lı yıllarda göç eden kişilerin sayısını zirveye ulaştırmıştır. 2006 yılında hızlı düşüşün en önemli sebebi ise Almanya’nın getirmiş olduğu Almanca bilme şartından kaynaklanmıştır. Ayrıca, Rusya ve Kazakistan gibi Almanların yoğun yaşadığı ülkelerde de ekonominin hızla iyileşmesi de göçlerin azalmasında bir etken teşkil etmiştir.

Almanya’ya göç edenler birçok sosyal ve ekonomik problemle karşılaştılar. Önlerindeki en önemli engel, dil bilmemeleri olmuştur. Çünkü SSCB’de Almanca konuşmaları yasaklanmış, sonra yasak kalkmış ancak öğrenme imkânı bulamamışlardır. Dolayısıyla bu Almanlar Rusça konuşmaktadır. Rusça konuşmaları ise Alman toplumu tarafından “Rus” olarak algılanmalarına yol açmıştır.

Rusya Almanları kendilerini ne Alman ne de Rus olarak görmektedirler. Kendini Rus olarak görenlerin evlilik yoluyla gelenler olduğu değerlendirilmektedir.

Almanya’daki Türk göçmenlerde “Türkiye’de Almancı, Almanya’da Yabancı” söylemini Rusya Almanları “Rusya’da Alman, Almanya’da Rus” olarak dile getirmektedirler. Bu durum onların aidiyet duygularını olumsuz olarak etkilemiştir.

Yapılan çalışmalarda Almanya’ya göç motivasyonları sorulduğunda vatanda yaşama arzusu sekizinci sırada çıkmış, esas faktörün ise refah ve güvenlik arayışı olduğu belirlenmiştir. Kendi aidiyetlerini belirtirken Alman yerine Rusya Almanı (Şekil-3) demeyi tercih etmektedirler.

Göçün üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Alman toplumuna entegrasyonlarını henüz tamamlayamamışlardır. Burada Darieva’nın tespiti de oldukça dikkat çekicidir. Ona göre; II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın toprak kaybı nedeniyle Doğu Avrupa’dan göçen Almanların acıları paylaşılmış ve hatıraları müzelerde yaşatılmıştır.

Ancak Spätaussiedler (geç göçmenler) olarak adlandırılan Rusya Almanları, Alman toplumunun değişen yapısı nedeniyle böyle bir empatiden yoksun bırakılmıştır. Bu göçmenlerin yaşlanan Alman nüfusu için diğer ülkelerden gelen göçmenlerden daha iyi bir alternatif olduğu tezi üzerinde durulmuştur.

Ayrıca, Doğu Almanya kökenlilere “ikinci sınıf Alman” gözüyle bakan Batı Almanyalılar, bu geç göçmenlere “üçüncü sınıf Alman” muamelesi bile yapmamışlar, onları Türkler gibi göçmenlerle aynı kategoride değerlendirmişlerdir.

Rusya’nın ekonomik durumunun düzelmesi ve hızla yaşlanan Rus nüfusu nedeniyle Putin, göç eden Almanları tekrar Rusya’ya davet etmiş ve onlara kredi verileceğini açıklamıştır. Geriye dönüşün sınırlı olacağı değerlendirilmekle beraber, Almanya-Rusya ilişkilerinde, her iki ülkede yaşayan bu Almanların olumlu etkisinden söz etmek mümkündür.

Yukarıda Almanların Rusya topraklarına olan göçleri genel bir yaklaşımla ele alınmıştır. Bu bölümde ise konu Kazakistan özelinde incelenecektir.

Almanların Kazakistan’daki varlığı 1850’lerde başlamıştır. İlk önce bu bölgeye gelen Almanlar memur, asker ve bilim adamları olarak gelmişlerdir. XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında, toprak yetersizliği ve kuraklık nedeniyle Volga Almanları ve Karadeniz’in kuzeyindeki Almanlar Rusya’nın Orta Asya’yı istila etme politikası kapsamında, yüz binlerce Rus ve Ukraynalı çiftçilerle beraber Kazakistan’a göç etmiştir.

Bu göçmenler daha çok Akmola, Pavlodar ve Kustanay civarına yerleşmişlerdir. Böylelikle I. Dünya Savaşı öncesi Kazakistan’daki Alman nüfusu 70 bini geçmiştir.

Bu dönemde bölgede Almanlara ait dört adet kilise bulunmaktadır. Alman İmparatorluğu’nun da bölgeye ilgisi vardır ve savaş öncesinde bir konsolosluğu bulunmaktadır. Volga ve Karadeniz Almanlarının göçlerinde Rusya’da 1906 yılında yürürlüğe konan ve Stolipin Reformları denen toprak reformlarının da etkisi olmuştur.

Almanların Kazakistan’a ilgisi nedeniyle gelen bilim adamları bu bölgenin tarih, kültür, düşünce dünyasına da etkisi olmuştur. Kazakların ünlü şair ve filozofu olan Abay Kunanbayev’in eğitimcisi ve öğretmeni, Eugen Michaelis adında bir Almandır (Krieger, 1993). Aynı entelektüel ilginin günümüz Almanlarında bulunduğunu söylemek mümkün değildir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Kazakistan’ı sürgün yeri olarak kullanan Ruslar, Almanları da çoğunluğu Kazakistan olmak üzere bu bölgeye sürmüşlerdir. Kazakistan’ın içinde bulunduğu ekonomik zorluklar ve savaş koşulları nedeniyle, Kazakistan’a sürülen Korelilerden Finlilere, Türklere kadar değişik halklar ilk dönemlerde büyük zorluklar yaşamışlardır.

Bu dönemde Kazak halkı da çetin şartlarla mücadele etmiştir. Almanlarla Kazaklar arasında olumsuz sayılabilecek vakalar görülmemiştir. Ancak 70’li yıllarda Rusların Kazakistan’da bir özerk yapıya kavuşturulması çalışmaları Kazak halkında tepkiye neden olmuştur.

1979 yılında Alman özerk yönetimini kurulması öngörülen Astana’da kitlesel gösteriler meydana gelmiştir. Bu nedenle karar geri çekilmiştir. Kararın geri çekilmesinde SSCB’nin o sırada Afganistan’ı işgale başlamasının da etkisi olmuştur. Çünkü SSCB hem Soğuk Savaş retoriğine geri dönmüş hem de savaş sırasında Müslüman nüfusun bulunduğu coğrafyada problem yaşanmasından çekinmiştir.

Bu tarihten sonra Almanlarda Volga bölgesine dönme düşüncesi ön plana çıkmıştır. Bu arzularına Rusya’nın en zayıf olduğu 1992 yılında bile ulaşamamışlar ve kesin olarak reddedilmişlerdir.

SSCB’nin dağılmasından sonra Kazakistan’da bulunan Almanların yaklaşık 800 bini Almanya’ya göç etmiştir. Hâlihazırda Kazakistan’da 180 bin Alman diasporası bulunmaktadır (Ausweartiges Amt).

Almanya göçlere karşı başlangıçta açık kapı politikası uygulamış daha sonra çeşitli sınırlamalar getirmiştir. Kazakistan’ın ekonomik durumunun düzelmesiyle paralel olarak göçler azalmıştır. Almanya da politikasını Kazakistan Almanlarını yerinde destekleme şeklinde yürütmeye başlamıştır.

Alman diasporasının iki ülke ilişkilerine olumlu katkı sağladığı hem üst düzey devlet yetkililerinin temaslarında hem de akademik çalışmalarda dile getirilmektedir.

Dünyanın dördüncü ekonomisi, AB’nin en büyük itici gücü olan Almanya ile Kazakistan ilişkileri dolaylı olarak tarihî olaylardan da etkilenmiş ve Alman diasporası ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde bir katalizör görevi görmüştür. Bununla birlikte iki ülke ilişkilerine yön veren esas faktör ekonomik çıkarlardır.

İki ülke ekonomik ve ticari ilişkileri, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in 2012 Berlin ziyareti sırasında “Hammadde, Endüstri ve Teknoloji Alanında İş Birliği Anlaşması” imzalanarak yasal temele oturtulmuştur. İlişkiler bu anlaşma çerçevesinde derinleşerek devam etmektedir.

Almanya, Orta Asya ülkelerine yönelik olarak AB Dönem Başkanlığını yürüttüğü 2007 yılında “AB ve Orta Asya: Yeni Bir Ortaklık İçin Strateji” adlı strateji belgesini yayınlamıştır. Orta Asya ülkelerinin tamamında büyükelçiliği bulunan tek AB ülkesi olan Almanya, Kazakistan’ı da bu bölgeye yönelik politikalarında bir “giriş kapısı” olarak görmekte ve en önemli ülke olarak değerlendirmektedir.

Bunun neticesinde Almanya, Kazakistan’ın AB içerisindeki en önemli ticari ortağı durumundadır. Kazakistan ise Almanya’nın Orta Asya’daki en önemli ticari ortağı haline gelmiştir. 2013 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 6.5 milyar Avro olarak gerçekleşmiştir.

Bunun 4.3 milyar Avrosu Kazakistan’ın ihracatıdır. Kazakistan’ın ihracat kalemlerini petrol ve demir-çelik ürünleri teşkil etmektedir. Ayrıca Kazakistan, Almanya’nın 5. petrol sağlayıcısı ülkedir.

Almanya’nın ihracatını ise makine ekipmanları, elektrikli aletler, kimyasallar, ilaçlar ve araçlar oluşturmaktadır. Kazakistan’daki doğrudan Alman yatırımları da 1 milyar Avroyu geçmiştir. Bunlar daha çok inşaat sektöründe ve perakende sektörüne yapılan yatırımlardır (Auswaertiges Amt).

Alman yatırımları hidrokarbon sektöründe değildir. Bu Kazakistan açısından da avantajlı bir durum teşkil etmektedir. Çünkü Kazakistan, ekonomisinin hidrokarbona bağımlılığını azaltarak çeşitlendirmek istemektedir. Bununla ilgili olarak altı stratejik sektör belirlemiştir.

Bunlar, tarım, turizm, inşaat, ulaştırma, tekstil ve ticari tarımdır. Alman yatırımları da daha çok orta ölçekli firmaların yatırımları olduğundan bu alanlarda her iki tarafa da fırsatlar sunmaktadır. Almanya’nın Kazakistan’da 100 üyesi olan bir de iş adamları derneği bulunmaktadır.

Eğitim alanında iş birliğinin temelini, Almanca dil eğitiminin verildiği Goethe Enstitüsü, Öğretim Elemanı Değişim Programı ve Öğretmen Gönderme Programı teşkil etmektedir. Ayrıca Robert Bosch Vakfı’nın da Kazakistan’da bir öğretim elemanı bulunmaktadır.

Goethe Enstitüsü ile koordineli olarak Astana, Karaganda, Pavlodar, Kostanay und Ust-Kamenogorsk’ta bulunan lisan merkezlerinde uluslararası geçerliliği olan sertifika programı uygulanmaktadır. Her yıl 60-70 Kazak öğrenci Almanya’da çeşitli eğitimlere burslu olarak katılmaktadır. Üniversiteler arası iş birliği faaliyetleri de ilişkilere katkı sağlamaktadır. Humboldt Vakfı Kazak araştırmacılara burs imkânı sunmaktadır.

Alman-Kazak Üniversitesi 1999 yılında özel girişimciler ve akademisyenler tarafından Almatı’da kurulmuştur. Almanya standartlarında bir üniversite olmamakla beraber yüksekokul seviyesinde teknik eğitim vermekte ve akademik ilişkilerin gelişmesine öncülük etmektedir.

Kazakistan tarafından uygulamaya konulan “Yeniden Doğuş” inisiyatifi Almanya tarafından da desteklenmektedir. Bu konu için açılmış olan merkeze Goethe Enstitüsü tarafından destek verilmektedir. Ayrıca buradaki Almanlara medya desteği de sunulmaktadır.

SSCB’nin ortadan kalkmasıyla birlikte Almanya’nın Orta Asya politikası bütün Batı ülkelerinde olduğu gibi “Rusya öncelikli” yaklaşımı çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bu çerçevede Almanya Rusya ilişkilerini ileri düzeye taşımıştır.

Rusya’nın enerjiyi bir silah olarak kullanmaya başladığı 2000’li yılların sonunda Almanya’da enerji kaynaklarını çeşitlendirmek maksadıyla bölge ülkeleri, özellikle Kazakistan ile ilişkilerini artırmıştır. Bu kapsamda Almanya, Kazakistan’ın 2010 yılında AGİT dönem başkanlığını yürütmesini desteklemiştir.

Afganistan Harekâtı da Almanya’nın bölgeye ilgisini etkilemiş, radikal unsurlarla mücadele, uyuşturucu ile mücadele, lojistik imkânlardan yararlanma gibi konularda iş birliği fırsatlarına yönelmiştir.

Almanya’nın Kazakistan ile ilişkilerinde insan hakları da önemli bir yere sahiptir. Ancak son dönemde ilişkilerin artan ivmesi insan hakları konusunu geri plana itmiştir. Bu durum hem AB içerisinde hem de Alman kamuoyunda sıkça eleştirilen bir konudur. Nazarbayev yönetimi demokratik bir yönetim olarak görülmemekte, muhalif fikirlere izin vermediğinden Batı değerlerine aykırı olarak değerlendirilmektedir

XVIII. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak yaklaşık yüz yıl süreyle Almanya’dan Rusya topraklarına gerçekleşen göçün etkileri günümüzde Kazakistan’dan Brezilya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada kendisini göstermektedir. Rusya Almanlarının 250 yıllık, önce Doğuya, sonra Batıya olan bu göç tarihini; açlıklar, refah arayışı, zulüm ve baskıdan kaçışlar ve dini özgürlük arayışları şekillendirmiştir.

Almanlar, Volga, Karadeniz’in kuzeyi, Baserabya, Volhinya, Kazakistan ve Orta Asya, Sibirya ve Kafkaslar’da kurmuş oldukları kolonilerde, etrafındaki yerli halklardan izole bir şekilde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu koloniler disiplinli ve gayretli çalışmaları sayesinde etraflarına göre zenginleşmişlerdir.

Alman göçleri, Rusların modernleşme çabalarının, imparatorluk kurma ve devlet inşası süreçlerinin ve emperyalizminin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Başlangıçta her iki tarafın da menfaatine olan ve Almanlar lehine çeşitli imtiyazlar içeren bu süreçte, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Rus İmparatorluğu içerisinde yükselen milliyetçilik fikirleri doğrultusunda, Almanların Çariçe II. Katerina tarafından verilen imtiyazlarına son verilmiştir.

İmtiyazların kaybedilmesi akabinde; Karadeniz bölgesindeki toprak azlığı, Volga bölgesindeki 1891 yılında yaşanan kuraklık, Almanları Türkistan, ABD, Kanada ve Brezilya gibi alternatif arayışlara yöneltmiştir.

I. Dünya Savaşı, Rusya’da yaşanan iç savaş ve 1921 yılında meydana gelen açlık nedeniyle birçok Alman, Rusya’dan göçmek zorunda kalmıştır. Almanya’da mevcut Weimar Cumhuriyeti kendi soydaşı Almanların kalıcı olarak yerleşmesini kabul etmemiştir.

Bolşevik Devrimi sonrasında, komünist ideolojinin kitlelere ulaştırılmasını kolaylaştırmak için Almanca eğitimine önem verilmiş, yerellik politikası kapsamında bir ulus inşa edilmeye katkı sağlanmıştır.

Bu kapsamda, 1924 tarihinde Volga Almanları Özerk Cumhuriyeti’nin kurulması sağlanmıştır. 1930’lu yıllarda Stalin’in yürürlüğe koyduğu kollektivizasyon projesiyle Volga Almanları üzerindeki baskı artmıştır. Volga Almanları zengin olmaları nedeniyle, Bolşevikler tarafından başlangıçta sınıf temelli bir baskıya maruz kalmışlar, bu baskı daha sonra etnik temelli bir yapıya evrilmiştir.

1941 yılında Almanya’nın Rusya’ya savaş açmasıyla birlikte Volga Almanları için zorlu bir süreç başlamıştır. SSCB yöneticileri, Rusya Almanlarının Hitler ile iş birliği yaparak geri bölgede tehlike yaratacağını değerlendirmiştir. 1941 tarihli Yüksek Sovyet Genelgesi’yle Kırım ve Volga bölgeleriyle birlikte Rusya’nın Avrupa kısmında yaşayan Almanlar, Sibirya, Kazakistan ve Altay bölgelerine sürgün edilmişlerdir.

Savaş sırasında sürgüne tâbi tutulan halklardan sadece Volga Almanları, Ahıska Türkleri ve Kırım Tatarları affedilmemiştir. Soğuk Savaş döneminde baskı ve şiddete maruz kalan Almanlar, 1985 yılından itibaren SSCB vatandaşlarının yurt dışına çıkış yasağının kalkmasıyla birlikte, Almanya’ya kitlesel göçe başlamışlardır.

Almanya’ya göç eden bu Rusya Almanları aidiyet sorunu ve sosyal uyum sorunu yaşamıştır. Almanya’ya göç eden Rusya Almanlarının entegrasyon problemleri hâlâ devam etmektedir. Kendilerini bir Alman olarak değil de Rusya Almanı olarak görmektedirler.

Kazakistan’dan Almanya’ya göçmüş olan 800 bin kişi ve hâlihazırda Kazakistan’da yaşayan 180 bin Alman, Almanya-Kazakistan ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Almanya burada yaşayan Almanları bir köprü olarak görmekte ve Kazakistan ile ilişkilerini siyasi, ekonomik, kültürel alanlarda geliştirmektedir.

Klasik göç teorilerine göre, göçmenler gittikleri ülkede memleketlerine olan bağlarını zamanla yitirir, yaşadıkları ülkenin geleneklerini, kültürel kodlarını içselleştirir, asimile olurlar. Buna göre sik teorinin aksine Volga Almanları SSCB dönemindeki zorunlu asimilasyon hariç olmak kaydıyla kültürlerini muhafaza edebilmişlerdir.

Almanların 250 yıl önce Avrupa ve Rusya’nın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartların etkisiyle başlayan bu göç yolculuğu, etkilerini günümüzde de sürdürmekte ve Almanya-Kazakistan ilişkilerinde bir parametre olarak yer almaktadır.

Makale Araştırma Kaynakları :

Aifeld, P. (2010). Russlandeutsche-eine autobiographische studie vor historischem Hintergrund. www.wolgadeutschen.net adresinden alınmıştır.

Auswaertiges Amt. Almanya Dışişleri Bakanlığı resmi internet sitesi. 15 Aralık 2014’te www. auswaertiges-amt.de adresinden alınmıştır.

Bartlett, R. (1979). Human capital: The settlement of foreigners in Russia 1762-1804. Cambridge: Cambridge University Press.

Darieva, T. (2005). Recruiting for the nation: Post-Soviet transnational migrants in Germany and Kazakhstan. www.siberian-studies.org adresinden alınmıştır.

Eisfeld, A. (2011). Die Auswirkungen von deportationen auf späteren generationen der Deutschen in Russland. Stiftung Gedenkstätten, Sachsen Anhalt.

Eisfeld, A. (2003). Die Aussiedlung der Deutschen aus der Wolgarepublik 1941- 195. Osteuropa-Institut München.

Eisfeld, A. (2012). 200 Jahre Ansiedlung der Deutschen im Schwarzmeergebiet. Landsmannschaft der Deutschen aus Russland e.V.

Gredinger, G. (2010). Identity beyond the Nation State: the case of the Russian Germans. Centers for German and European Studies, Working Paper.

Güler, N. (2002). Kazakistan-Kırgızistan Özel. Avrasya Dosyası, Kış 2001- 2002, Cilt 7, Sayı 4, s. 162-176.

Hecker, H. (1998). Die Deutschen in Russischen Reich, in der Sowjetunion und ihren Nachfolgestaaten. Historische Landeskunde, Deutsche Geschichte im Osten 2, Köln.

İnalcık, H. (2014). Devlet-i Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar- II, s. 12-1. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Kinville, P.J. (2013). Interwar Soviet Nationalities Policy: The Case of

Volga Germans. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Central

European University Nationalism Studies Program, Budapest.

Krieger, V. (1993). Deutsche Präzens in Kasachstan zur Zarenzeit.

Osteuropa- Institut München.

Lee, R. (2003). The demographic transition: Three centuries of fundamental

change. Journal of Economic Perspectives, Volume 17, Number 4.

Martin, T. (2002). An affirmative action empire: Nations and nationalism in

the Soviet Union. 1923-1939, London: Cornell University Press.

Mukhina, I. (2007). The Germans of The Soviet Union. New York.

Routledge Press.

Neutatz, D. (1994). Deutsche Bauern in den Steppen Rußlands. Die Wolgaund Schwarzmeerdeutschen von der Ansiedlung bis zur Deportation.

Mit einem vergleichenden Blick auf die Donauschwaben. In:

Deutsche im Osten. Geschichte, Kultur, Erinnerungen. Hg. v.

Deutschen Historischen Museum. Berlin, München 1994, S. 129-

148.

Üstüntaş Doğan, Volga Almanları, Savunma Bilimleri Dergisi The Journal of Defense Sciences Mayıs/May 2015, Cilt/Volume 14, Sayı/Issue 1, 119-143.

Oltmer, J. (2014). Heimkehr? Volksdeutsche fremder Staatsangehörigkeit

aus Ost- Ostmittel- und Südosteuropa im deutschen Keiserreich

und in der Weimarer Republik. Europäische Geschichte Online. 09

Aralık 2014 tarihinde www.ieg-ego.eu. adresinden alınmıştır.

Özcan, V. (2004). Germany: Immigration in transition. Migration

Information Source. 12 Aralık 2014 tarihinde

www.migrationinformation.org. adresinden alınmıştır.

Peyrouse, S. (2009). Business and trade relationships between the EU and

Central Asia. EU-Centalasia Monitoring, Working Paper 01.

Pohl, O. (2009). Volk auf dem Weg: Transnational migration of the

Russian- Germans from 1763 to the present day. American

University of Central Asia Studies in Ethnicity and Nationalism:

Vol. 9, No. 2.

Pohl, O. (2014). Colonialism in one Country: The deported peoples in the

USSR as an example of internal colonialism. Journal of Race,

Ethnicity and Religion. Volume 5, Issue 7. Sopher Press.

Safran, W. (1991). Diasporas in modern societies: Myths of Homeland and

Return. University of Colorado.

Schmaltz, J. E. (2014). Carrots and sticks and demonstrations: Yuri Andropov’s Failed Autonomy Plan for Soviet Kazakhstan’s Germans, 1976-1980. The Eurasia Society Journal of Great Britain and Europe, Vol.3.No.1.

Sunderland, W. (2004). Taming the wild field, colonization and Empire on the Russian Steppe. Cornell University Press.

Türk, F. (2010). Boris Yeltsin döneminde Rus-Alman ilişkileri. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:20, Sayı:1. Yiğit, A. (2001). Kazakistan’ın değişen etnik yapısı. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:10, Sayı:2.

Weber, M. (2009). Deutsche Minderheiten in der europäischen Siedlungsgeschichten, Aussiedler–und Minderheitenpolitik in Deutschland. Oldenburg Verlag München.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.