Kadınlarda alkol bağımlılığı ve şiddet

Ne zamandır aklımdaydı; kısa, öz ve genel hatlarıyla kadınlar için anlaşılabilir bir "alkol" yazısı yazarak toplumun hayırına bazı gerçekleri ortaya koymak!

Son yıllarda kadınlar arasında ciddi bir alkol tüketimi var, özellikle kariyer ve meslek sahibi kadınlarda. Genel geçer kural olarak, bir kadın yalnız içmeye başlar ve çevresi her zaman sorun yaşadığını fark etmeyebilir. Bu konu aslında toplum içinde pek gündeme getirilmek istenmiyor, ailesi veya çevresi tarafından görmezden gelinmek isteniyor.

Çevremde bulunan kadın arkadaşlarda buna çok sık rastlıyorum ve bu durum bana göre “kolay kadın”, “sarhoş kadın”, “zayıf iradeli ve ahlaksız kadın” gibi toplum içinde çirkin sözlerle damgalanmasına da karşıyım ve kesinlikle bu yönde kadınlara karşı kültürel bir önyargıda olmamalı. Çünkü alkol bağımlılığı, bir tür Psikonörolojik beyin hastalığıdır. Kadınlarda maalesef sosyal içicilik ile başlayan serüven sonunda bireysel ve toplumsal olarak telafisi zor hasarlara yol açabiliyor.

Adil, hümanist ve önyargısız bir insan olarak, herkesin seçimlerine saygı duyarım; kimseye karışmam. Sadece doğru bildiklerimi paylaşır, kendi yaşamımdan samimi örnekler veririm. Tarih, araştırma, toplum bilimleri, sinir uçlarına sinyaller göndererek yarattığım farkındalık ve spritüal konulardaki paylaşımlarım ve hayat tarzım biliniyor.

Ben erkek olarak alkol kullanmıyorum. Dini değil, öncelikle sağlık sebebiyle alkolü hayatımda tutmuyorum. Özellikle son senelerde neredeyse ağzıma koymadım. Sadece keyifli bir yemekte belki bir kadeh rakı içebilirim, oda sosyal içicilik ölçüsünde; ortama aykırı düşmemek için. Alkolün tadını sevmiyorum, canım çekmiyor, ertesi günkü pis yorgunluğuna katlanamıyorum, üstelik vücuduma ve beynime verebileceği zararı da biliyorum.

Hemen hemen her insan gibi bende maddi ve manevi sorunlar yaşamama rağmen alkol olmadan da eğlenebiliyorum, sosyal hayata karışabiliyorum, derin sohbetlere girebiliyorum. Yaşam enerjime ve en önemlisi kendi benliğime güveniyorum.

Gelelim alkolik olmasa da alkolün kadınlar üzerine etkisine;

Bir kadının veya erkeğin terminolojik olarak “alkolik” olarak adlandırılabilmesi için genel olarak sosyal duruşunu, iş, sosyal ve aile hayatını etkileyecek oranında kontrolsüz alkol tüketiminin olması ve bu alkol alımının psikolojik, sosyolojik veya fizyolojik rahatsızlığı getirecek miktarda olması gerekir.

Bilimsel olarak bir kişiye “DMS – Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı”nın 1952’de yayınlanan ilk versiyonundan itibaren alkol kullanımı ile ilişkili bozukluklarının tanısal sınıflandırılmalarında ve yine DSM-III (1980) ve DSM-IV-TR’de (2000) ayrı birer tanı olarak sınıflanan “alkolün kötüye kullanımı” ve “alkol bağımlılığı”, 2013’te yayınlanan DSM-5’te “alkol kullanım bozukluğu (AKB)” tanısına göre;  DSM-5’te tanımlanan AKB’ye ait 11 tanı kriterinden en az ikisinin 12 aylık süre içerisinde görülmesi ile “Alkolik” tanısı konulmuş.

Bu tanı kriterlerinin temsil ettiği belirtiler genel hatlarıyla şöyle:

  • İstendiğinden fazla miktar ve süre alkol almak,
  • Alkolü azaltmak veya bırakmak için yoğun ancak başarısız çaba,
  • Alkol arama davranışının zamanın çoğuna hükmetmesi,
  • Karşı konulamaz isteğin varlığı,
  • Mesleki, eğitimsel ve sosyal işlevselliğin kaybı,
  • Tehlikeli durumlarda kullanım,
  • Kişisel sağlığın bozulmasına rağmen kullanım,
  • Tolerans ve yoksunluk

Kadınlarda bozukluk düzeyinde olmaksızın alkol kullanımı mevcudiyetinde, zaman zaman intoksikasyon (toksit madde) tablosu görülmüş. Hatta hatta alkol intoksikasyonu, alkol kullanım bozukluğu tanısı olmadan da münferit olarak sosyal içicilikte de görülmüş.

Mesela standart bir % 2 alkollü içecekte 10-12 gram etanol içerir ve kan alkol düzeyini 20 mg/dL artırır. Kan alkol düzeyi 200mg/dL’ye (2 promil) ulaştığında hemen herkeste intoksikasyon belirtileri görülür. Türkiye’de araç kullanırken yasal sınır ise 50 mg/dL yani 0,5 promildir.

İster konuya “Alkolik Kadınlar”, isterseniz “Sosyal İçici Olarak Alkol Tüketen Kadınlar” olarak bakınız, değişmeyen tek şey; alkol tüketmemek! Zira Alkolün kadın vücudunu nasıl etkilediğini bilen kadınlar, 20 ml saf alkolün (bir şişe bira) günlük oranını aşmamayı düşünmeli ve denemelidirler, fakat hiç içmemesi daha iyidir.

Kadınlar erkeklere nazaran hayatlarında göç, ölüm, ayrılık, terk edilme, aldatılma, istismar, ayrımcılık, tecavüz, taciz ve hatta ensest ilişki gibi travmatik halleri daha derinden yaşamış, bıraktığı hasarlar daha kalıcı olabilir. Ne olursa olsun bir kadın acısını dindirmeyi alkolde aramamalı veya kontrollü sosyal içicide olsa kendisini zevki, keyfiyet adına manasız gerginliğinden kurtulmak, güçlü durmak, dobra konuşmak veya marjinal görünmek içinde alkole sığınmamalı.

Her şeyden önce alkol sorunu yaşayan kadınlar yalnızlık ve rol kaybına uğrarlar. Toplum olarak bu kilit noktayı çok iyi bilmemiz gerekir. Eğer çevremizdeki bu tür arkadaşlara manevi rehber olarak yardımcı olacaksak, konuyu temelde bu yönde kavramalı ve yaklaşmalıyız.

Teknik olarak şunu da unutmamak gerekir. Alkol tüketen kadınların beynindeki ödül mekanizması (reward pathway) normalde dopamin hormonunun salgılanmasını sağlayarak anında mutluluk, coşku ve doyum hissi vermesi gerekirken, alkol bu doğal dopamin hormonunu bastırarak kendisini haddinden fazla sentetik hormon görevlisi haline getirir.

Beyin ödül merkezi daha önce hiç tatmadığı mutluluk hassın doruklarını alkol sayesinde ulaştığı için sürekli alkole ihtiyaç duyar. Bu kısır döngüye giren kadınlar alkolün yan etkileriyle beynin diğer bölgelerindeki kimyasal dengeleri etkileyerek kalıcı beyin işlev bozukluğu denilen hasarlara sebep olur.

Alkolün fizyolojik olarak bir erkekte tıbbi belirtileri ortalama 5 yıl iken bu süre kadınlarda 2-3 yıl sonra hastalanır. Bunun nedeni kadının sarhoşluğa fiziksel olarak uygun olmaması, daha savunmasız bir beyne sahip olması ve vücudunda alkolü çözmek için daha az suyun bulunmasıyla kadınlarda daha az alkol işleme enzimlerinin olmasıdır.

Kadının karaciğeri, etanol moleküllerinin parçalanmasından sorumlu olan enzimlerde büyük miktarda dehidrojenaz üretmez. Midesi, alkollü içeceklerin sindirimi için amaçlanan maddelerin senteziyle de baş edemez. Bu nedenle, kadın vücudunda alkol parçalanma süreci, insanlığın güçlü yarısının temsilcisi kadınlarda daha yavaştır ve içmenin sonuçları daha uzun ve çok daha acı vericidir. Yani kadınların sarhoş olması demek erkeklerden daha fazla alkol tüketmesi demektir.

Alkol aldıktan sonra yapılan rahat davranışlar, cinsel yolla bulaşan hastalıkların veya istenmeyen gebeliklerin ortaya çıkmasına neden olan geçici cinsel ilişkilere yol açar. Genital hastalıklar ve düşükler, aynı zamanda kadınların üreme sağlığını da etkiler.

Kadınlarda, sarhoşluğa, obsesif cinsel istek, talep kârlık ve duygularını kontrol edememe ile karakterize davranışlardaki kalıcı değişiklikler eşlik eder. Daha sık olarak, bunlar disforik reaksiyonlara yakın, başkalarına hoşnutsuzluk duyan, homurdanan, kavgalar ve skandallar yoluyla kendilerine dikkat çekme arzusu olan kaba histerik davranış biçimleridir.

Aynı zamanda, kadın çekiciliğini yitirdiğini hisseder ve bu da kadını daha dengesiz hale getirir. Sıklıkla alkol kullanımının dış belirtilerini gizlemeye çalışan bir kadın, makyajı çok güzel boyanmış olarak kullanmaya başlayabilir.

Bir diğer konuda alkol kullanan kadınlara yönelik özellikle toplumda cinsel etiketin vurulması, maalesef onları cinsel ve fiziksel saldırıların kurbanı haline getirmektedir. Kadınların alkolle cinsel isteği artacağını ve rahatlayacağını hesaplarken birkaç kadeh sonrası hem arzusu köreltir, hem de işlevi kaybolur. Bir erkeği bile mutlu etmeye yetmez.

Aynı zamanda “Alkolik Kadın” damgalaması kadınları cinsel saldırının kurbanı haline getiren tehlikeli bir düşüncedir de. Bu yüzden alkol bağımlısı kadınların yüzde 38’i cinsel saldırıya, yüzde 16’sı tecavüze, yüzde 26’si psikolojik tacize uğramaktadır. Bu girdabın içine düşmüş kadınlar sadece dışarıdakiler tarafından değil, kendi eşleri tarafından da tecavüz dahil her türlü şiddete, sömürüye maruz kalmaktadır.

Alkolik kadınların tecavüze uğraması…

Araştırmalar, alkolik kadınların yüzde 90’ının bu durumla yüzleşemediğini gösteriyor. Cinsel saldırıların ardından hemen polise başvurulmamasının en önemli nedenleri arasında, mağdurların başlarına geleni hatırlayamaması ve kabullenmeleri için zamana ihtiyaçları olduğu görülüyor.

İngiltere’de tecavüz kurbanlarına destek sunan kuruluşlara başvuran alkolik kadınların yüzde 75’inin olaydan en az bir yıl sonra başvuruda bulunduğu belirtiliyor. Bu tür olayların polise bildirilme hızı ile iddiaların inandırıcılığı arasında bağ kurmaya kalkışmak yanlış olur.

Çünkü nitelikli cinsel saldırıya uğrayan alkolik kadınların yaşadıkları şeyi anlayıp derhal harekete geçmelerini engelleyen ise alkolün o an beyne verdiği bilinç yitimi, korku, hile ve kandırılma yolu ilefiiliyatın gerçekleşmesi, kıpırdayamama hali nedeniyle tecavüze fiziksel olarak direnememesi ve/veya olayı (ilişkiyi) tanımlayamamasıdır.

2017’de Stockholm’de bir klinikte alkolik kadınların yüzde 70’inin tecavüz sırasında yoğun korkudan kaynaklı geçici felç hali yaşadığı görüldü. Bu alkolik kadınlar pasif rıza göstermemiş, tehdide karşı vücutları normal biyolojik bir tepki vermişti.

Tehdide karşı bir diğer otomatik tepki de kopma veya ayrışma olarak ifade edilen durumdur. İnsanlar travma yaşadıklarında ondan fiziksel olarak kurtulma durumu söz konusu olmadığında bir tür psikolojik kaçışa başvururlar. Beyin kopma haline geçerek o anı atlatmayı sağlar. Ancak bu durum kurbanların mücadele etme ihtimalini azaltır. Bu nedenle yaşanan tecrübe “gerçek tecavüz” gibi gelmeyebilir. Bu durumdaki kadınların olayı polise bildirme ihtimali de azalır.

Bu yüzden mağdurların çoğu, yaşadıkları şeyin gerçekten tecavüz olup olmadığından emin değildir. Diğer yandan alkolik kadınlar için tecavüz tanımı ülkeden ülkeye, hatta eyaletten eyalete farklılık gösterebiliyor. Bu kültürel olarak tecavüz anlayışında da karışıklık yaratıyor. Bu farklı bakış açıları mağdurun yaşadığı konusunda kafasının daha da karışmasına neden olabiliyor.

Bu işin tecavüzden ayrı bir başka boyutu da var. Özellikle iş gücü piyasasına girmemiş ve ekonomik bağımsızlığı olmayan alkol bağımlısı ev hanımları ile ilgili. Genellikle ilk yıllarda eşlerinden habersiz eşlerinin işte olduğu zaman evde tek başına mutfak bütçesi ile alkol kullanan kadınlar akut ekonomik yoksunluk ve yoksulluk dönemlerinde yakın çevresinde veya sosyal medya kanalıyla tanıştıkları alkol bağımlısı erkeklerin kendilerine alkol alması karşılığında sonucunu düşünmeden ve çekinmeden cinsel ilişkiye girebilmektedir.

Bu kadının kendi istek ve rızası ile yaptığı cinsel ilişkiler tecavüz olmamakla beraber alkol bağımlılığının ve ekonomik sıkıntıların sürdüğü sürece kendilerini alıkoyamadıkları travmatik bir durumdur. Aslında alkol kullanan kadınlarda görülen zührevi hastalıkların kaynağı burasıdır.

Bunun bir başka boyutu ise eşleri tarafından bu durumdan şüphenilmesi veya öğrenilmesi durumunda uğradığı aile içi şiddetidir. Kısacası sosyal içini de olsa alkol kullanan kadın, alkolik halinde tecavüze ya da yoksunluk durumunda ise erkekler tarafından cinsel olarak kullanmaya müsait olmasıdır.

Bu bağlamda nacizane tavsiyem sosyal içici de olsalar kadınların yılbaşı, doğum günü ve yemek ortamları dahil hiç bir zaman alkol aldığına dair fotoğrafları sosyal medyada paylaşmamalarıdır. Çünkü kadınların bu zaafını kullanmak isteyen erkekler ile suç örgütlerinin hedefi haline gelebilirler.

Gel gelelim, bu işin hukuki boyutuna; yani Alkol kullanımı ile ilişkili psikiyatrik bozukluklarda ceza sorumluluğuna…

Alkol kullanımı ceza sorumluluğuna ilişkin adli bilimler ve ceza hukuku alanındaki tarihsel gelişimi ve güncel bilgileri konu edinen metinlerin yoğunlukla Amerika ve İngiltere hukukuna ait kaynaklarda yer alması nedeniyle, Almanya ve Türkiye dahil birçok ülkenin ceza hukuku sistemlerinde, önemli farklıklar içermekle birlikte bu iki ülkenin hukuki felsefesinden esinlenerek hazırlanan hükümlerin yer aldığı dikkat çekmektedir.

Federal Almanya Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti, 1889 tarihli İtalyan Zandarelli Yasası esas alınarak ceza kanunlarında alkolün ve sarhoşluğun ceza sorumluluğunu etkileyen durumlar ve ceza sorumluluğu kaldırılan kişiler hakkında uygulanacak işlemler ile ilgili hükümlere yer verilmiş.

Tarih boyunca sosyal ve tıbbi amaçlarla kullanıla gelen en yaygın psikoaktif maddelerden biri olan alkol, tüketim tarzındaki kontrolsüzlük ve aşırılık nedeniyle insanların beden ve ruh sağlıklarını olumsuz etkilemenin yanı sıra sosyal ve adli açıdan da pek çok probleme yol açmış.

Alkol kullanımı suça yönelten en önemli faktörlerden biridir. Suç davranışına zemin hazırladığı bilinen alkol kullanımının, alkole bağlı ortaya çıkan ruhsal ve davranışsal klinik tabloların ve bunlarla ilişkili bazı bir takım yasal durumlar mevcuttur.

Psikiyatristlerin bilirkişi olarak yoğunlukla görev aldığı ceza hukuku kapsamındaki ceza sorumluluğunun tespitine yönelik olarak, sanığın davranışlarını yönlendirebilme ve yargılama yetilerini etkileyen, alkol kullanımı ile ilişkili ruhsal ve davranışsal patolojilerin var olup olmadığına dair bilirkişi görüşü adli makamlarca sıkça talep edilmektedir.

Bu bağlamda, genel geçer adli psikiyatri ilkelerine göre, yol açtığı klinik tablo ne olursa olsun, istemli olarak kullanılan alkolün etkisiyle işlenen suçlarda kişinin gerçekleştirdiği eylemden sorumluluğu tam kabul edilir. Pek çok ülkenin ceza hukuku sistemi bu görüşü benimsemekle birlikte Anglo-Amerikan ceza hukukunda durumsal istisnaların varlığı da bilinmektedir.

Alkolün istem dışı olarak alınması veya kullanımına bağlı kalıcı ve geri dönüşümsüz bir ruhsal bozukluğun varlığı halinde ise sanığın ceza sorumluluğunu azaltıcı veya kaldırıcı etki söz konusu olmaktadır.

Ulusal ve uluslararası literatürden ve kanıta dayalı olarak hazırlanmış adli psikiyatri ve ceza hukuku kitaplarından yararlanılarak hazırlanan bu derleme metninde psikiyatrik yönleriyle alkol kullanım bozuklukları, alkol ve suç ilişkisi, ceza sorumluluğu tespitine yönelik uygulamaların gelişimi ve genel ilkeleri, ceza sorumluluğuna etkisi olduğu tartışılan ve kabul edilen alkol kullanımı ile ilişkili klinik durumlar sunularak tartışılmış olup vaka örnekleri ile pekiştirilmiş. Hangi klinik tabloya yol açarsa açsın, diğer tüm ruhsal bozukluklarda olduğu gibi alkol ile ilişkili klinik durumlarda da suça, hastalığa ve olguya özgü şekilde ceza sorumluluğu değerlendirmesinin uygulanıyor olmasıdır.

Diğer bir konu ise epidemolojik açıdan alkol birçok agresif tepkiyi tetikler, ahlaki frenleri ortadan kaldırır. Kişilik profillerinde özellikle irritabilite ve agresyon unsurlarını taşıyanlarda alkolün şiddet davranışını ateşlediği birçok çalışmada gösterilmiştir. Bazı hukuk metinlerinde ise sarhoş bir kişinin suç işlemesinin, özünde suç dürtüsü olduğu takdirde gerçekleşebileceği belirtilmiş.

Alkol kullanımı ile ilişkili olarak şiddet davranışına zemin hazırlayan faktörler ise şunlardır:

  • Anksiyolitik etkisi ile korkunun inhibitör etkisinin ortadan kaldırılması,
  • Analjezik etkisi ile kişinin şiddet davranışı sonucu maruz kalacağı bedensel acıdan kaçınmaması, Psikomotor aktiviteyi artırarak suç davranışına ve başkalarını provoke etmeye eğilim oluşması, Yürütücü bilişsel işlevleri bozarak bir eylemin sonuçlarının muhakeme edilememesi, sorunlara alternatif çözümlerin üretilememesi ve riskli cinsel davranışların sergilenmesi,
  • Özgüven artırıcı etki beklentisi ile alındığında şiddete yatkınlık oluşması,
  • Alkol içeren içkilerin çeşidine göre oluşan farklı etkilerin meydana gelmesi,
  • Alkol alınan ortama göre davranış kalıbının değişmesi,
  • Alkol almaya neden olan beklentinin davranış üzerine olan etkileri,
  • Kültürel faktörlerin alkol kullanımı ile ilişkili davranış tiplerini etkilemesi.
  • Alkol bağımlılarının hayatı bir kapalı devre şeklinde seyreden sokak-polis-mahkeme-hastane cezaevi-sokak döngüsünün sık tekrarlanmasını ifade eden dönen kapı yaşantısı olarak adlandırılmaktadır. ABD’de alkol kullanım bozukluklarının cinayetlerin yaklaşık %50’sinden, intiharların ise yaklaşık %25’inden sorumlu tutulduğu bildirilmiş.
  • Diğer faktörlerin sabit tutulduğu deneysel çalışmalarda alkol kullanımının yüksek agresyonla ilişkisi gösterilmiştir. Mülkle ilişkili suçların, aile içi şiddet ve kundaklama suçlarının faillerinde; yaralama, hırsızlık ve tecavüz suçlarının hem failleri hem de mağdurlarında alkol kullanımı ile yüksek ilişki de gösterilmiştir.
  • Dünya Sağlık Örgütü’nün 2002 raporuna göre de alkol küresel olarak cinayet, aile içi şiddet, çocuk istismarı ve cinsel saldırı gibi şiddet içeren suçların oluşmasına yol açan en önemli faktörlerdendir. Alkol tüketimini takiben şiddet gösterme riski 13,2 kat artmaktadır.

Şiddet içerikli suçların faillerinin intoksikasyonda olma ihtimali, şiddet içermeyen suç faillerine göre iki kat daha fazladır. Şiddet suçlarının kurbanlarının intoksikasyonda olma olasılığı, şiddet içermeyen suçların kurbanlarına göre 6 kat daha fazladır. Saldırı ve öldürmeye yönelik suçlarda %40- 60, tecavüz suçlarında %30-70, aile içi şiddet suçlarında ise %40-80 oranlarında alkol kullanımı olduğu gösterilmiş.

“Ben kariyer yapmış, eğitimli ve güçlü kadınım, bir kereden bir şey olmaz” da demeyin!

Eğer bir kadın depresyona girmişse ve/veya geçmişe dair kâbuslar görmeye başladıysa, akut spritüal dünyaya dalmışsa sonra da içinde tetiklenen korku, çaresizlik, acı, intikam, öfke ve kayboluş gibi yoğun duygularını bastırmak niyetiyle alkol ve uyuşturucuya başlattıysa; bir kereden bir şey olmaz demeyin!

Olur…

Hem de çok şey olur!

Travma Sonrası Stress Olur…

Madde Kullanım Bozuklukları olur…

Yeme Bozuklukları Olur…

Depresif Bozukluklar olur…

Yaygınlaşmış Kaygı Bozukluğu olur…

Uyku Bozuklukları olur…

Anı öfke patlaması olur…

Davranışsal bozukluklar olur…

İntihar olur…

Duygusal anlamda bağlanamama olur…

Çaresizlik olur…

Erkeklere güvenmeyen kadınlar olur…

Kadınları kullanan erkekler olur…

Kimselerle yakınlaşamama olur…

Özdeğer eksikliği olur…

Kendini suçlu hissetme olur…

Kendinden utanma olur…

Tedavi edilmez ise, ömür boyu sürecek kabuslar olur…

Bir kereden bir şey olmaz demeyin…

Olur da olur…

Tedavi edilmez ise, nesilden nesile geçen travmatik aktarımlar olur…

Bir dediğin bin olur….

Alkol ve Kadın, Şiddet, Cinsel İstismar Kültür olur…

Alkolün şakası olmaz, yavaş yavaş öldürür…

Sizce sağlıklı bir erkeğin bu durumda kadınlara saygısı kalabilir mi?

Hz. Adem ve Hz. Havva’dan beri topraktan bedene can olan kadın anadır, üretkendir, ilâhi dinlerden tutun binlerce yıllık mitolojik efsanelere kadar yeryüzünün en ulvi canlısı, sağlıklı nesiller yetiştirendir.

Alkol, sigara ve ilaç üreticilerinin acımasızca feministliği ve kadın haklarını kalkan olarak kullanarak, sosyal medyada “rakı içen kadın güzel kadındır, sahicidir, güçlü kadındır” vs. gibi örtülü balonları patlatılmadıkça veya iştahı, özentiyi arttıran silahşörler trollerin hesapları susmadıkça alkolik kadının veya alkol tüketen kadının, toplum gözünde sizce hayranlığı sürebilir mi?

Kadınların kaotik dünyada nefsi coşturarak ayartılı alemlere dalması için alkole değil; yüksek ahlâklı, çevresinde örnek gösterilen rol model arkadaşa, maneviyata ihtiyacı vardır…

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

3 − one =