HABER MERKEZİ – “30 yaşına gelmiş bir çocuğunun katledilmesi, canının alınması, yedi kat yerin altına konması bir anne-baba için ne demektir? Anca evladını kaybeden bilir bunu. Her ölüm acıdır ama böylesinin tarifi yok.”

Emiş Gürbüz, tam bir yıldır yüreğinde taşıdığı acıları işte bu sözlerle dile getiriyor.

Oğlu Sedat Gürbüz, Hanau’da 19 Şubat 2020’de ırkçı katil Tobias Rathjen tarafından düzenlenen silahlı saldırılarda katledilen dokuz genç insandan biriydi.

O akşam kentteki Midnight ve Arena adlı iki ayrı nargile kafeye polis kayıtlarına göre yaklaşık beş dakika arayla düzenlenen  silahlı saldırılarda  Sedat Gürbüz ile birlikte, Gökhan Gültekin, Ferhat Unvar, Fatih Saraçoğlu, Vili Viorel Păun (Romanyalı), Kaloyan Velkov (Bulgar), Hamza Kurtović (Bosnalı), Said Nesar Hashemi (Afganistanlı) ve Mercedes Kierpacz (Polonyalı) hayatlarını kaybetti.

Ölenlerin en genci 21, en yaşlısı 37 yaşındaydı.

Serpil Temiz Unvar, saldırılarda 22 yaşındaki oğlu Ferhat Unvar’ı yitirdi. Şimdi karşımda, oğlunun da fotoğrafının olduğu tablonun önündeki koltukta oturuyor.

“Bir yıldır yaşamınızda neler değişti?” diye soruyorum. “Aslında değişmeyen ne kaldı ki?” diyor ve devam ediyor:

“Daha önce bizim de normal bir yaşantımız vardı. Her insanın hayal ettiklerini biz de ediyorduk. Onların hiçbiri artık ne söz konusu ne de gündemde. Hayatımızda her şey değişti. Geleceğe dönük hiçbir plan, hiçbir beklenti, hiçbir şey yok yani. Şu anda sadece bir mücadele içerisindeyiz, o kadar.”

Serpil Temiz Unvar, oğlunu kaybettikten sonra kadere boyun eğip, bir köşede sessizce yas tutmayı tercih etmemiş. Ferhat Unvar adına bir eğitim inisiyatifi kurmuş. İnisiyatifin amacı okullarda çocuklara ırkçılık, faşizm ve ayrımcılığın zararlarını  anlatmak. Onları bilinçlendirmek. Dostluğu ve kardeşliği perçinlemek.

Çünkü ona göre birlikte, huzur içinde yaşamak için en çok bu olgulara gereksinim var. Oğlunun idealleri olduğundan söz ediyor. “Ferhat onlara ulaşamadı ama diğer çocuklar ulaşsın, ben bunun mücadelesini vereceğim bundan sonra” diyor ve nasıl bir dünya hayal ettiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Herkesin eşit yaşadığı bir sistem. Kimsenin kendini yabancı hissetmediği bir sistem. Evet, görünüşe göre hepimiz eşit haklara sahibiz ama kesinlikle öyle bir şey yok. Ben kendim yaşadım, çocuğum yaşadı, okulda yaşadığımız ırkçı, ayrımcı tavırlar vardı. Eğitim sisteminde eşit haklara sahip değil bizim çocuklarımız ve onların çocukları. Bakın, ‘biz ve onlar’ diyoruz. Bu ayrım var. Bunun ortadan kalkması gerekiyor. Bu devlet bize de ait ve bizi de kabul edecekler. Mecbur edecekler.”

Saldırıda 37 yaşındaki kardeşi Gökhan Gültekin’i kaybeden Çetin Gültekin ise iki büyük acıyı peşpeşe yaşadı.

Babaları  Behçet Gültekin,  evladının acısına ancak 38 gün dayanabildi. Çetin Gültekin, Emiş Gürbüz ve Serpil Temiz Unvar ile ırkçı saldırıdan hemen sonra, katliamın unutulmaması için oluşturulan sivil 19 Şubat İnisiyatifi’nin Hanau’daki lokalinde konuşuyoruz.

Daha önce basına verdiği demeçlerde sert açıklamalarıyla dikkat çeken Çetin Gültekin, bu kez oldukça sakin. “Anneme söz verdim, bundan böyle hissettiklerimi yüksek sesle değil, bağırmadan, tane tane anlatacağım ki mesajlarım anlaşılsın” sözleriyle tavrındaki değişimi dile getiriyor.

“Bakın” diyerek devam ediyor:

“Bizim hayatımızda artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Kardeşim yok, babam yok. Bir daha gelmeyecekler. Annem için, 26 yaşındaki oğlum için güçlü olmak zorundayım, hepsi bu.” “Peki, nedir anlatmak istedikleriniz, mesajınız nedir?” diye soruyorum.

Önce derin bir nefes alıyor, sonra başlıyor anlatmaya: “Almanya’da 2013 yılından önce  silah ruhsatı verilirken kişinin akıl sağlığına  da bakılıyordu. 2012’de bu değiştirildi. Ve daha önce defalarca psikolojik tedavi gören, akıl hastanesinde yatan bu katil 2013 yılında bu nedenle silah ruhsatı alabildi. Eğer bu düzenleme yapılmamış olsaydı, kardeşim ve diğer sekiz kişi şu anda hayatta olacaklardı.”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

fifteen − twelve =