Çoğu devlet kurumunda hâlâ 28 Şubat zihniyetinin hâkim olduğu iki binli yılların başında üniversitede bir resepsiyona katıldım. Görünürde herkesin istediğini yiyip içtiği, rahatça sohbet ettiği bir ortam vardı.

Resepsiyonun ilerleyen dakikalarında bana göre ‘dini bütün’ olan bir akademisyeni elinde şarap kadehi ile gördüm. Ben ağzımı bile açmadan konuşmaya başlayan, ancak etraftakilerin söylediklerini duymaması için olağanüstü bir gayret gösteren hoca nedense açıklama yapma gereği duymuştu. Dediğine göre ‘mesai arkadaşları ve yöneticiler kendisini fişlemesin diye dindar kimliğini mümkün mertebe saklayan hoca, şarap kadehini elinde tutup zaman zaman içiyormuş gibi yaparken; bir yolunu bulup millete çaktırmadan şarabı döküyormuş’. Davetlilerin ikide bir ‘Hadi o zaman sağlınıza, şerefe!’ diyerek kadeh kaldırdığı bir ortamda bu muhteremin nasıl olup da ‘içiyormuş gibi yapıp içmediğini’ hâlâ anlayabilmiş değilim. Ancak nereden bakarsanız bakın zulüm, baskı, yaranma, riyakârlık ve karaktersizlik kokan bu olayın gözler önüne serdiği bir başka gerçek şu: Alkol kullanıp kullanmama yazık ki bazı ülkelerde ideolojik ayrımcılığın, ön yargı zulmünün turnusol boyası olageldi; yerine göre olmaya da devam ediyor.

Birçok toplumsal hastalığa çare bulan insanoğlu maalesef insanları yiyip içtikleri, giydikleri, inançları, düşünceleri kısacası bireysel tercihleri nedeniyle yargılama alışkanlığından, ayrımcılık mikrobundan bir türlü kurtulamadı.

Uzmanlar ne dersi desin, alkolün insan sağlığı üzerindeki olumlu veya olumsuz etkileri üzerine hangi bilimsel bulguları sıralarsa sıralasın bugüne değin alkol alıp almama yazık ki insanları kategorileştirmenin, yargılamanın, ayrımcılığa tabi tutmanın, dışlamanın gerekçelerinden biri oldu. Alkol kullananlar bazı muhafazakârlar tarafından ‘…ama kafayı da çeker’ şeklinde mimlenirken; dini inançları gereği alkolden uzak duran çoğu kişi de seküler cenahın gözünde tam entegre olamamış, Batılı hayat tarzını içselleştirememiş, demokratlığı kırılgan biri olarak algılandı. Alkol kullanıp kullanmamanın insana kazandırdığı artı/eksi imaj kuşkusuz bir toplumun sosyokültürel yapısına, ülkedeki siyasal rejimin niteliğine göre değişir.

Örneğin bir kadeh içki İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde yerine göre suç unsuru olabilirken; aynı kadeh Almanya’da keyifli, güzel zaman geçirmenin bir göstergesi olarak algılanır. Benzer şekilde alkol kullanan Müslüman bir kişiye yönelik yaklaşım ülkeden ülkeye farklılık arz eder. Hatta alkol alıp almama farklı sosyal mekânlarda değişik tepkilerle karşılanır. İş yerindeki bir resepsiyonda alkollü/alkolsüz içecek tercihi kimsenin umurunda değilken, bar ortamında portakal suyu içenlerin dikkati çektiği yadsınamayacak bir gerçek (idi).

Günümüzde sadece çevre duyarlılığının ilgi alanına giren tüketim alışkanlıkları değil, sair alışkanlıklar da köklü bir değişime uğruyor. ‘Azınlıkta kalanların’ tercihleri çoğunluğun ekonomik/ideolojik hegemonyasından, ‘mahallenin baskısından’ yavaş yavaş kurtuluyor. Dün vegan ürünlerden söz ettiğinizde yadırganırken; bugün ‘et restoranları’ bile paşa paşa vegan, vejetaryen menüleri masaya koymak durumunda kalıyor. Eskiden birçok kişi sigara dumanı nedeniyle barların, kahvehanelerin kapısından bile giremezken; günümüzde sigara dumanı kapalı sosyal mekânlarından büyük oranda kovuldu. Görünen o ki dönüşüm sırası alkol tüketimine ve kültürüne gelmiş durumda. Alkol deyince ilk akla gelen bira, şarap gibi çoğu içkinin alkolsüz versiyonunu bulmak, market raflarında “0,0 % Alc.” etiketini öne çıkaran ürünleri görmek, alkol kullanmayan insanlara bar taburesinde sıkça rastlamak artık mümkün. Alkolsüz içkilere olan talep gün geçtikçe artarken, alkolsüz yaşam tarzının yıldızı da giderek parlıyor. Görünüşe bakılırsa zil zurna sarhoş olan, direksiyonda yüksek promil ile yakalanan, âlemlerde dağıtan insanların ‘asosyal’ muamelesi göreceği günler çok yakın.

Değişen tüketici tercihi ve davranışı elbette girişimci ve üreticileri de değişime zorluyor. Şimdilerde birçok marka geleneksel içkilerin alkolsüz versiyonunu üretirken, bir kısmı da yepyeni alkolsüz içkileri piyasaya çıkartıyor. Ancak her hâlükârda alkolsüz içkilere olan talep gün geçtikçe artıyor. Dahası hafif alkollü ya da tümüyle alkolsüz içkilerin satıldığı mekânlar da yaygınlaşıyor. Kuşkusuz alkolsüz barların birbiri ardına kapılarını açtığı bir dünyada alkol kullanmadan barların müdavimi olmak, bu ortamlarda sosyalleşmek artık imkân dahilinde.

Peki ya dini inançları gereği alkolden uzak duran dindarlar nezdinde durum ne?

Kuşkusuz dinî hassasiyetleri gereği alkol kullanmayan, az miktarda alkol içeren ürünlere bile elini sürmeyen dindarların market raflarında “%0,0” bira aramasını, ya da sırf alkolsüz kokteyl servis ediliyor diye birden barların müdavimi olmasını kimse beklemiyor. Avrupa ülkelerinde %0,0 ila %0,5 alkol oranına sahip içkilerin ‘alkolsüz’ standında satıldığını göz önüne alacak olursanız, bazı cemaatlerin ‘içki’ bahsini tabu olarak görmeye devam etmesi muhtemel. Ancak internet bu tür içkileri tüketmenin dinen uygun olup olmadığını merak eden vatandaşlar ile konuya ilişkin aleyhte veya lehte verilmiş fetvalarla dolu.

İlahiyatçıların, gıda mühendislerinin uzmanlık alanına girmeden bu konudaki tartışmaları özetlemek gerekirse başlıca iki yaklaşım öne çıkıyor: Bir kesim oranı ne olursa olsun içinde alkol bulunan her maddenin ‘yasak’ olduğu görüşünü dile getirirken, bu içkilerin az da olsa mutlaka alkol içerdiğini ifade ediyor. Diğer bir kesim ise yenilen, içilen, tüketilen ürün içindeki alkol oranının sarhoşluk verecek derecede olup olmadığına bakıyor. Örneğin içinde %0,1 oranında alkol bulunan bir içkinin fazla miktarda tüketilmesi durumunda bile sarhoşluk vermesi söz konusu değilse bunda dinen bir sakınca olmadığı tezini ileri sürüyor. Bu kesim fetvasına gerekçe olarak bazı meyvelerde doğal olarak bulunan alkol ile üretim/fermantasyon sürecinden kaynaklı alkol ihtiva eden meyve suyu, sirke, yoğurt gibi ürünleri de delil olarak gösteriyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

three + five =