Uzun yıllar birlikte çalıştığım bir kadın meslektaşım söz düellosu şeklinde geçen mail trafiği esnasında bana öldürücü darbeyi vurmak için şöyle yazmış:

“Yazdığın mesaja bak! Kamyon şoförleri ancak bunları yazabilir”

Her bir lafın anlamı, ağırlığı ve taşıdığı değer(sizlik) sahibine göre şekil alır. Günlük hayatta benzerlerine sıkça rastlanan ve her tarafından ön yargı dökülen bu lafı söyleyen kadın ‘sıradan’ biri değil. Yaşadığımız dönemin en önemli toplumsal sorunlarından biri olan ‘kadına yönelik şiddet’ konusunda uzman olan bir profesör. Üstelik ‘sol değerler’ dendiğinde mangalda kül bırakmayan bir hanımefendi.

Peki nasıl oluyor da ‘kadına yönelik şiddetin tanımı, nedenleri ve şiddet üreten mekanizmalar’ üzerine sayfalar dolusu döktüren, nutuk çeken, ders anlatan bir kadın güya şahsımda gördüğü bir kabalık (!) için durup dururken kamyon şoförlerini aşağılıma gereği duyuyor?

Sebebi oldukça basit, lakin masum değil. Birincisi, ön yargı ve sınıfsal ayrımcılık öylesine berbat illetler ki musallat oldukları bünye ve idrak bir daha iflah olmuyor. Bir insan başkalarını dinî, etnik kökeni, yaşam tarzı, mesleği, cinsel kimliği, sınıfsal aidiyeti gibi nedenlerden ötürü bir kere dışlamaya başladı mı gerçekte kendi insanlığını ve huzurunu kemiren kurda teslim oluyor. İdrakine yapışan keneler sahip olduğu tüm değerlerin içini boşaltıncaya kadar kanını emmeye devam ediyor.

Nedenini bilmiyoruz. Fakat kamyon şoförlerini bir şekilde kaba, eğitimsiz, görgüsüz, küfürbaz birer adam olarak hafızasına kazımış profesör hanımın farkında olmadığı bir gerçek var. Türkiye’de belki çok yok. Ama dünyanın başka ülkelerinde ekmeğini şoför olarak kazanan yüzlerce kadın var.

İkincisi nankörlük canlılar âleminde sadece insana özgü bir karaktersizlik. Binlerce yıldır sırtlayamadığı her türlü yükü taşıyan masum hayvanı aşağılamak için kızdığı kişiye ‘eşşoğlueşşek’ diye küfreden insanoğlu yediğini, içtiğini, giydiğini, yatağını, yorganını hatta vidanjörle pisliğini taşıyan kamyoncuları aşağılamaktan geri durmuyor. Oysaki Corona krizinin en yoğun olduğu, hayatın durma noktasına geldiği günlerde ‘şoför parçası’ diye küçümsenen bu emek kahramanları aralıksız çalışmaya devam etti. Vatandaşın mübarek kıçı kâğıtsız, necis eli sabunsuz kalmasın diye onlar yine yollardaydı. Sebze ve meyveleri mümkün mertebe taze olarak soframıza getirebilmek için dur durak bilmeyen kamyoncular taşıdıkları yüklerle bizi her daim ayakta tutuyor. Çöplerimizi alan belediye kamyonunun direksiyonunda bir şoför oturuyor. Benzer şekilde hayat kurtarmak için saniyelerle yarışan ambulansı bir şoför kullanıyor. Evlatlarımızı okul servisine verirken en değerli varlıklarımızı bir şoföre emanet ediyoruz.

Elli yıllık ömrümde ev eşyalarımı ve ağır kitap kolilerimi taşıyan onlarca kamyon şoförü ile tanıştım. Kamuda taşeron şoför olarak çalışan ancak vaktiyle bir şekilde kamyonun üstüne çıkmış insanlarla birlikte çok zaman geçirdim. Sofralarına oturdum, çaylarını içtim. Hayatları bir aracın koltuğunda, yollarda, trafik çilesinde ve beklemeyle geçen bu insanlar ekmek parası kazanabilmek için ana babalarından, eşlerinden, çocuklarından veya sevdiklerinden uzakta çırpınıyor. Sanıldığı gibi kabinlerini bir porno yıldızının resimleri değil çoğu kez onları ‘babacım’ diyerek bekleyen yavrularının fotoğrafı süslüyor. Ön yargılardaki gibi küçük araçları acımasızca sıkıştıran birer trafik canavarı değil onlar. Aksine başkalarının yapabileceği hataları bile hesaba katarak araç kullanan duyarlı sürücüler. Üstelik birçoğu adı sanı olanlara taş çıkartacak denli iyi birer gurme.

Gel gör ki insanoğlu kamyon şoförlerinin tedarik zincirinde üstlendiği önemli role bakmadan hayatın yükünü çeken bu fedakâr işçilere nankörlük ediyor. Dahası özlemleri, hayalleri, beklentileriyle birer insan olduklarını düşünmeden onları haksızca kabalığın ve  görgüsüzlüğün timsali olarak görüyor. Kısacası ön yargıların didiklediği ayrımcı kafa bu insanları acımasızca ötekileştiriyor.

Sizi bilemem, fakat ben kamyon şoförlerine laf ettirmem!

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

nineteen − seven =