Bir süre önce Olching’de (Bavyera) iki öğrenci bir marketin satılmayan sebze ve meyveleri topladığı çöp konteynerinden yiyecek aldıkları için hırsızlıktan hüküm giydi.

Çalınan sonuçta çöp olmasına rağmen öğrenciler kanun nezdinde ‘hırsız’ damgasını yiyince, söz konusu yargı kararını Anayasa Mahkemesi’ne (Bundesverfassungsgericht) götürdü. Yüksek mahkemenin vereceği karar ne olur bilinmez, ancak konu kamu vicdanında önemli bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Konuya ilişkin tartışmanın odaklandığı iki nokta var. Biri meselenin hukuki boyutuyla, diğeri ise ahlaki yönüyle ilgili. Davanın görüldüğü Alman mahkemesi çöp olarak bir kenara ayrılmış, maddi değeri olmayan yiyecekleri almanın hırsızlık olduğuna hükmetti.

Doğal olarak mahkemenin aldığı bu karar birçok soruyu da beraberinde getirdi: Hukuken doğru olsa bile böylesi bir karar adil mi, dahası bu yasa günümüzün koşulları ile uyumlu mu?  Her gün tonlarca gıda maddesinin çöpe atılması; çöpe dönüşen bu yiyeceklerin çevreye verdiği zarar göz önüne alındığında ortada ahlaki, ekonomik ve toplumsal bir sorun yok mu?

Gıda israfı küresel bir sorun

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre dünyada her yıl 1,3 milyar ton yenilebilir durumdaki gıda maddesi çöpe giderken, bu israfın çevreye maliyeti 3,3 milyar tonu bulan CO2 salınımı. İsrafın ekonomiye verdiği zarar 750 milyar doları bulurken, buna bir de tüketilmeden çöpe giden gıda maddelerinin üretimi aşamasında zirai alanlara ve biyolojik türlere verilen zararları eklemek gerekiyor (Food Wastage Footprints: Impact on Natural Resources, FAO: 2013).

Stuttgart Üniversitesi’nin Almanya Gıda, Tarım ve Tüketiciyi Koruma Bakanlığı’nın desteği ile yürüttüğü bir araştırmanın verilerine göre Almanya’da her yıl yaklaşık 13 milyon ton gıda maddesi çöpe atılıyor.

Bu rakamı hane halkına böldüğünüzde kişi başına çöpe atılan yiyecek miktarı yılda kabaca 85 kilo (Ermittlung der weggeworfenen Lebensmittelmengen und Vorschläge zur Verminderung der Wegwerfrate bei Lebensmitteln in Deutschland, BMEL: 2012).

Hatta bu rakam çevre kuruluşu WWF’in 2015 yılı verilerine göre daha da fazla ve 18 milyon ton civarında. Bu da Almanya’da her saniye 313 kilo gıda maddesinin gereksiz yere çöpe atıldığı anlamına geliyor (Das große Wegschmeißen, WWF: 2015).

Sorun neden çözülemiyor?

Gıda maddelerinin israfı ile ilgili sorun uzun süredir hükûmetlerin de gündeminde. İsrafın önüne geçmek, ekonomiye verdiği zararı azaltmak amacıyla gerek federal/merkezi hükûmetler gerekse yerel yönetimler bir dizi önlem alıyor. Örneğin Fransa 2015 yılında yürürlüğe koyduğu yasal düzenlemeyle marketlere satılmayan gıda maddelerinin bağışlanması zorunluluğunu getirdi. Benzer şekilde diğer bazı ülkeler de gıda israfına karşı önlemleri artırdı. Ancak tüm bu girişimlere rağmen hatırı sayılır bir iyileşmeden bahsetmek pek mümkün değil.

Acımasız kapitalizm ve açgözlü tüketim alışkanlığı

Uzmanlar soruna ilişkin bir yığın sebep zikretse de sorunun temeli kapitalizmin acımasız, gayriahlaki mantığı ile tüketim toplumunun açgözlülüğünde. Bundan beş altı yıl önce Türkiye’de bir öğrencime açık büfe kahvaltı satan işyerleri üzerine bir bitirme tezi yaptırmıştım.

Şu anda ilgili teze ulaşma imkânım olmadığı için çalışmanın sonuçları ile ilgili okurlarımıza detaylı bilgi aktarma şansım maalesef yok. Ancak yapılan çalışmanın ortaya çıkardığı ve hatırımda kalan öyle bir bulgu var ki, kapitalizmin acımasız mantığını tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Öğrencimin görüştüğü iş yeri sahiplerinin çoğu müşterilerinin yiyebileceklerinden daha fazlasını tabaklarına almasından şikâyetçi olmakla beraber, açık büfe uygulamasının devamından yanaydı. Üstelik de açık büfe sisteminin sebep olduğu israfın ve maddi kaybın farkında olmalarına rağmen.

Diyeceksiniz ki, neden?

İş yeri sahiplerinin hesabına göre yenmeden çöpe atılan kahvaltılıkların sebep olduğu maddi zarar, serpme kahvaltı tabir edilen uygulama için gerekli personel giderinden daha azmış. Kısacası bir işletmenin salt finansal aritmetik üzerinden yaptığı hesaba uymadığı için kilolarca gıda maddesinin gereksiz yere çöpe gitmesinin, bu israfın çevreye ve doğal kaynaklara verdiği zararın hiçbir önemi yok. Böylesi bir yaklaşıma insani sorumluluklardan, çevre duyarlılığından bahsetmenin ne kadar anlamsız olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?

İsraf eden herkes sorumlu

Elbette çöp konteynerlerini gıda maddeleri ile dolduranlar sadece marketler ile restoran ve kafeler değil. Tüketeceğinden daha fazlasını satın alıp bunları önce buzdolabında/derin dondurucuda elektrik harcayarak muhafaza eden, sonra da farklı gerekçelerle çöpe atan herkes gıda israfından sorumlu.

Ve bu sorumluluk sadece çöpe atılan gıda maddeleri ile sınırlı değil. Bu ürünlerin yetiştirilmesi/üretilmesi aşamasında heba edilen doğal kaynaklardan (başta su) tutun da ürünlerin işlenip paketlenmesi aşamasındaki emek ve sermaye kaybına, gıda çöplerinin çevreye verdiği zarara varıncaya kadar bir dizi olumsuzluğun arkasından hep israf çıkıyor.

Kısacası insanoğlu daha fazla tüketme hırsı ile gereğinden fazla üretirken, paylaşmak yerine saklayıp nihayetinde çöpe atmayı; hem üretirken hem de tüketirken insanlığın ortak mirası olan doğal kaynakları çarçur etmeyi dünyadaki tüm canlı türlerinden daha iyi beceriyor. Hem de diğer insanların yoksulluğunu veya başka canlıların yaşam hakkını hiç hesaba katmadan.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

11 + 15 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.