Öko-Test birkaç gün önce tat, koku ve besin değeri olarak etin yerini tutabilecek içeriklerden üretilmiş veya ekolojik, bitkisel orijinine sahip 18 ‘veganburger’ üzerinde yapılan bir testin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.

Laboratuvarda incelenen içerik unsurlarının yanı sıra tat, koku, görünüm ve damak tadı gibi hususların da dikkate alındığı test sürecinin sonunda toplamda sadece dört bitkisel burger ‘çok iyi’ notunu almış.

Etin yerini tutabilecek besin maddelerinden üretilmiş burgerlerden sadece biri ‘iyi’ notunu hak ederken, benzer ürünlerden dördü de tamamen sınıfta kalmış. Test verilerine göre mercek altına alınan diğer ürünler ‘ortalama’ bir kalite-lezzet dengesine sahip.

Mineral yağ ve genetiği değiştirilmiş soya içeriyor

Vegan burgerlere verilen bu düşük notlar ilk planda pek bir anlam ifade etmiyor. Ancak test sonuçlarının ortaya koyduğu ürkütücü hususlar da var. Test edilen her iki vegan burgerden birinde yüksek oranda mineral yağ kalıntısına/içeriğine (MOSH) rastlayan uzmanlar, bazı burgerlerin genetiği değiştirilmiş soya içerdiğini de tespit etmiş.

Niyetimiz beslenme ve genetik gıda uzmanları ile gurmelerin sahasına girip, onların uzmanlık alanında ahkâm kesmek değil. Takdir edersiniz ki konu herkes için oldukça önemli. Çünkü işin ucunda insan sağlığı, daha da önemlisi genç kuşakların geleceği var.

Bir yandan konuya ilişkin yenikleri ve tartışmaları takip etmeye çalışırken; diğer yandan bir tüketici olarak daha sağlıklı, çevreci ve sürdürülebilir olduğu gerekçesi ile önümüze konan bu alternatifleri tüm boyutları ile tanımak istiyoruz.

Türkiye’deki insanlar et fiyatlarının yüksekliğinden yakınırken; birçok Avrupa ülkesinde et tüketimin fazla olduğunu düşünen, dolayısıyla hayvan refahını garanti eden gıdalar ile çevre dostu beslenme alternatiflerinin çoğaltılmasından yana olan yahut her türlü hayvansal gıdanın beslenme kaynaklarımızdan çıkartılması gerektiğini ileri süren bir kesim var.

Birçok Akdeniz ülkesi otuza yakın yenilebilir yabani otun satıldığı pazarları, sebze ve meyvelerin yoğun olarak kullanıldığı yöresel mutfaklarıyla et, tavuk ve balık lezzetlerine alternatif sunma olanağına sahip.

Ancak dünyanın birçok ülkesi, özellikle de büyük kentler et veya etin yerini tutabilecek gıda ürünlerinden kolay kolay vazgeçemiyor. Çevre duyarlılığına sahip, hayvan hakları/refahı konusunda hassas olan çoğu kişi ise ucuz ve bol miktarda et üretip tüketmenin hem ekolojik dengeyi hem de insan sağlığını tehdit ettiğini düşünüyor.

Gün geçtikçe market raflarında sayıları artan vegan ürünler henüz etin yerini alabilecek niteliklere ve rekabet avantajlarına sahip değil. Çünkü et tüketimine yaygın ve sürdürülebilir alternatifler üretmenin önünde ciddi engeller var.

Vegan ürünlerin açmazı: fiyat, lezzet ve ‘doğallık’

Her şeyden önce vegan ürünler ete göre hâlâ pahalı. Tek başına yaşayan bir kişi veya az çocuklu bir aile iseniz ortalama bir gelirle vegan ürünler sayesinde ete alternatif oluşturmanız mümkün. Ancak 3-4 çocuklu bir aile iseniz ya da mangalı yakıp akraba ve taallukatınızı, hemşehrilerinizi, aşiretinizi davet eden tiplerdenseniz, vegan mangal partileri için bir servet ödemek durumundasınız.

Tümüyle bitkisel veya ete alternatif içeriklerle hazırlanmış et taklidi ürünlerin insan sağlığı üzerindeki olası olumsuz etkileri, sebep olabilecekleri hastalıklar konusunda etraflıca yapılmış araştırmalar çok değil. Teorik olarak her bir ürün ete göre daha sağlıklı olduğu iddiasını taşıyor; ancak kazın ayağı gerçekten öyle mi, onu zamanla göreceğiz.

Hâlihazırda laboratuvarlarda optimize edilmiş, endüstriyel olarak işlenmiş vegan ürünleri hormonlu, sağlıksız ve hayvan haklarını/refahını hiçe sayarak üretilmiş/avlanmış et, tavuk ve balık ürünleri ile yan yana koyduğunuzda ‘doğal olma’ konusundaki psikolojik üstünlük hâlâ et tüketenlerin tarafında.

Kuşkusuz vegan ürünleri tercih etme konusundaki en önemli kriterlerden biri de lezzet. Nihayetinde subjektif bir duyu olan lezzet konusunda kanımca test sonuçlarının pek bir önemi yok.

Yargımın tamamen öznel olduğunu baştan deklare ederek, bazı vegan burgerleri denemiş biri olarak şunu söyleyebilirim: ‘Aynı, tıpkı et gibi hatta daha da iyi bir tada sahip’ olduğu söylenen hiçbir ürün bana kalırsa etin yanından bile geçemiyor.

Diyeceksiniz ki, damak alışkanlığı/tadı insanda zamanla bir lezzet ön yargısı da oluşturur. Bu hususta yerden göğe kadar hakkınız olduğunu söylemem gerekiyor. Lakin sorun tam da burada.

Yeni doğan bir bebek büyüme, gelişme sürecinde hiç et yüzü görmezse, onu sürekli bitkisel gıdalarla beslerseniz, sonrasında onun muhtemelen et yeme(me) konusunda fazla bir sorunu olmayacaktır.

Ancak önemli olan aşırı et tüketen insanları alternatiflere yönelme hususunda ikna edebilmek. Aksi halde veganistlerin amaçladığı etsiz, hayvansal kaynaklı gıda veya ürünlerin tümüyle hayatımızdan çıktığı bir dünya inşa etmek pek kolay olacak gibi gözükmüyor.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

eighteen − 13 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.