Tuzu kuruların başımıza bela ettiği ayrımcılık ve dayatma türlerinden biri de ‘body shaming’. Mikrobun kendi içinde kabaca kilolu insanları hedef alan ‘fat shaming’ ve aşırı zayıf kişileri bunalıma sürükleyen ‘skinny shaming’ gibi türleri de var.

Doğuştan ideal vücut ölçüleri, sağlıklı organlar, para eden yetenekler ve güzellik unsurları ile donatılmış çok az insan mevcut. Benim gibi etli butlu, göbekli olanların yanında sinek sıklet kalmayı başarabilen ya da herkül gibi baklava dilimi kaslarını gururla sergileyen adamlar da var. Kimi insan mükemmel gözlere sahipken rengini beğenmediği için o harika gözleri renkli lenslerin ardına saklamayı tercih ediyor. Bazısı olağanüstü koku alan burnunu düzelttirmenin derdine düşerken bir kısmı da sahip olduğu dahiyane müzik kulağından utandığı için onu saçları veya beresi ile örtme yolunu seçiyor. Kimi kadın büyük göğüslerinden şikâyetçi. Diğer bazısı da dolgun göğüsler için bıçak altına yatmaktan kaçınmıyor. Tabii bir de hiç duymayan kepçe kulağa, karanlığa gömülen kahverengi gözlere, bir kazada büyük bölümü yanmış yüze, kanser nedeniyle alınmış memelerin yerini dolduran silikon protezlere sahip olanlar var. Kısacası kimi insan işlevsel olan bir organın özlemini çekerken, diğer bir kısmı da sahip olduğu beden ve uzuvlarla barışık değil. İşte tüm bu memnuniyetsizlik hâllerini büyük oranda tetikleyen sosyal mikrobun adı insanları görünümleri nedeniyle ayrımcılık ve aşağılamaya tabi tutan ‘body shaming’. Elbette her mikropta olduğu bunun da envaiçeşit türü var.

Son çeyrek yüzyılda kamuoyuna pompalanan formda olma ölçütleri ile sıfır yağlı kadın ve kaslı erkek vücudu öylesine putlaştırıldı ki ‘güzel görünen vücut eşittir sağlıklı bünye’ yaklaşımı insanların zihninde iyice yer etti. Sadece bu kadar mı? Bir de ‘şişman insan alabildiğine tıkınan kişidir’ düşüncesini insanlara benimsettiler. Özellikle genç kızlar formda, güzel bir vücuda sahip olabilmek uğruna tıbbi olarak tartışmalı, para tuzağı diyet programlarını uygulamak için çoğu kez sağlıklarından olurken; ideal görünüm baskısı altındaki birçok genç insan eninde sonunda psikolojik sorunların pençesine düşüyor.

Tabii tüm bunlar yaşanırken kapitalizmin şeytani mantığı insanların yakasını bırakmıyor. Yüksek bütçeli reklamlarla insanları daha fazla tüketmeye sevk ederken öte yandan bu gereksiz tüketimin sonuçları ile ilgili yeni para tuzakları hazırlıyorlar. Üstelik bunu yaparken gerçek niyetlerini perdeleyen etik yollara başvurmaktan da geri durmuyorlar. Örneğin moda dünyası bir süredir sıfır beden yerine ‘kıvrımlı’ mankenleri tercih ediyor. Avrupa’daki birçok giyim markası tüketici profiline uyan etli butlu kadınları ön plana çıkartıyor artık reklamlarında. Peki sonuçta ne değişiyor? Müşteri ‘kendi gibi’ olan mankenlerin sergilediği ürünleri severek alıyor. Ancak yağlı, insicamsız, idealden uzak bedenleri dışlayan beğeni hegemonyası hâlâ yerli yerinde duruyor.

Baskı öylesine yoğunlaştı ki ‘şişman olandan uçakta daha fazla para alınsın, belli kilonun üstünde olanlar dizayn otellere kabul edilmesin’ şeklindeki ayrımcı talepler son yıllarda meşruiyet zemini kazanmaya başladı. Hatta ‘şişman insanlara bakmaya tahammül edemiyorum’ diyebilecek kadar işi iyice azıtanlar bile var. Ancak insanları renginden dolayı rasist ayrımcılığa tabi tutmakla uçak yolculardan kilolarına göre para almaya kalkışmak, otellerin kapısını şişmanlara kapatmak aynı hasta zihniyetin işi. Onlara göre insanla taşıma ücreti hacmine ve ağırlığına göre hesaplanan kargo arasında hiçbir fark yok. Benzer şekilde siyahileri bir zamanlar yüzme havuzuna sokmayan ırkçı zihniyetle şimdilerde kilolu insanları yüzme havuzlarında bakış ve davranışlarıyla taciz eden sapkınlık arasında hiçbir fark yok.

Aşağı yukarı on beş yaşında olduğunu tahmin ettiğim bir kızın havuzda kendi arkadaşları tarafından güya espri yapmak suretiyle nasıl aşağılandığını, öz güvenine nasıl saldırıldığını kendi gözlerimle gördüm. Zavallı kızın yaşadığı ayrımcılık ve aşağılanma öylesine fasit bir daire ki o kıskacın içinde bunalıma sürüklenmemesi mümkün değil. Günlük hayatta ‘şişko’ olduğu her fırsatta yüzüne vurulan kız, kilolarından kurtulmak için gittiği havuzda arkadaşlarının eğlencesi hâline geliyor. Dahası hem kilolu olduğu için hem de kilolardan kurtulmaya çalışırken saldırıya uğrayan bu genç kızı çevresi ‘body shaming’in tipik kıskaçlarından biri olan sosyal izolasyona itiyor. Ayrımcılığın mantığı bu genç kıza aslında şunu söylüyor: Suçun olan yağlarından kurtulmak istiyorsan göz zevkimizi bozmadan kendi özel alanında spor yap! Ancak tahammül edilebilir bir vücuda sahip olduğunda sosyal yaşama dönme hakkına sahipsin!

Ancak dünya sadece formda, zinde ve harika görünen insanlara ait değil. Çoğunluğun veya güçlülerin güzellik idealine uymuyor diye kimseyi hayatın dışına itme hakkına sahip değiliz.  Kimse kendini doğuştan fiziki olarak dezavantajlı yapan hususlar yüzünden ayrımcılığı hak etmiyor. Bir insan bedenini kendi tasarruf ve ihmalleriyle faklı hâle getirse bile onu görünümü nedeniyle dışlamak, aşağılamak kimsenin haddine değil.

Konunun uzmanlarından rol çalarak obezitenin nedenleri üzerinde uzun uzun nutuk atacak değilim. Vücuttaki fazla kiloların insan sağlığını tehdit eden, kişinin yaşam kalitesini düşüren bir faktör olduğunu da inkâr edecek değilim. Ancak her ne olursa olsun toplumda kabul gören güzellik idealine uymuyor diye başka bir insanın bedeni üzerinde hegemonya oluşturma, görünümleri nedeniyle onları dışlama, fiziksel olarak dezavantajlı grup ve bireyleri aşağılama sapkınlığına yeşil ışık yakacak da değilim.

Kuşkusuz yarım yüzyılda oluşan ve nesillerin bilinçaltına iyice yerleşen güzellik idealini değiştirmek kolay değil. Ancak yine de insanlara sağlıklarını ve doğal güzelliklerini geri verecek cesur adımlar atmaktan başka çare de yok.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

5 × 3 =