HABER MERKEZİ – Hafız ile yolum yaklaşık üç yıl önce kesişti. Eski, köhne bir ev kiralamıştım. Evin tamamına param yetmediği için ev sahibi ile evin yarısını kiralama konusunda anlaştık. Evin bahçe kapısından girilen diğer yarısını da bir derneğe kiralamıştı.

Ev sahibi bir gün Hafız ile kapımı çaldı. Ev sahibinin demesine göre, Hafız haftanın bir günü gönüllü olarak dernek üyelerinin çocuklarına Kur’an öğretmek için geliyordu. Bundan sonra payıma düşen elektrik, su ve gaz parasını kendisine değil; toptan ödemesi için artık Hafız’a vermem gerekiyordu. Bir de çay demlemişlerdi, eğer müsaitsem bir bardak çay ikram etmek istiyorlardı.

Çay teklifini kabul ettiğime hiç pişman olmadım, çünkü Hafız gerçekten harika çay demliyordu. Çok geçmeden kendi tabiriyle “Bozkır çocuğu” olduğunu hemen öğrenmiştim.

Takip eden gün ve aylarda Hafız ile iyice dost olduk. Haftada bir gün çocukları okutmaya geliyor, dersin akabinde çayı tavşan kanı demleyerek beni çağırıyordu. Haftada bir gün bile olsa evimin arka bahçesinde çocukların cıvıldaşması gerçekten huzur vericiydi. Çünkü hayatımın büyük bir bölümü okul koridorlarında ve bahçelerinde talebe sesi dinleyerek geçirmiştim.

Hafız defalarca uyarmama rağmen her seferinde eli dolu geliyor, sittinsene düşünsem nerede satılacağını bilemeyeceğim lezzetli ve olgun meyveleri uygun fiyata bulup getiriyordu. Bir gün kendisine ikinci el bir bilgisayar bulup bulamayacağını sordum. “Hallederiz” dedi ve bir iki bilgisayar getirdi. Anlaşılan Hafız çaydan anladığı gibi, bilgisayarlardan pek anlamıyordu.

Çünkü çok uğraşmama rağmen Hafız’ın getirdiği bilgisayarları bir türlü adam edemedim. Kendisine yarı ciddi yarı şaka “Hafız sen bu bilgisayar işine karışma. Çay demle yeter” dedim. Güldü ve bir daha bilgisayar getirmedi.

Aradan altı bilemedin yedi ay gibi bir zaman geçti. Hafız bir gün yine kapımı çaldı. “Hocam bu sefer çalışacak” deyip hemen elindeki kutuyu gösterdi. Baktım, daha kutusu bile açılmamış, sıfır kilometre bir bilgisayar.

“Hafız bunu kabul edemem, ama nereden bulduğunu merak etmiyorum da değil” dedim. Hafız bilgisayarı almam için ısrar ediyor; ama nasıl aldığını, nereden bulduğunu bir türlü söylemiyordu. En sonunda “Bari fiyatını söyle, taksitle alayım” dedim. Hafız olayları nedense daha gizemli hâle getirmeyi severdi. Bu kez de öyle de yaptı: “Hocam parasını çoktan ödedin” dedi.

Meğer Hafız dernek ile ortak ödememiz gereken elektrik, su ve gaz faturalarını tümüyle kendi ödemişti. Faturaları ödemek için kendi tabiriyle “biraz kayınpederini tırtıklamış”, geri kalanını da hanımı durumu izah ederek mahalledeki hacı teyzelerden toplamıştı. Benim Hafıza verdiğim parayı da bir kenarda biriktirmişler, kumbara dolunca da Hafız yeni bilgisayarı omuzlayıp gelmişti.

Eğer ben bu yazıyı yazabildiysem, siz de şimdi bu satırları okuyabiliyorsanız; bilin ki bunu öncelikle gönlü geniş bu “Bozkır çocuğuna” sonra da muhterem eşi ile hacı teyzelere borçluyuz.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

10 − five =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.