Leonardo da Vinci “En küçük dürüstlük bile en büyük yalandan daha iyidir” der örneğin. William Shakespeare içinse “Hiçbir miras, doğruluk/dürüstlük kadar zengin değildir”.

Peki doğruluk ve dürüstlük gerçekten kutsal kitapların, düşünürlerin, sanatçıların veya ahlaki öğretilerin yücelttiği kadar her daim geçerliliğini koruyan bir erdem midir?

Her şeyden önemlisi de doğru bir hayat yaşayan, yalandan uzak duran ve dürüstlükten ödün vermeyen insanlar eninde sonunda kazanır mı? Atasözü “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” der ama; doğru söyleyenler, dürüst davrananlar da ellerinde hiç sönmeyen bir meşale mi taşır?

Gelin bu soruların yanıtını aramak için bugün Belçika’nın Doğu Flandre eyaletinde yaşayan mütevazı bir aileye konuk olalım. İrfan Şekerci vaktiyle ekmek parası için gurbet yollarına düşen Konyalı bir marangoz. Önceleri nasibini Fransa’da aramış, ancak işler yolunda gitmeyince ailesi ile birlikte 1990 yılında Belçika’ya yerleşmiş. İrfan Şekerci üç çocuğuna bakabilmek için ilk olarak bir mobilya fabrikasında çalışmış, sonrasında küçük çapta da olsa kendi işini yapmaya başlamış.

Eşinin tümüyle evde hazırladığı ve sacda pişirdiği nefis gözlemeler eşliğinde sohbete başladığımızda, İrfan Usta ‘gösterişe kaçar’ gerekçesi ile fotoğraf çekmemizi istemiyor. Ancak başından geçenleri büyük bir samimiyetle anlatmaya başlıyor.

İrfan Usta’nın mobilya sektöründeki uzmanlık alanı mutfak dolapları. İşinin ehli olduğunu anlamak için şu olaya bakmak yeterli. Anlattığına göre, İrfan Usta’nın mutfağına dolap taktığı kadınların ortak bir şikâyeti varmış.

Mutfak dolabını beş altı yıl kullanan kadınlar genelde “Abi ne olur bu dolapları bu kadar sağlam yapma. Sonuçta bunun da bir modası var, gün geliyor değiştirmek istiyoruz. Ancak adamlar ‘sapasağlam dolap, eskisin öyle’ deyip değiştirmeye yanaşmıyor” diyormuş.

İrfan Usta dolap işine ilk başladığında; sektörde adı sanı olan firmaların malzeme aldığı, köklü bir ailenin sahibi olduğu yapı marketinin kapısını çalmış. Bundan sonra kendilerinden malzeme almak istediğini belirterek, fiyatlarda biraz indirim yapıp yapamayacaklarını sormuş.

“Kuruş indirim yapamayız, fiyat neyse o” yanıtını alınca biraz bozulmuş İrfan Usta, ama mecburen kalite ve fiyat konusunda avantajlı olan bu firmadan mal almaya başlamış.

Günün birinde müşterisine yapacağı mutfak dolabı için 30 santimetrelik mobilya panelleri sipariş eden İrfan Usta, günü gelince mallarını teslim alıp hesabı peşin olarak ödemiş. Ancak montaj için ölçüp biçmeye başladığında, bir de fark ediyor ki marketin bıçkı servisi tüm panelleri 60 santimetre olarak kesmiş. Faturaya bakıyor, malzeme 30’luk panel olarak hesaplanmış. Kısacası İrfan Usta sipariş ettiği malın iki mislini teslim almasına rağmen, fatura gereği yarı fiyatını ödemiş.

Panelleri ortadan kesip işine baksa; bedavadan bir dolabın daha tüm malzemesi, masrafı çıkacak. Ancak İrfan Usta panellere dokunmadan ertesi gün aynı dükkâna giderek hesapta yanlışlık olduğunu, kendisine fazla mal verilmesine rağmen kendisinden eksik ücret alındığını, dolayısı ile malların yarısını iade etmek veya parasını ödemek istediğini söylemiş.

Yarım yamalak Flamanca ile durumu kasadaki ‘havalı kıza’ izah etmeye çalıştığında; kasiyer önce kötü Flamanca konuşan ve faturaya itiraz eden yabancı adamı kale almak istememiş, hatta ona kibarca ‘hadi işimiz var seninle uğraşamayız’ tarzında kapının yolunu göstermiş. İrfan Usta ısrarla itiraz etmeye devam edince kasiyer hatayı fark ediyor etmesine; ancak bu kez de bıçkıevindeki, hata yapan arkadaşını korumak için “Tamam, dediğin gibi hata var. Ancak durum senin lehine, kimseye başka bir şey söylemeden ortadan kaybol” diyor.

İrfan Usta bu sefer de ‘patronla görüşüp durumu bir de ona anlatayım’ diye tutturunca, kasiyer ‘çattık’ deyip mecburen patronlardan birini çağırmış. İrfan Usta’nın tabiriyle ‘Madam’ gelip kendisini dinlemiş, bir terslik olduğunu anlayınca da “Gelin benimle” demiş. Madam önde, İrfan Usta arkada bıçkıevinin yolunu tutmuşlar. Yapılan kontrol ve yeniden incelenen sipariş fişi sayesinde İrfan Usta’ya iki katı fazla mal teslim edildiği, ancak kendisinden malın yarı değeri kadar ücret alındığı ayan beyan ortaya çıkmış.

Yapılan hataya oldukça sinirlenen, ancak durumu müşterisine belli etmemeye çalışan Madam İrfan Usta’ya “Beyefendi” demiş. “Buyurun ofiste hem bir kahve içelim hem de konuyu eşimle beraber etraflıca görüşelim”. Yapı marketin sahibi olan karı koca kahve esnasında İrfan Usta’ya eğer isterse panellerin yarısını iade edebileceğini yahut geri kalan ücreti de ödeyerek hepsini alabileceğini söylemiş.

İrfan Usta “o zaman parasını ödeyeyim” deyince “Peki” demiş Madam ve konuşmasını şöyle sürdürmüş: Biz yıllardır bu işi yapıyoruz. Doğrusu bugüne kadar hiç kimse ‘benden eksik para aldınız” diyerek geri gelmedi.

Eğer siz gelip bu yanlışlığı bize söylememiş olsaydınız, malı kime sattığımızı tespit edemesek bile rutin olarak yapacağımız stok kontrolünde eksiklik mutlaka ortaya çıkacaktı. Tabii biz de size fazladan verilen malların parasını hatayı yapan işçinin maaşından kesecektik. Bu da onun aylık maaşının neredeyse yarısı demek. Siz bu dürüst tavrınızla hem bizi ekstra bir işten kurtardınız hem de işçimizin parası cebinde kalmış oldu.

İrfan Usta içinden ‘hadi garibanın maaşı kurtuldu’ diyerek, kahve için teşekkür edip müsaade isteyecek olmuş. Ancak Madam ‘lütfen biraz daha bekleyin’ diyerek bu kez de şunları söylemiş: Kuşkusuz biz de sizin bu asil davranışınızı işletme olarak karşılıksız bırakacak değiliz.

Bundan sonra bizden yapacağınız her alışverişte yüzde 15 indirim hakkınız olacak. Ve bu uygulama siz bizden alışveriş yaptığınız, bizim iş yeri de faaliyetine devam ettiği sürece geçerli olacak.

Dedikleri gibi de yapmış iş yeri sahipleri. Olayın üzerinden neredeyse 14 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, İrfan Usta o günden beri indirimden sürekli yararlanmış.

Madam da eşi de işleri çocuklarına devrederek bir kenara çekilmişler. Ancak İrfan Usta’ya verilen söz gereği çocukları da aynı uygulamayı bugüne değin sürdürmüş. İrfan Usta sayesinde maaş kesintisinden kurtulan işçi ise kendisine sürekli hürmet etmiş.

“Kalkmadan birer Türk kahvesi içelim” diyen İrfan Usta’ya son olarak şunu sorduk: Yaşadığınız bu olayı genç esnaflara anlatıp, onlara tavsiyelerde bulunuyor musunuz?  “Elbette anlatıyorum” dedi İrfan Usta ve ekledi: ‘Doğruluktan ne olursa olsun ayrılmayın’ diye nasihat ediyorum ve bir de mutlaka şunu söylüyorum: Lütfen yaşadığınız memleketin dilini iyi öğrenin! Neden biliyor musunuz? Madam o gün bana “Çok merak ediyorum, neden böyle bir şey yaptınız” diye de sordu.

Bölük pörçük Flamanca ile bir şeyler söylemeye çalıştım. Ancak Allah’tan korktuğumu, yarın mahşerde bu işten hesaba çekilirim endişeyle böyle davrandığımı onlara doğru dürüst anlatamadım. Eğer anlatabilseydim, yaptığım hareketin şahsımdan değil inançlarımdan kaynaklandığını o insanlara göstermiş olacaktım.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

4 + one =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.