HABER MERKEZİ – Onlar Hazreti Peygamber’i seven, onun yolundan giden, hatta O’nun için canını vermeyi göze alan Hazreti Ali’yi de hiç sevmemişlerdir.

İlim şehrinin kapısından hiç hoşlanmamışlardır. Zülfikâr’ın sahibi, Hayber Kalesinin Fâtihi, Allâh’ın Arslanı İmâm Ali’nin varlığı sahte Müslümanları hep rahatsız etmiştir. Hazreti Peygamber onların bu kinlerinin nedenini bir hadisinde şöyle açıklamıştır: “Mü’min Ali’yi sever, münâfık Ali’den nefret eder.”

Mekke’nin fethiyle birlikte Müslüman olmuş gibi görünen bu aile İslâm’ın en büyük kahramanı İmâm Ali ve evlatlarına her zaman düşmanca davranmış, münâfıklıklarını her fırsatta açığa vurmuşlardır.

Ebû Süfyân’ın oğlu Muâviye Şam valiliğine atandığı andan itibaren Ehl-i Beyt’e olan düşmanlığını açıktan devam ettirmiştir. Sıffin Savaşı’nda Hazreti Ali’nin karşısına çıkan Muâviye, yenileceğini anlayınca mızrak uçlarına Kur’an sayfaları astırarak, İslâm Tarihi’nde “dini siyaset için kullanan” ilk kişi olmuştur.

Bu nedenle meşhur bir söz vardır: “Mertlik Ali’den siyaset ise Muâviye’den kalmıştır.” İnsanlar Şâh-ı Merdân’dan mertlik, doğruluk, dürüstlük, adâlet, şefkat, merhamet ve yiğitliği, Muâviye’den ise yalancılık, para, makam ve mevki ile insan satın alma, muhâlifleri tehdit ederek korkutma, korkmayanları ise öldürmeyi öğrenmişlerdir.

Hilâfet makamını işgal ettikten sonra, cami minberlerinden Hazreti Ali ve Ehl-i Beyt’e küfür ve hakâretler ettiren Muâviye, buna karşı çıkan meşhûr sahâbî Hucr bin Adî’yi yedi arkadaşı ile birlikte idam ettirmekten çekinmemiştir.

Yine Hazreti Peygamber’in övgüsüne mazhar olmuş Ebû Zerri’l-Gıfârî Muâviye’nin Şam’da yaptırdığı sarayını gördüğünde; “Ey Muâviye! Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır. Eğer Beytü’l-Mâl’in (devletin) parasıyla yaptırdıysan da harâmdır.” dediği için ömrünün geri kalan kısmını çölde sürgünde geçirerek tek başına Hakk’a yürümüştür.

Sıffin Savaşı’nda Hazreti Ali saflarında yer alan sahâbenin ileri gelenlerinden Ammâr bin Yâsir şehit olmuştur. Hazreti Peygamber’in kendisine hitaben söylediği; “Yâ Ammâr! Seni azgın bir topluluk öldürecek.” hadisi düşünüldüğünde onu şehit eden Muâviye ve askerlerinin durumu daha net anlaşılmaktadır.

Özellikle Sıffin Savaşında Peygamber âşığı Veysel Karânî’nin de şehit olduğu dikkate alınacak olursa, Muâviye’nin kimlerle mücadele ettiği daha iyi anlaşılacaktır. Hazreti Muhammed’in; “Ali bendendir, ben de Ali’denim.” sözünün muhatabı İmâm Ali’ye her türlü düşmanlığı yapan Muâviye yine bir Peygamber sevdalısı Veysel Karânî’nin hayatına da son vermiştir.

En önemlisi ise Allah Rasûlü’nün öpüp kokladığı reyhanlardan birisi olan İmâm Hasan’a da savaş ilan eden Muâviye, anlaştığı halde onu karısına zehirletip kendi yerine oğlu yezidi veliaht bıkarak, hilâfeti saltanata dönüştürmüştür. Beşinci halîfe İmâm Hasan’dan sonra saâdet asrı sona ermiş, Muâviye evlatlarıyla birlikte cehâlet asrına geri dönülmüştür.

İşte mel’un yezid böyle bir ortamda büyümüştür. Dedesi, ninesi ve babasından tevârüs ettiği Hazreti Muhammed ve Ehl-i Beyt düşmanlığı ile Kerbelâ’da Peygamber neslini yeryüzünden silmek istemiştir. Âşık Dertli; “Zâlim nice kıydın sana n’ettiydi Mustafâ” derken bu husûsa dikkatlerimizi çekmektedir. Onların hedefi Muhammed Mustafâ’nın pâk neslidir.

Kerbelâ; aslında Bedir ve Hendek’in, Mekke’nin fethinin bir intikâmıdır. Kerbelâ; babasının intikâmını almak için Uhud harbinde şehid olan Hazreti Hamza’nın yüreğini çıkartıp yiyen Hind’in kininin devamıdır.

Nitekim Şam’daki sarayında İmâm Hüseyin Efendimiz’in mübarek başına ve dudaklarına elindeki sopayla dokunan zâlim ve kâtil yezid; “Keşke ninem Hind yaşasaydı da bugünleri görseydi.” diyebilmiştir.

Kaynakların aktardığına göre İmâm Hüseyin karşısında toplanmış binlerce gözü dönmüş câniye hitaben defalarca kendisinin Peygamber torunu olduğunu, annesinin Fâtıma, babasının Ali, büyük amcasının Hamza, amcasının Cafer olduğunu hatırlatmasına rağmen bu katliamı gerçekleştirmişlerdir.

Bundan da anlaşılmaktadır ki Kerbelâ’da hedef İslâm, Kur’an ve Müslümanlıktır. Benî Ümeyye (Emevî) sülalesi Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellemin bütün sülâlesinin kökünü kazıyarak, İslâm dinini bitirebileceğini zannetmiştir.

İmâm Zeynü’l-Âbidîn evlâdı olan imâmların İslâm ve Kur’ân’ı asırlar ötesine taşıyacaklarını, Ehl-i Beyt mensuplarının Kevser Havuzu’nun başına varıncaya kadar Kur’an’dan ayrılmayacaklarını hesap edememişlerdir. Ehl-i Beyt’in şehit olma pahasına tüm insanlık için ilim ve irfâna, şefkat ve adâlete, huzur, sükûn, barış ve saâdete hizmet etmeye devam edeceklerini kör gözler görememiştir.

Görünen o ki Kerbelâ’dan kıyamete kadar Emevî ailesi gibi özü çürük, kalbi bozuk olan münâfıklar Ehl-i Beyt’e ve onları sevip yolundan gidenlere düşman olmaya, onlara zulmetmeye, çoluk ve çocuklarıyla onları katletmeye devam edeceklerdir. Ama Allah onların hoşuna gitmese de uyandırılan çerağlar hürmetine nûrunu tamamlayacaktır.

Herçeğe Hüü, mü’mine yâ Ali…

Ciger-gûşe-i Fâtıma dü çeşm-i Murtezâ
Ol bağ-ı nübüvvette iki verd-i dil-güşâ
Bir katre dem-i pâkine yetmez iken bahâ
Kûhul gibi çekti gözüne deşt-i Kerbelâ
Zâlim nice kıydın sana n’ettiydi Mustafâ

İnsaf yolunu tutmadınız kavm-i bâtılân
Bunca yetim-i pâke cefâ kıldınız hemân
Kimseye diyemez sizlere bunlar da Müslümân
Kan ağladılar bu işe zemîn ü âsumân
Zâlim nice kıydın sana n’ettiydi Mustafâ

Bu vakıadır gönlümü mahzûn eden benim
Bu kazayadır derdimi efzûn eden benim
Bu musîbettir dü çeşmim pür-hûn eden benim
Bu zikr-i hikâyet günümü dün eden benim
Zâlim nice kıydın sana n’ettiydi Mustafâ

Yarın mahşer yerine gelmez misin ey yezîd
Cedd-i Muhammed açsa gerek livâü’l-hamîd
Taht-ı livâya gelem yüzün kara ey pelîd
Nâm ü nişânın olsa gerek anda nâ bedîd
Kâfîr nice kıydın sana n’ettiydi Mustafâ

La’net yezidin cânına yek anda sad-hezâr
Taştan taşa çalsın başını bulmasın karâr
Kelb suretine girdi şimşîr oldu zehr-i mâr
Dertli sana benzer muhibb-i hânedân mı var
Zalim nice kıydın sana n’ettiydi Mustafâ

Musa Kazım Horasânî

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

2 × 3 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.