Kurduğum dengelerim 2

Dostumla yine düşünce dünyamdan dökülenleri değerlendirdik, her zamanki gibi. Duygulandığını söyler.

SEDAT İLHAN 24 Mayıs 2026 YAZARLAR

“İnsanları anlamak zorunda mıyız, değil miyiz?” diye merak eder. Oysa birkaç dakika önce kültür dünyamıza damgasını vurmuş bir fikir adamının, bir yazarın, bir kanaat önderinin ifadelerini paylaşmıştı benimle. Ömrü boyunca dört kelime öğrendiğini söylemiş: sözlük anlamı, yüklenen anlam, niyet ve bakış açısı.

Veya yaşanmamış, formüle edilmemiş, edilememiş ne var ki şu dünyada benden beklensin?

Keşke anlatabilsem… İsterdim bunu. Aslında deniyorum ama ne anladıklarından emin değilim. Hatta bazılarının anlamadıkları bazen açıkça görülüyor. Hal böyleyse “İnsanları anlamak zorunda değiliz.” sözüne yanlış denilebilir mi?

Zaten yanlış da dememiştik. Sadece şaşırmıştık. Kurduğumuz dengelerin birer birer altüst olmasıyla sarsılmıştık. Ama öğrenmek için gerekli bir süreçtir bu. Tabii ki niyet ve bakış açısı da önemli. Yine aynı kanaat önderinin ifadeleriyle, yanlış gördüklerimizin içinde de bir hakikat payı vardır. Ancak bunu görebilmek için anlamayı kendimize zorunlu kılmalıyız. Aksi hâlde hüküm verip, tanımlayıp, gruplandırıp fanusumuza çekiliyor olmadığımızdan emin olamayız.

Yani her insan haklıdır; kendisince tabii ki. Her ne yapıyor olursak olalım, haklılık argümanlarını kolayca üretip önümüze koyar ve öyle ilerleriz. Genelde böyle olur. İstisnaları elbette vardır. Veya niyetimiz samimidir, kesinlikle. Ancak yine aynı kanaat önderinin ifadeleriyle, sonuç çok daha önemlidir. Bu ifade ile niyetin hiçe sayıldığını düşünmüyorum. Bir şeylerin farklı olmasının gereğine gönülden inanıyorsak, buna gönülle, dille ve elle tavır koymak mümkündür. Ancak sadece tavırda kalmaya yeten niyetimizin samimiyetini de sorgulamalıyız. Samimi niyet odur ki, farklı olması gerektiğine inandığımız şeyleri gerçekleştirmek üzere farklı yollar aratır, denetir. Aksi hâlde hüküm verip, tanımlayıp, gruplandırarak fanusumuza çekiliyor olabiliriz.

Bir başka dostum da zamanında hiçbir kimsenin beni anlamak zorunda olmadığını söylemişti. “İnsanları anlamak zorunda değiliz.” cümlesiyle aynı formatta bir ifadeydi bu. Ancak o cümlede nesne ben olduğum için cevap vermemiş ama üzülmüştüm.

Eşimizle, çocuklarımızla, anne babamızla, kardeşlerimizle, arkadaşlarımızla bir sürü problem yaşarken… Elimizdekilerle mutlu olamayarak tüketim çılgınlığıyla hayatımızı ve dünyamızı yiyip bitirirken… İnsanı anlamaya çalışan, gayret eden, deneyen; sürekli formüller, tezler geliştiren ve bunları yaparken bizden destek isteyen, yanlışlanmayı bekleyen birisini anlamak zorunda hissetmemek… Anlaşılır gibi değil.

Yoksa insanı anlamak zorunda değil miyiz?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki hiçbir kimseye herhangi bir şeyi yapmak veya yapmamak konusunda zorunda olduğu hissettirilmemeli. Çünkü zorunda olduklarımıza karşı içsel bir direncimiz var. Ancak özne kendimiz olduğunda sonuç değişir mi? Tepkimiz nasıl olur? Bu soruya verebilecek net bir cevabım yok.

Bu noktada başka bir kriter daha var: bilmek ama yapamamak. Zorunda olmadığımıza sığınmak, bu ikilemden kaçış olabilir mi? Zaten ortada yeterince argümanımız var.

Devam edelim. Birkaç soru daha soralım:

Bizi harekete geçirmeyen bilgi için “biliniyor” denilebilir mi?
Veya bizi yalnızca bilmede bırakan, gayretimizi tetiklemeyen niyetimiz, hedefimiz ne ola ki?

Yapay zekâ ile birlikte çalışıyoruz. Onun değerlendirmelerini dikkate alıyorum. Burada bana şunu hatırlatıyor: “Çok fazla soru var. Cevapları verecek misiniz?”

Aslında bu değerlendirmeyi bir dostum da yapmıştı. Kafamın karışık olduğunu söyler. Cevapsız sorularım varmış.

Tüm cevapları vermek zorunda hissetmiyorum. Hele ki herkesin kendisi için bulacağı cevaplar konusunda düşüncemi kesin biçimde söylemek istemiyorum. Aslında soru sorarak bir şeylerin masaya yatırılması, enine boyuna değerlendirilmesi gerektiğine parmak basıyorum.

Yine de birlikte anlamlıyız. Eğer bir cevap bulunacaksa hepimiz için, o cevap da hep birlikte aranmalı.

Birçok şey söyledik ama “İnsanları anlamak zorunda mıyız, değil miyiz?” sorusuna hâlâ net bir cevap bulamadık.

Hayrolsun…

Arayan bulacaktır. Belki bulmuştur da bulduğu ile yetinmiyordur; daha fazlasını istiyordur. Bulamamış olsa neyi aradığını nereden bilebilir ki?

ÖNE ÇIKANLAR