- Reklam -

Belki gözleri görmez fakat sazıyla ve yüreğiyle bizim gören gözlerimizden daha fazlasını bizlere anlatır. Toprağında çiçekler biten Veysel ‘Ben giderim adım kalır dostlar beni hatırlasın’ diyerek göçse de bu dünyadan, sadece hatırlanmakla kalmadı, onun sazıyla gözleri gönülleri açıldı, yaşadığı coğrafyada onu tanıyanların..

Aynı çerçeveye sığdıracağımız diğer bir sanatkâr ise Kırklareli’nde dut ağacından yontma bir palet ile sanata başlayan, Afrika’da, Amerika’da ve Avrupa’da ‘Kralların Ressamı’ olarak tanınan Rahmi Pehlivanlı..

‘Bir yere gelebilmek değil, orada kalabilmek zordur’ dizesiyle anlattığı,
Keskin’den saraylara uzanan hikayesini, yirmi beşten fazla kralın, kraliçenin
ve devlet adamının portre istekleri sonucu aldığı unvan ile taçlandırmıştır. En
ünlü tabloları Papa IV. Paul ve Papa II. Jean Paul tarafından ödüllendirilmiş ve
eserleri tüm dünyada sergilenmeye devam etmektedir. 1953 yılında resmettiği
‘Atatürk’ün doğduğu ev’ isimli eseri hâlen Başbakanlık koleksiyonunda yer
almaktadır.

Sazı ve fırçayı bir araya getiren ise hem doğaya ve insana olan sevgileri
hem de Rahmi Pehlivan’ın, Aşık Veysel’in vefatından 6 ay evvel portresini
yapmak için gittiği Sivas’ta yaşadıkları minik hatıraları, Veysel’in abdest
alırken kullandığı ve Pehlivan’a hediye ettiği bakır ibrik ve tabi ki Pehlivan’ın
fırçasından insanın içini ve gözünü dolduran Aşık Veysel Şatıroğlu portresi..

Rahmi Pehlivanlı’nın ağzından:

‘Arabam Avrupa’dan gelirken getirdiğim spor bir araba, o bozuk köy
yollarında altını vura vura vardık, içeri girer girmez, Aşık ‘Hoş geldin yiğenim!’
dedi. Ben de ‘Veysel Ağa, gâvur aklını köy yollarında perişan ettin’ dedim. Hiç sesini çıkarmadı. Evlerinde bir süre misafir kaldık. Benim çalıştığım resim iyice çıktı. Arka tarafta karısı ve kız kardeşini de aldım. O ara benim için bir şiirini besteleyip sazı ile çaldı. Ben resim yaparken fark etmedim, birlikte gelen
gazeteci işgüzarlık yaparak benim teybin iyi olan pillerini köy bakkalından
aldığı eski pillerle değiştirmiş. Dinlemek için açtığımda cazır cuzur bozuk
sesler çıkıyordu. Deli oldum, ama yapılacak birşey yoktu.

Bunun üzerine Aşık Veysel, ‘Yiğenim sen de benim türkülerimi, teyibinle perişan ettin’ dedi.’

Zeynep Sena Sayın

- Reklam -
Önceki İçerikAvrupa’ya ‘Delta’ virüsü vurdu
Sonraki İçerikAlman bilim insanından kritik corona iddiası

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

three × 4 =