Çin’de toplum düzeni bozulur. İnsanlar birbirleriyle sürekli kavga ederler. Kargaşa her geçen gün artmaktadır. Toplumun düzeninin bozulmasından rahatsız olan yöneticiler dönemin bilge kişilerinden Konfüçüs’e başvururlar.

Konfüçüs’e: ”Çin’de büyük bir kargaşa var. İnsanlar birbirleriyle anlaşamıyor, toplum her geçen gün felakete doğru sürükleniyor” diye dert yanarlar. Ülkenin bu vahim durumdan kurtulması için Konfüçüs’ün kendilerine yol göstermesini isterler.

Konfüçüs’ün vermiş olduğu cevap oldukça manidardır

”Siz önce milletin dilini düzeltin o zaman bütün sıkıntılar ortadan kalkar.” der. Bu cevap karşısında şaşıran misafirlere Konfüçüs’ün cavabı manidardır: ”Evet! Siz dilinizi düzeltirseniz birçok problem kendiliğinden çözülür. Zira halkın kargaşa çıkarmasının sebebi birbirini anlayamadıklarından dolayıdır. İnsanlar birbirlerini anlar, meramlarını rahatça ifade edebilirlerse anlaşmazlıklar da ortadan kalkar.”

Konfüçüs’ün vurguladığı hakikatin bizde bazı dönemlerde göz ardı edildiğini görmekteyiz.

Her dilde yabancı kelimeler bulunur

Türk dilindeki yabancı unsurları temizleme adı altında halkın kullandığı kelimeleri dilimizden atmaya kalkmışız. Neticede kısır çekişmelerle vakit kaybedilmiş. Oysaki her dilde olduğu gibi Türkçe’de de yabancı kelimelerin olması gayet tabii bir durumdur.

Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra Arap ve Farslarla olan etkileşim neticesinde Türkçe’ye Arapça ve Farsça’dan kelimelerin girmesi gayet tabii bir durumdur. Diğer taraftan Yunanca, Arnavutça gibi dillerden de kelimeler almışız.

Osmanlı devletinin de diğer milletlerin dillerinden kelime alması gayet normal

Bu durumdan şikâyet edenlere Nihat Sami Banarlı’nın çok güzel bir tespitini hatırlatmakta fayda vardır. Banarlı, imparatorluk kuran devletlerin doğal olarak diğer milletlerle birlikte yaşaması sebebiyle himayesi altında bulundurduğu milletlerin dillerinden kelime almasının çok tabii bir olay olduğunu, bundan hareketle güneş batmayan sömürge ağı kuran İngiltere’nin, sömürgesi altındaki ülkelerin dillerinden binlerce kelimeyi İngilizce’ye kazandırdıkları kaydetmektedir.

Dolayısıyla üç kıtada hüküm süren Osmanlı devletinin de himayesinde bulundurduğu milletlerin dillerinden kelime almasının gayet normal olduğunu, beş yüz yıla yakın hüküm sürmüş, dünyanın muvazenesinde önemli yer tutmuş bir milletin himayesinde bulundurduğu diğer milletlerden aldığı kelimelerden şikâyet etmek yerine, bununla gurur duyulması gerektiğini savunmaktadır.

Yabancı kelimeler zamanla Türkçenin boyasıyla yeni şekiller almaktadır

Oysaki yabancı menşeli kelimeleri Türkçesinin yapısına adapte etmek suretiyle kullanmaktayız. Ödünçlemelerin belli bir süre sonra Türkçeleştirildiğini görmekteyiz. Televizyonu İngilizler, minareyi Farslar, kalbi Araplar gibi telaffuz etmeyiz. Yabancı dillerden alınan kelimeler bir bakıma Türkçe’nin boyasıyla yeni şekiller almaktadır.

Dilimize mâlolmuş, halkın, özellikle de Türki cumhuriyetlerdeki insanların dahi kullanıp benimsediği, bir bakıma Anadolu Türkleriyle diğer Cumhuriyetlerdeki soydaşlarımız arasında köprü vazifesi kuran kelimelerin korunup muhafaza edilmesi gerekmektedir. Yüzyıllardır kullandığımız bu kelimeleri ayıklama yerine, büyük bir geçmişe sahip olan dilimizin anlatım gücünü artıracak yönde çalışmaların yapılması daha elzemdir.

Erdal KARAMAN

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

3 × three =