KÖLN – Köln’deki Luther Kilisesi’nde otantik bir atmosferde gerçekleşen konsere belirli sayıda seyirci hijyenik kurallara uyarak izledi.

Luther Kilisesi’nin salonunda yapılan bu etkinlik sıkı kontroller sonucu 2 seans olarak 50 kişilik gruplar halinde gerçekleşti. Müzik severler Mikail Aslan’ı sempatik hareketleri, ağırbaşlı oluşu ve işine olan disiplini ile tanıyor. Konser sonrası gazeteteci Ahmet Yılmaz, Mikail Aslan ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Sanatçı Mikail Aslan ve gazeteci Ahmet Yılmaz

Mikail Aslan Kimdir ?

Tunceli’nin (Dersim) Hozat ilçesine bağlı 4 hanelik ücra bir köyde dünyaya geldim. Çok az suyumuz vardı. Şöyle bir parmak bile değil! Ama Ağostos ayında bile yaşlılarımız onu ılıtır öyle içerlerdi. Çok vahşi bir coğrafyası vardı. Şu an tam olarak boşaltılmış bir köy. 8 yaşlarına kadar köyde yaşadım. 1980 askeri cuntası ile birlikte köyler üzerinde o dönemde yoğun bir baskı vardı. Böylece bizde ailece Kayseri’ye göç ettik. Ana dilim Kurmançi ve Zazaca. Bu dillerin bende etkisi çok büyük. Çünkü bunu ailemizde tembur ile çalıp söyleme geleneği rahmetli babamdan geliyor. Yani müziksever bir aileden geliyorum.

Okulu nerede okudunuz ve neden üniversiteden ayrıldınız?

Kayseri’de liseyi okuduktan sonra matematik öğretmenliğini kazandım ve Malatya’ya gittim. O dönemlerde üniversiteler de siyasi olaylar çok oluyordu. Özellikle tıp öğrencileri arasında hak ve adalet arayışı yoğun olarak yaşanıyordu. 1993-1994 yıllarında Malatya’da sürekli kavga çıkardı. Bizde tabiki sesiz kalmıyorduk. Çoğu zaman kendimizi kavganın ortasında buluyordum. Politik nedenlerden dolayı üniversiteden uzaklaştırıldım. Okuldan uzaklaştırılınca, tabiki askerlik dönemi sürecim başladığı için kaçak durumundaydım.

Daha sonra neler yaptınız? Hangi gruplarla çalıştınız?

Evet, üniversite hayatım iki yıl sürdü. Uzaklaştırıldıktan sonra artık yavaş yavaş oradaki yaşamımız sonraki yıllarda bilinmez bir yere doğru gitmeye başladı. Geldiğim ilk durak İstanbul’du. Burada grup Munzur ile tanıştım beraber çalışmalarda bulunduk. Tabiki o zaman Grup Munzur’un albümü yoktu ve beraber bir albüm çalışması gerçekleştirdik. Askerlik durumumdan dolayı grup Munzur ile sadece bir yıl çalışmak zorunda kaldım. O dönem çok güzel günlerdi. İstanbul’dan Almanya’ya gelmek zorunda kaldım. Daha sonra yurt dışına çıkıncada Grup Tohum ile çalıştım. Ama uzun süreli olmadı. Çünkü benim amacım ana dilimde müzik yapmaktı.

Neden Almanya’yı tercih ettiniz?

Almanya’yı o zaman tercih etmemin sebebi, dayımların bu ülkede yaşıyor olmasıydı. Ayrıca Annem, üniversite yıllarımın kötü geçtiğini, neler olduğunu öğrenmiş, panik ve korku içinde Almanya’ya gelmişti. Amacı benide Almanya’ya getirmekti. Geldikten kısa bir süre sonra bu amacını gerçekleştirdi. Kendimi burda buldum.

Sanatçı Cemil Koçgiri

Bugüne kadar kaç konser verdiniz?

Gerçekten konser sayısını bilmiyorum, sayamadım. 20 yıldan beri profesyonel anlamda çok konserler yaptık. Kanada’dan Ermenistan’a kadar oradanda İran’a kadar geniş bir coğrafya da konserler verdim ve şimdiye kadar dokuz albüm çıkarttım. Bu dokuz albümün bir tanesi tamamen Dersimin eski Ermeni şarkıları. Diğerlerininde, yüzde 90’nı tamamen ana dilimde yaptığım albümlerdir. Tabi ki arada yaptığım tek tük Kurmançi ve Türkçe eserlerde var.

Kimlerle çalışıyorsunuz?

20 yılın üzerinde Cemil Koçgiri ile beraber bir yol arkadaşlığımız var, kendisinden çok memnunum. Biliyorum insan ancak 10 yılda bir gerçek dost edinebiliyor. Bu tür dostları bulmak çok zor olduğu için koruyup kollamak kadir kıymet bilmek gerekiyor. Onun dışında Alman müzisyen arkadaşlarım var. Bunlar genelde Avrupa pop ve caz geleneğinden gelen müzisyenler. Bunlar doğa ve etnik müziğede açıklar. Yaklaşık olarak, onlarlada 10 yıldır çalışıyorum. Bazen kendi enstürümanları ile eşlik ediyorlar. Farklı kişiler ve farklı projeler alıp çalışmalar yürütüyoruz.

Luther Kilisesi’nde otantik bir atmosferde gerçekleşen konsere belirli sayıda seyirci Hijyen kurallarına uyarak izledi.

Almanya’da konservatuvar bitirdiniz mi? Burada olan çalışmalarınız devam ediyor mu?

Peter Cornellius Konservatuvarı’nda klasik gitar öğretmenliğini bitirdim. Halen konservaturdaki dostlarla ilişkilerim var. Klasikler bölümü başkanı doçent, Cemil Koçgiri ve bir iki Alman arkadaşımızla birlikte Mainz merkezinde bir akademi açtık. Adını da ‘Mainz’er Welt Müzik Academi’ koyduk. Bu akademide yaklaşık olarak 150 öğrencimiz var. Bunların yarısı Alman, ben bu akademide hem tembur, hem genel müzik teorisi ve klasik gitar dersi veriyorum. 6 yıldan beri okulumuz var. Amacımız çıtayı yükseltmek bunun için bir müzik yüksekokulu veya bir konservatuvarla ortak bir çalışma. Farklı partnerler bulursak o zaman okulumuz sertifikalı eğitim sunacak. Bunun çalışmalarını başlattık ama korona süreci bizi engelliyor. Umarım bunu gerçekleştiririz.

Şu an hangi şehirde müzik çalışmalarınızı sürdürüyorsun?

İlk geldiğim zaman Frankfurt çevresine yerleştim. Fakat burdaki konservatuvarı kazanınca Mainz şehrine yerleştim. Bu şehri çok sevdim. Mainz şehri, hem Ren Nehri, hem Main Nehri’nin birleştiği yer. Çok güzel bir kıyısı var. Ne çok büyük, ne de çok küçük bir şehir. Tam bir öğrenci şehri. Sakin bir yaşamı olmasına rağmen kültürel olarak çok zengin. Mainz şehrinin yakınlarında oturuyorum. Ben bu şehri çok sevdim ve her günüm burda geçiyor.Sanatsal anlamda hedefleriniz ve amaçlarınız neledir?

Bra Ahmet biliyorsun korona sürecindeyiz ve bu süreçte en çok zarar gören kültür, sanat ve sanatçılardır. Pandemi sürecinin bize zararları olduğu gibi faydalarıda dokundu. Şöyleki; bu pandemi süreci öncesi bizler, yoğun ve stresli çalışmalar içerisindeydik. Bizler için bu normaldi. Fakat korona sürecinde evlerimize kapandığımız için, aile ve çocuklarımıza zaman ayırmanın gerekliliğini ve bu kadar yoğun bir çalışma trafiğinin gereksiz olduğunu öğrendim. Bu benim içimdeki sesin yansıması idi.
Ayrıca müzik çalışmaları üzerindede değişikliklere gidildi. Çünkü yoğun ve stresli bir süreçte herşeyi normal görüyorduk ve zamanımızda yoktu. Fakat bu süreçte Ahmet bra, seninde konserde gördüğün gibi müziğimizi farklı şekilde yansıttık, icra ettik. Bu yapılan yenilik bize de çok güzel bir heyacan ve keyif verdi. Biz bu koronadaki mecburiyeti fırsata dönüştürdük ve yansıttık.

Sanattan maddi beklentiniz nedir?

Benim yaptığım sanatın maddi durumu belli, getirisi çok az veya yok denecek kadar. Sadece maddi durum düşünülerek yapılmış olsa Zazaca müzik tercihi yanlış olurdu. Zira yapmış olduğunuz müzik, ‘Zazaca veya Kürtçe’ ise uğraşmanız gereken daha çok meseleler ve sorunlar oluyor. Biz bu müzikle fazla bir beklenti içine girmedik. Bu beklenti içinde olan sanatçılar, bu dönem zor bir süreçten geçiyor.
Tek amacımız bu güzel müziği dünya çapında evrenselleştirmek ve bulunması gerekli yere taşımaktır. Amacım kaybolmak üzere olan bu Zazaca’yı yaşatmaktır.

Röportaj ve resimler: Ahmet Yılmaz

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

fifteen − two =