İkili ilişkiler, bireyin en temel psikolojik ihtiyaçlarından biri olan ait olma ve bağ kurma gereksinimini karşılar.
Ancak bu bağın devamlılığı; karşılıklı güven, saygı ve sağlıklı iletişim gibi dinamiklere bağlıdır. Kıskançlık ve çekememezlik ise bu dinamikleri ciddi oranda zedeleyen hatta kontrol edilmediğinde ya da sınırları aşıldığında ilişkiyi yıpratan güçlü duygulara dönüşürler.
Bir gurubun, toplumun üyesi olma ve onlar tarafından kabul edilme ihtiyacı bir aidiyet ve bağ kurma girişimidir. Veya o toplum ve grup tarafından kabul edildiği ve ait olduğu hissini yakalama ise o bireyin varlık nedenini belirler.
Kıskançlık çoğu zaman ‘Onu kaybedeceğim’ korkusudur. Çekememezlik ise ‘Ben yeterli değilim’ düşüncesinden beslenir. Bu iki negatif duygu da , kişinin güç kaybetmesine ve
sağlıksız ilişkiler geliştirmesine neden olur.
Kıskançlığın Psikolojik Yönü
Psikoloji literatüründe kıskançlık, değer verilen bir ilişkinin tehdit altında algılanmasıyla ortaya çıkan karmaşık bir duygu olarak tanımlanır. Bu duygu çoğu zaman sevgi ve aşırı değer vermeyle karıştırılsa da özünde kaybetme korkusu ve güvensizlik barındırır. Özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde kıskançlık daha yoğun ve kontrol edilemez şekilde yaşanabilir. Bu nedenle kaygılı bağlanma sorunu olan partnerlerde ve çift ilişkilerinde kaçınılmaz sorunlar yaşanabilir. Bu durumun temelinde, çocukluk döneminde tutarsız ilgi görmüş ya da terk edilme deneyimi yaşamış bireylerde, partnerin en küçük
davranışı kıskançlık nedeni olarak algılanabilir. Güvensiz bağlanma temelli kıskançlık duygusuna sahip bireyler de bu duygu patolojik boyuta çıktığında; sürekli kontrol ihtiyacı hisseder, partnerini veya eşinin sosyal ilişkilerini sınırlar, suçlama ve şüphe davranışlarını çok fazla öne çıkararak ilişkisine zarar verebilir.
Çekememezlik ve Öz Değer Sorunu
Çekememezlik, çoğu zaman öz değer algısıyla ilişkilidir. Birey, partnerinin başarısını ya da güçlü yünlerini kendi yetersizliğiyle veya ilgisizliğiyle kıyasladığında tehdit algısı oluşur. Bu durum genellikle düşük benlik saygısına sahip bireylerde yani özgüven eksikliğinde daha sık görülür. Çekememezlikte kişi için önemli temel soru şudur: ‘‘Onun başarısı benim değerimi azaltır mı?’’
Cevabı ‘Hayır’ ise sorun yok ve çekememezlik olmaz. Eğer ‘Evet’ ise kendini yetersiz, değersiz hisseder ve partneri karalamaya, eksik göstermeye çalışır. Oysa ki; sağlıklı benlik algısına sahip bireyler, partnerlerinin başarılarını ortak mutluluk
olarak algılarken; özgüven sorunu olan bireyler bu durumu rekabet ve ezilmişlik olarak algılayabilir. Bu iki duygu; ilişkilerinin olumlu dinamiğine zarar verdiği gibi ilişkinin duygusal güvenliğini
de zedeleyebilir. Daha sonrasında ise taraflar kendilerini savunmaya alır ve empati azalır. Sonuçta iletişim bozulunca ilişki de bozulur ve ayrılıklar başlar.
Peki bu iki olumsuz duyguyla nasıl baş edilebilir?
Öncelikle ‘Duygusal Farkındalığı Geliştirmek’ çok önemlidir. Kıskançlığın altında yatan korkuyu tanımak ve ifade etmek gerekir. Bağlanma Stilinizi anlamak, geçmişte yaşadığınız
deneyimlerin özellikle de çocukluk dönemine ait olanların bu günkü yaşamınıza etkisini fark etmeniz gerekir. Daha sonra ise; Sağlıklı iletişim için gerekli olan, Suçlayıcı dil yerine
duygu odaklı ifade kullanmayı geliştirmek gerekir. Son olarak da; Bireysel başarı ve kimliğinizi ilişkiden bağımsız olarak güçlendirmek, öz değer çalışması adına önemlidir.
Kıskançlık ve Çekememezlik, temelde bireylerin genelde ise toplumların, STK’ların hedeflerine, ideallerine ulaşma hizmetlerini sekteye uğratacak korkunç iki kötü duygudur. Son olarak; Sevdiklerimizin başarı ve kabiliyetleriyle mutlu olmak, gurur duymak ve adeta kendi başarımız gibi iftihar etmek insanı insan yapan önemli bir değerini açığa çıkartmak demektir.
