Işıltılı dünyası ve alkışlarla yankılanan sahnelerinde şarkıları ile birlikte çağladı saygı nağmeleri. Sevenlerine şöyle hitap ederdi: ‘Canımdan çok sevdiğim aziz ve muhterem dinleyicilerim ve de çok saygıdeğer seyircilerim; şu anda huzurlarınızda olmak ne kadar mutluluk veriyor bana bir bilseniz…Her şey gönlünüzce olsun diyorum. Her zaman olduğu gibi en içten sevgilerimi ve en derin hürmetlerimi sunuyorum
Sevenlerine şöyle hitap ederdi: ‘Canımdan çok sevdiğim aziz ve muhterem dinleyicilerim ve de çok saygıdeğer seyircilerim; şu anda huzurlarınızda olmak ne kadar mutluluk veriyor bana bir bilseniz…Her şey gönlünüzce olsun diyorum. Her zaman olduğu gibi en içten sevgilerimi ve en derin hürmetlerimi sunuyorum sizlere’.
Sanat Güneşi, yaşadığı dönemin en yaratıcı, en farklı, en renkli ve en yenilikçi sahne yıldızıydı. Spot ışıkların altında bazen kederli ve yalnız, bazen neşeli ve çoşkuluydu. Yazdığı şarkılara sesi ile hayat verirken bir yandan da resim yapıyor, tiyatrolarda oynuyordu.
Yaşamı boyunca 600’u aşkın plak ve kaset dolduran Türk Sanat Müziği’nin çok yönlü sanatçısı Zeki Müren, bugün vefatının 26. yılında Bursa’daki mezarı başında anıldı. Anma programına Zeki Müren’in yeğeninin eşi İlknur Güner ve Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri de katıldı.
“Öyle düşünüyorum ki Türkiye var oldukça, Zeki Müren var olacak ve Zeki Müren sevgisi hiç bitmeyecek”
İlknur Güner, konuşmasında, Zeki Müren’in halkını seven, sayan, zarafetiyle, duruşuyla, özverisiyle, mertliğiyle halkın gönlünde taht kurmuş bir sanatçı olduğunu belirterek, “Bunun bir nedeni, onun ülkesini ve halkını çok sevmesi, gençlerini çok sevmesi, askerini çok sevmesi, vatanını çok sevmesi. Bütün bunlar halktan karşılık buldu. Ülkemizde bir araştırma yapılsa, en sevilen kişilerin başında Zeki Müren geliyor. Zeki Müren ile olmak çok güzel bir duygu. Onun o zor şartlarda başardıklarını ve elde ettiği tüm birikimleri de güzide 2 kuruma bırakarak bu gençlerin önünü açması, bizim gurur duyduğumuz bir olaydır. Biz Zeki Müren’i çok seviyoruz. Türkiye çok seviyor. Öyle tahmin ediyorum ki Zeki Müren vefat ettiğinde ilkokul çağında olan babaların çocukları da onu çok seviyor. Ben gittiğim yerlerde gençlerin onun şarkılarını söylemesini duyduğumda çok mutlu oluyorum. Öyle düşünüyorum ki Türkiye var oldukça, Zeki Müren var olacak ve Zeki Müren sevgisi hiç bitmeyecek” dedi.
Zeki Müren Kimdir?
Zeki, 6 Aralık 1931 tarihinde Bursa’nın Hisar semtinde Hayriye Hanım ve Kaya Bey’in tek çocuğu olarak dünyaya geldi.Müren ailesi, Üsküp’ten Bursa’ya yerleşmişti.Zeki, ufak tefek, çelimsiz bir çocuktu.
Zeki, eğitim hayatına Bursa Osmangazi İlkokulu’nda başladı. Zeki’nin müziğe olan yatkınlığı öğretmenlerinin de dikkatinden kaçmamıştı. Müzikli okul müsamerelerinde oynamaya başladı. Babası oğlunun müzik eğitimi alması gerektiğini biliyordu. Zeki, Tamburi İzzet Gerçeker’den solfej ve sanat müziği usul dersleri aldı.
Ortaokulu da Bursa’da tamamladı. 1946’da ilk bestesini yaptı. Bundan sonrasında notalar onu İstanbul’a çağırmaya başlamıştı. Büyük musiki üstatlarından ders almak, onları yakından dinlemek istiyordu. Bu isteğini babasıyla paylaştı; babası Kaya Bey’in onayından geçmişti. Sadece lise hayatının değil birçok şeyin başlangıcıydı bu. Zeki, İstanbul Boğaziçi Lisesi’nden birincilikle mezun oldu.
1949’da lise eğitimini sürdürürken, bir yandan da sinema yönetmeni ve senaryo yazarı olan Arşavir Alyanak’ın babası ünlü Musiki Üstadı Agopos Efendi ve Udi Kirkor Efendi’den ders almaya başladı. Sonraki yıllarda Refik Fersan ve Şerif İçli’den Fasıl Musikisi, Klasik Türk Müziği makamlarında eğitim aldı.
Şükrü Tunar’la da beste yapmak üzerine çalıştı. 1949’da ilk şarkısı ve akrostişi “Zehretme bana hayatı cananım” ı besteledi. İstanbul Radyosu’nda Suzan Güven, şarkıyı “Bursalı Zeki Müren’in Acemkürdi Şarkısı” anonsuyla sundu ve Zeki, henüz 17 yaşındaydı.
Zeki, dolu dolu bir lise dönemi geçirdi. 1950’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Yüksek Süsleme Bölümü, Sabiha Gezen Atölyesi’nde yepyeni bir eğitim süreci başladı.
Her şey bir yana, müzik bir yanıydı Zeki’nin dünyasında. Akademiye başladığı yıl İstanbul Radyosu’nun açtığı bir sınava girdi. 186 kişinin katıldığı sınavda Zeki birinci oldu ve İstanbul Radyosu Sanatçıları arasına katıldı.
Artık bir radyo sanatçısıydı. 1 Ocak 1951’de radyonun sanatçılarından Perihan Altındağ Sözeri aniden rahatsızlandı ve onun yerine konsere çıkması için Zeki çağırıldı. Bir filmin sahnesini gerçekten yaşıyor gibiydi. Programa çıktı; 45 dakikalık nefis bir canlı performans sergiledi. Herkes mest olmuştu. Konser bitiminde radyonun telefonu çaldı. Arayan Hamiyet Yüceses’ten başkası değildi. Zeki Müren’i tebrik etmek için aramıştı. Zeki Müren’in musiki kariyeri yükselişe geçmeye başlamıştı.
Zeki Müren beyaz perdede
Müzikallerde de çok başarılıydı Zeki. Ama elbette daha yolun başındaydı. 1954’te dönemin sinema ilahesi Cahide Sonku ile başrolü paylaştı. Henüz hiç sahneye çıkmamıştı; insanlar onun sadece sesini duymuştu. İlk kez yüzünü göreceklerdi. İnsanlar merakla sinemaya akın etti. Zeki Müren’in on bestesinin yer aldığı müzikal niteliğindeki film, gişe rekorları kırmıştı. Müziğe duyduğu aşkın gücüyle kameranın önünde daha da parladı Zeki Müren; bir güneş gibi, bir yıldız gibi parladı. Sonrasında 17 filmde daha başrol oynayacak; filmlere de kendi bestelediği şarkıların ismini verecekti: “Berduş, Altın Kafes, Bir Yaz Yağmuru, Hayat Bazen Tatlıdır…”
Zeki Müren ilk kez sahnede
Zeki Müren, mükemmel bir sanatçı olma yolunda sağlam adımlarla ilerliyordu. Şarkı söylemenin yanında bir de mezuniyetinden doğan mesleği vardı; bunu da hep kullandı. Hayatında her şey nizami bir düzende, yakıştığı gibi olmalıydı.
26 Mayıs 1955’te ilk kez sahnedeydi. Genellikle kendi tasarladığı kıyafetleri giyiyordu. Saz heyetini de tek tip giydirmek konusunda titizdi.
Maksim Gazinosu sahnelerinde de hiç ara vermeden 11 yıl boyunca Behiye Aksoy ile dönüşümlü sahne alarak parladı. Geçen yıllar, başarılı yüzlerce çalışmadan sonra 1976’da Londra’daki Royal Alber Hall’da konser verdi. Bu sıradan gibi görünen değerli bir eylemdi. Çünkü Zeki Müren bu mekânda sahne alan ilk Türk Sanatçıydı.
İlk ‘Altın Plak’ sahibi Zeki Müren
Zeki Müren, “Manolyam” adını verdiği kürdilihicazkar makamındaki eseri, 1955’te Türkiye’de ilk defa verilmeye başlanan “Altın Plak Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödülle sanatını taçlandıran Zeki Müren, yaşadığı dönemin aranan yüzü olmuştu. Kadife sesi, vurgulu yorumu ile insanın kulaklarının pasını siliyordu. Kendine özel zevkinden doğan gösterişli sahne kostümleriyle de adeta bir görsel şölendi. Sesi ne kadar seviliyorsa, bu gösterişi de bir o kadar beğeniliyor ve merak ediliyordu. Sahnede bütünlük oluşturma titizliğiyle her sahnesi ayrı bir tiyatral hava estiriyordu. İşte bu yüzden ona adının yerine telaffuz edilecek “Sanat Güneşi” betimlemesi atfedildi.
Şair Zeki Müren
Zeki Müren, birçok sanatsal yeteneğe sahip olduğunu çocukluktan yetişkinliğe geniş bir yelpazede yeri geldikçe ortaya çıkardı ve her işinde ayrı bir başarıya imza attı. Şarkılarının sözünü yazıyor, bestesini de yapıyordu. İşte bunun yanında bir de şiirleri vardı. 1965’te, uzun zamandır farklı zamanlarda yazdığı şiirlerini “Bıldırcın Yağmuru” adını verdiği kitabıyla yayımladı.
Ayrıca mezun olduğu bölüm itibarıyla zaten desen tasarımları da yapıyordu. Bunun yanında amatör olarak resimle de ilgilendi. Hatta birkaç sergi açarak bu alandaki yeteneğini de paylaştı.
Hastalık Süreci ve Vefatı
Zeki Müren, ilk kez 1980’de Kuşadası’nda kalp krizi geçirdi; ikincisinde de 1983’te Paris’teydi. Bodrum’daki evine istirahate çekildi. Son bir kez daha konsere çıkacaktı. 1984’te geliri antik tiyatronun restorasyonuna harcanacak Bodrum Kalesi konserini verdi. Aldığı ilaçlardan sonra yıpranmaya başlamıştı; kilosu da artıyordu. Bir yandan kalbi yorulmuş, bir yandan da şeker hastalığı nüksetmişti. Ama o asla böyle hatırlanmak istemiyordu. O, sahnedeki parıltılı, görkemli görüntüsüyle hafızalarda yer etmeliydi. Evine kapandı ve insanlardan uzaklaştı.
TRT’de onun adına düzenlenen gecede Sanat Güneşi, hep doğduğunu söylediği yerde TRT’de 24 Eylül 1996 tarihinde hayata veda etti.
