Mağaralara sığınan kadın ve çocuklar gaza boğuldu. Kara vagonlara doldurulan Dersimliler, Diyarbakır’dan Aydın’a ve Denizli’ye kadar bazı illere sürüldü!

Yavrular anne-babasından koparıldı. Evlatlık verilen kızların saçları tıraş edildi. İsimleri değişti. Acı ve hüzünle dolu yeni bir hayata merhaba dediler! Türkçe bilmiyorlardı. Çoğu zorla evlendirildi! Tarihin karanlık sayfalarında yer aldı, Dersim katliamı. İnsanlar konuşturulmadı, sır perdesi bir türlü aralanamadı.

Kimilerine göre yeni kurulan bir cumhuriyet,  bahaneler bulunup operasyon yapılmıştı. Süt beyazlığıyla akan Munzur nehrinin bir hafta kan aktığı görülmüştü. Katliamlar, sürgünler, yağmalar.

Dersimlilerin yok edilmesi için pek çok sebep vardı ama en büyük suçları yeni rejime itirazlarıydı; Kimliklerini korumak ve inançlarını yaşamak istiyorlardı! Tek parti, tekke, zaviye ve cemevlerini kapatmış, bir kimliği dayatıyordu topluma! Direnç gösterenler için iki tercih bulunuyordu; ya sürgün ya ölüm! Dersimli ikisini de yaşadı! Dersim kanayan bir yaraydı! Bugünlere geldi acısı!

Dersim Katliamına adı karışanlardan bazıları yıllar sonra hatıralarında, o yılları yazmaya utandılar! Katliamı ve cinayetleri kabul etmeyenler de oldu! Ama kaçamadılar… Dersim’in kayıp kızları ortaya çıktı ve gerçekleri yüzlerine çarptılar…

Seyit Rıza kimdir?

Seyit Rıza, kesin doğum tarihi bilinmemekte olup 1863 yılında Pulur Lirtik Köyü’nde doğdu. Asılırken kendi ağzından 75 yaşında olduğunu söylediğini yazılmaktadır. 15 Kasım 1937 yılında Xarput’ta altı Dersim ileri geleniyle beraber idam edilmiştir. 75 yaşında olan Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek idam edilmiştir.

Seyit Rıza’nın idamı

1937’deki Dersim İsyanı’ndaki kanlı çatışmalardan sonra barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a çağrılmış, bu görüşmeye giderken yolda 5 Eylül 1937’de 72 isyancı ile birlikte tutuklanmıştır. 5-13 Eylül 1937’de Elazığ’da askeri mahkemede yargılanarak idam cezasına çarptırılmıştır. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda infazı gerçekleşmiştir.

Seyit Rıza’nın idamı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından şöyle aktarılmıştır, Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de Çingene cellat buldu.
Gece 12.00′de hapishaneye gittik.

Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sankıları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına 10 lira istedi. “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor.

Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıştırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Kararlar okununca hakim  idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarptırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar.

“İdam Cino” diye bir vaveyle koptu.

Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:

Asacaksınız, dedi ve bana döndü: Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?
Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
-Oğlunu da  asacağız dediler.
-O zaman beni oğlumdan önce asın dedi.
Bu isteği kabul edilmez, oğlu Resik Hüseyin, babasının gözleri önünde idam edilir.

“Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir!“
Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti.

Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti:
-Evladı Kerbelayıme, bê günayıme, Ayıvo zulimo, Cinayeto, (-Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir ) dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.

Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Ama ihtiyarin bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;
Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.”

“Ben senin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da sana dert olsun.” (Seyit Rıza)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

fifteen − seven =