Hürmüz Boğazı’nın bundan sonraki kontrolünde rol üstlenmek isteyen Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran’a karşı savaşta hedeflerine ulaşamamış olması durumundan yararlanmayı planlıyor. İngiltere Başbakanı Starmer, Körfez yoluna çıktı bile.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırmasıyla başlayan savaş ikinci ayına girerken sağlanan iki haftalık anlaşma Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesi tarafından olumlu karşılandı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bunun kalıcı bir barışla sonuçlanması gerektiğini ifade ederek, “Almanya, Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz seyrini sağlamak için uygun şekilde katkıda bulunacaktır” dedi. Bu yardımın tam olarak nasıl olacağına dair ayrıntılara ise değinmedi.
Fransa ve İngiltere’den de Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için benzer açıklamalar yapıldı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ateşkesi ilanından sonra Körfez bölgesine doğru yola çıktı. Geçtiğimiz günlerde, özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Starmer, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için “gönüllüler koalisyonu” kurmak istediklerini açıklamışlardı. Gerekçesi, “Boğazın açık kalmasını güvence altına almak” olarak ilan edilmişti. Alman basınında yer alan yorumlara bakılırsa ateşkesin ilan edilmesiyle bu hedefe ulaşma mümkün görünüyor. Merz, Almanya’nın da buna “uygun şekilde” katkıda bulunacağını söyledi.
Fransa ve İspanya, ayrıca İsrail’in saldırıları altında bulunan Lübnan’da da benzer bir ateşkesin ilan edilmesi çağrısında bulundu. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da bugün İsrailli mevkidaşı Gideon Sa’ar ile telefonda görüşerek, “İsrail’in Hizbullah’a saldırılarının meşru müdafaa ile sınırlı kalmasını ve bunun ötesine geçmemesini” talep etti. Ancak, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu İran ile ateşkesi kabul ederken Lübnan’da benzer bir adımı atmaya yanaşmadı.
Piyasalarda rahatlama, akaryakıt fiyatlarında düşme
Ateşkes ilanı ardından, son dönemde keskin bir artış gösteren petrol fiyatları önemli ölçüde geriledi. Haziran ayında teslim edilecek Kuzey Denizi Brent petrolünün varil (159 litre) fiyatı, yaklaşık yüzde 16 oranında hızla düşerek 92 dolar (yaklaşık 79 avro) civarına geriledi. Bu, mart ortasından bu yana görülen en düşük seviye.
Alman Borsası DAX, işlemlerin başlamasıyla birlikte belirgin bir artış gösterdi. Alman referans endeksi sabah saatlerinde yüzde 4,9 artışla 24.033 puana yükseldi. Buna paralel olarak yatırımcıların risk iştahı da arttı. Doğu Asya’da da borsa endeksleri güçlü bir artış kaydetti. Japonya’nın önde gelen endeksi Nikkei 225, yüzde 5’in üzerinde bir artışla Mart ayı başındaki seviyesine yükseldi. Küresel piyasalar için en önemlisi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine yeniden açmak istemesi.
Hürmüz Boğazı’nda kilitlenen dünya
Her ne kadar ABD ve Başkanı Donald Trump, ateşkesi bir “zafer” olarak ilan etse de gerçekte ABD’nin istediklerini elde edemediği görülüyor. Hürmüz Boğazı’nın bundan sonraki kontrolünde söz sahibi ya da rol üstlenmek isteyen Avrupa ülkeleri ise şimdiden ABD’nin hedeflerine ulaşamamış olmasından yararlanmayı planlıyorlar. Bu bakımdan, özellikle Fransa ve İngiltere’nin gündeme getirdiği, Almanya’nın desteklediği “gönüllüler koalisyonu” daha fazla gündeme gelebilir.
İran’ın müzakere için ilan ettiği 10 maddelik planda da asıl pazarlığın Hürmüz Boğazı üzerinde olacağı anlaşılıyor. ABD tarafından Pakistan üzerinden iletilen 15 maddelik planla da Hürmüz Boğazı üzerindeki hesaplar kendisini net olarak göstermişti.
İran’ın 10 maddelik planında Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması için müzakerelere kapı aralaması, Avrupa’nın planlarına da denk düşüyor. ABD ise, boğazı İsrail ile birlikte kontrol etme hesapları yaparken, bunun koşullarının olmadığı gelinen aşamada ortaya çıkmış görünüyor. Bu nedenle, İran ABD-İsrail saldırganlarından çok AB ülkeleriyle birlikte bir kontrol mekanizmasının kurulmasına daha sıcak bakabilir. AB ülkelerinin doğrudan savaşın parçası olmama yönünde belirlediği politika ABD’nin elini zayıflatırken, Avrupa ülkelerine sürece daha fazla müdahil olma olasılığı yaratmış görünüyor. Bu AB ile iyi ilişkiler sürdürmek isteyen Çin’in de işine yarayabilir.
Ancak, ne ateşkes ne de muhtemel bir anlaşma, ABD ve İsrail’in bölge ve İran üzerindeki emellerinin son bulduğu anlamına geliyor. Askeri, altyapı ve lider kadrosu bakımından ağır darbeler alan İran’ın kendisine gelmeden yeni darbelerle yıpratılması gündemde kalmaya devam edecek. Öte yandan İran da bir aylık ağır saldırıların ardından kendisini toparlayarak bölgeye “devrilmeyen ülke” olarak geri dönebilir. Sahip olduğu askeri güç ve enerji kaynakları buna imkan sağlıyor. Bu nedenle Avrupa’nın bundan sonraki İran’a yaklaşımı savaştan öncesine göre çok daha farklı olabilir.
