Almanya'nın en etkin dış politika kuruluşu SWP tarafından hazırlanan ve Bundestag’a sunulan rapor, ABD’nin tek kutuplu küresel gücünün zayıfladığını vurgularken Berlin merkezli Avrupa Birliği’nin yeni dış politika ve savunma stratejisi geliştirmesi gerektiğine dikkat çekti. Raporda Türkiye’nin ise çok kutuplu dünyada stratejik önceliği Karadeniz ve Doğu Akdeniz enerji hatlarına verdiğine değinildi.
Almanya’nın önde gelen dış politika araştırma kurumlarından Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP) tarafından hazırlanan “Multipolarity – Other Visions of Order” (Çokkutupluluk – Diğerlerinin Düzen Anlayışı) başlıklı rapor, küresel güç dengelerindeki dönüşümü ve Almanya’nın bu yeni tabloya nasıl yanıt vereceğini ele aldı.
Rapor, ABD’nin uzun yıllardır sürdürdüğü tek kutuplu dünya düzeninin zayıfladığına işaret ederken, Almanya ve Avrupa Birliği’nin yeni bir dış politika, ekonomi politikası ve savunma stratejisi geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Alman Parlamentosu Bundestag’a sunulan 54 sayfalık raporda Türkiye’nin de bölgesindeki bağımsız güç olarak ön plana çıktığına vurgu yapılarak “Ankara’nın öncelikli hedefi Karadeniz ve Doğu Akdeniz” yorumunda bulunuldu. İşte o rapordan satır başları:
SWP raporuna göre ABD’nin ciddi oranda güç kaybettiği dünya giderek çok kutuplu merkezlerden oluşan bir yapıya bürünüyor. Raporda yeni oluşmakta olan çok merkezli dünyada halkların dış politikadaki temel talebinin ise daha adil ve her ülkenin sesini duyurabildiği bir düzen olduğu vurgulanıyor.
Raporda çok kutupluluğun ABD’de meydan okuma ifadesi olarak algılandığı ve Donald Trump’ın ikinci döneminde bu talebin karşısına “ABD’nin küresel öncülüğü” iddiasının getirildiği ifade edilirken şu yoruma da yer verilmekte: “… Ancak bu iddia artık ABD’nin modern tarihindeki en saldırgan dönemini ifade etmeye başladı ve Washington artık dünyanın küresel öncüsü değil aksine dünyadaki barış ve refah arayışının karşısındaki yıkıcı unsur olarak algılanıyor.”
SWP analizine göre Çin ve Rusya ise çok kutupluluğu ABD hegemonyasına karşı dış politikada etkin olarak kullanıyor. Çin hükümeti uluslararası söylemini “ABD merkezli tek taraflı düzenden uyum arayışında olan çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüşmekte olduğu” ifadesi üzerine kurarken, Rusya bu dönüşümü Batı merkezli düzenin çözülmesi olarak yorumluyor. Raporda Rusya’nın dönüşümü “daha radikal ve krizlerle ilerleyen bir süreç” olarak gördüğü, Çin’in ise ekonomik küreselleşmenin itici gücüyle daha kademeli bir dönüşüm beklentisi taşıdığı yorumuna yer verildi.
SWP raporunda, Berlin hükümetine çok kutuplu dünyanın “batı karşıtı söylem” olarak görmemesi yönünde tavsiyede bulunuldu. Raporda Almanya ve Avrupa Birliği’nin (AB) özellikle ticaret, enerji, sağlık ve iklim politikaları gibi alanlarda değişen dünya düzenine uygun girişimlerde bulunması gerektiği ve Asya ülkelerine ağırlık vermesi yönünde uyarılarda da bulunuldu.
Raporda, Almanya’nın dünya ölçeğinde ekonomi başlığı dışındaki tüm alanlarda sınırlı bir aktör olarak görüldüğü ancak Avrupa Birliği’nin halen etkin bir güç olarak algılandığına değinerek “Avrupa Birliği’nin istikameti için de Berlin’e bakılıyor” detayına yer verildi. Rapor 2023 yılında yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi sonrasında hızla Avrupa’nın en büyük askeri gücüne dönüşmeye başlayan Almanya’nın, AB’den bağımsız kalarak etki gösteremeyeceği konusunda da uyarıda bulundu.
SWP çalışmasında Türkiye vurgularına da yer verildi. Raporda çok kutulu düzende Türkiye’nin uluslararası sistemde ön plana çıkan ülkelerden birisi olduğuna değinilerek “Ankara bu dönüşümün ve konumunun farkında olduğu gibi mevcut durumu stratejik fırsat olarak görüyor” yorumuna yer verildi. Analiz raporunda Türkiye’nin, Batı’ya bağımlılığını giderek azalttığı ve ticaret ile dış politikada seçeneklerini genişlettiğine vurgu yapılarak şu yorumlarda bulunuldu: “Türkiye özerk bir ülke olmak istiyor.
Türkiye’nin avantajı Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki en büyük jeopolitik bağlantı noktası olması. Türkiye hem AB ile ticaret hacmini büyütüyor hem de Rusya ve Çin ile enerji, altyapı ve sanayi alanlarında işbirliği geliştiriyor. Ankara’nın öncelikli hedefi ise Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de stratejik deniz yollarının kontrolü, bölgesel enerji işbirlikleri ve krizlerde arabuluculuk rolünü üstlenme olarak ön plana çıkıyor.”
