Antarktika ısınmaya devam ederse ne olur?: İşte en iyi ve en kötü senaryo

Antarktika ısınmaya devam ederse ne olur?: İşte en iyi ve en kötü senaryo

Araştırmacılar, eriyen Antarktika’nın 'felaket' boyutundaki sonuçlarının tüm dünyayı etkileyeceği konusunda uyarıyor.

PANORAMA-NEWS 20 Şubat 2026 DÜNYA

Bilim insanları, insan kaynaklı iklim değişikliğinin Antarktika’yı hızla ısıtmaya devam etmesiyle, risklerin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Frontiers in Environmental Science dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, Antarktika anakarasının en kuzey ucu olan Antarktika Yarımadası için küresel ısınmanın en iyi ve en kötü senaryolarını modelliyor.

Araştırmacılar, kıtanın geleceğinin “bugün aldığımız kararlara bağlı” olduğu uyarısında bulunarak, emisyonların azaltılmasının iklim krizinin en “ciddi ve yıkıcı” etkilerinden kaçınmaya yardımcı olabileceğini savunuyor.

Çalışmanın başyazarı Newcastle Üniversitesi’nden Profesör Bethan Davies, “Antarktika uzaklarda olsa da, buradaki değişimler deniz seviyesindeki değişiklikler, okyanus ve atmosfer bağlantıları ile dolaşım değişimleri yoluyla dünyanın geri kalanını etkileyecek,” diyor.

“Antarktika’daki değişimler, Antarktika’da kalmıyor.”

Antarktika için ‘en kötü senaryo’ ne?
Bilim insanları, gelecekteki emisyonların düşük kaldığı (2100’e kadar sanayi öncesi döneme kıyasla 1,8°C’lik sıcaklık artışı), orta-yüksek emisyonlu (3,6°C) ve çok yüksek emisyonlu (4,4°C) senaryoları kullandı.

Sıcaklık artışından etkilenen Yarımada çevresine ilişkin sekiz farklı unsur incelendi. Bunlar arasında denizel ve karasal ekosistemler, kara ve deniz buzu, buz sahanlıkları, Güney Okyanusu, atmosfer ve sıcak hava dalgaları gibi aşırı olaylar yer alıyor.

Daha yüksek emisyon senaryolarında araştırmacılar, Güney Okyanusu’nun daha hızlı ısınacağı sonucuna vardı. Daha sıcak okyanus suları, hem karadaki hem denizdeki buzu aşındırarak buz sahanlıklarının çökme riskini artıracak ve deniz seviyesinin yükselmesini hızlandıracak.

Yükselen deniz seviyeleri, uzun süredir artan kıyı taşkınları ve hızlanan kıyı erozyonuyla ilişkilendiriliyor. Deniz seviyesi her bir santimetre yükseldiğinde, dünyada yaklaşık altı milyon insan kıyı taşkınlarına daha açık hale geliyor.

En yüksek emisyon senaryosunda, deniz buzu örtüsü yüzde 20 oranında azalabilir. Bu durum, balinalar ve penguenler için önemli bir av olan kril gibi ona bağımlı türler üzerinde büyük etkilere yol açacak.

Daha fazla okyanus ısınması, ekosistemler üzerinde de baskı yaratabilir ve aşırı hava olaylarına katkıda bulunabilir. Son yıllarda yaşanan çok sayıda aşırı hava olayı, 2024’teki Valensiya sel felaketi ve geçen yıl Asya’daki muson fırtınaları da dahil olmak üzere, fosil yakıtların yakılmasıyla ilişkilendirildi.

Araştırmacılar, bu çevresel değişimlerin birleşerek hayvanları nasıl etkileyeceğini öngörmenin zor olduğunu kabul ediyor ancak pek çok türün daha yüksek sıcaklıklardan kaçmak için güneye doğru hareket etmeye çalışmasının muhtemel olduğunu belirtiyor.

Rapor, “Sıcakkanlı yırtıcılar sıcaklık değişimine uyum sağlayabilir, ancak avları uyum sağlayamazsa aç kalacaklar,” diyor.

İklim değişikliği, Antarktika’daki araştırmaların kendisi için de risk oluşturuyor. Yükselen deniz seviyesi, aşırı hava olayları ve eriyen buzların altyapıya vereceği zarar, bilim insanlarının artan sıcaklıkların gelecekteki etkilerini öngörmek için ihtiyaç duydukları verileri toplamasını zorlaştıracak.

Antarktika’daki araştırmalar son yıllarda hız kazandı; bilim insanları, hatta “Kıyamet Buzulu”nun taşmasını önlemek için 150 metrelik bir duvar inşa etmeyi bile deniyor.

Emisyonları azaltmak Antarktika’yı kurtarabilir mi?
Davies, “Şu anda, orta ila orta-yüksek emisyonlu bir gelecek rotasındayız,” diyor.

“Daha düşük emisyonlu bir senaryo, buz kaybı ve aşırı olaylara ilişkin mevcut eğilimler sürse bile, bunların yüksek emisyon senaryosuna kıyasla çok daha sınırlı kalacağı anlamına gelir.”

Davies, kış deniz buzu hacimlerinin bugüne kıyasla “yalnızca biraz daha küçük” olacağını, bunun da deniz seviyesindeki artışın birkaç milimetreyle sınırlı kalacağı anlamına geldiğini ekliyor. Çoğu buzul da hâlâ tanınabilir halde olacak ve onları destekleyen buz sahanlıkları korunacak.

Davies, “Yüksek emisyon senaryosunda beni en çok kaygılandıran şey, değişikliklerin ne kadar kalıcı olabileceği,” diyor.

“Buzulların yeniden büyümesini sağlamak ve Antarktika’yı özel kılan yaban hayatını geri getirmek son derece zor olurdu. Eğer şimdi harekete geçmezsek, sonuçlarıyla bizim torunlarımızın çocukları yaşamak zorunda kalacak.”