Sünni inancına mensup Pazarcıklı bir hemşerim bugün beni aradı.
Hakk’a yürüyen babasının taziyesini bir cemevinde yapmak istemiş; fakat ilgili cemevi, taziyede Sünni inancına mensup bir din görevlisinin dua edeceği gerekçesiyle bu talebi kabul etmemiş.
Beni arayan dostum bu duruma oldukça tepkiliydi ve haklı olarak şu sitemde bulundu: “Hani cemevinin kapısı herkese açıktı?”
Sanırım bu olay son dönemde yaşanan tekil bir örnek değil; cemevleri buna benzer pek çok durumla karşı karşıya kalıyor.
Sünni veya başka bir inanca mensup kimseler, farklı gerekçelerle de olsa cenaze ve taziye işlemlerini kendi inanç kurumlarında yapmak istemeyebiliyorlar.
Bunun yerine, kendilerine yakın buldukları ya da mekânsal olarak uygun gördükleri cemevlerinde bu hizmeti yürütmek istiyorlar.
Ancak tanıdığımın yaşadığı örnekte olduğu gibi; cemevi yöneticileri, inanç önderleri ve kurum temsilcileri bu konuda ikilemde kalıyor.
Bazı durumlarda onay verilirken, bazı durumlarda ise farklı inanç ritüellerinin (erkanlarının) yürütülecek olması gerekçesiyle izin verilmiyor.
Geleneksel Alevilik inancını yaşayan, bu değerlere bağlı kalan ve Aleviliğin yaşaması için hizmet yürütmeye çalışan birisi olarak bu konudaki bakış açım nettir: Dini inancı, cinsiyeti ve etnik kimliği ne olursa olsun, cemevinin kapısı her insana açıktır.
Eğer Sünni veya başka bir inanca mensup bir insan, cenaze hizmetini cemevinde kendi inancına uygun şekilde yerine getirmek istiyorsa, cemevinin buna imkan sağlaması gerekir.
Eğer cemevleri bu noktada insanlara kapılarını kapatıyorlarsa veya “Kendi inanç önderinizi/hocanızı getirmeyin” gibi dayatmalarda bulunuyorlarsa, bu yaklaşım Alevi felsefesiyle bağdaşmaz.
Zaten bir insan bu hizmet için cemevini tercih ediyorsa, belli ki kendisini Aleviliğe ve Alevilere yakın hissediyor demektir.
Bu durumda dışlayıcı bir tutum sergilemek ve bu kişileri reddetmek ne kadar doğrudur?
