Foto: Twitter

Flaman Hükûmeti (Overheid), Leuven Katolik Üniversitesi ve EBM (Executief van de Moslims van België) tarafından yürütülecek program kapsamındaki ilk öğrenciler önümüzdeki Şubat ayında ders başı yapacak.

Flamanca ve Arapça dil şartı ile altı yıl sürecek eğitimin ardından imamlık formasyonu alacak olan adaylar devlet tarafından tanınan camilerde istihdam edilirken, maaşlarını da devlet ödeyecek. Şimdilik Flaman Bölgesinde başlatılan uygulama eş değer koşullarda ve Fransızca olarak Valon Bölgesinde de start alacak.

Uygulama her ne kadar yeni başlıyorsa da fikir aslında yeni değil. 22 Mart 2016 tarihinde Brüksel’i kana bulayan terör saldırılarının ardından toplanan Meclis Araştırma Komisyonu’nun önerdiği hususlardan biri de imamların Belçika üniversitelerinde eğitim alması gerektiği idi.

Peki Belçika böylesi bir uygulamaya neden ihtiyaç duydu?

Belçika yıllardır Müslümanlara yönelik hoşgörülü ve yapıcı politikaları ile dikkati çeken bir AB ülkesi. İslam dini ülkede 1974 yılından beri yasal bir statüye sahip. Benzer şekilde aklınıza gelebilecek çoğu dinî inanç ve yaşam tarzı 2002 yılından beri yasal güvence altında. Ancak birkaç yıldır bazı dinî grupların müdavimi olduğu camilere yönelik bir güven bunalımı var Belçika toplumunda. Camileri mercek altına alan devlet iki kesimin camileri hakkında ince eleyip sık dokuyor. Biri Selefilerin etkin olduğu ibadethaneler, diğeri ise Türk camileri.

Türklerin cemaati olduğu camiler son yıllarda insanları, gönülleri kaynaştıran mekânlar olmaktan çıktığı gibi; maalesef bazı siyasi gerginliklerin adresi hâline geldi. Devlet, millet, hatta siyasal rejim vurgusu bir yana; ince ince bir siyasi partinin propagandasının yapıldığı, çoğu insanın aidiyet hissini tümden yitirdiği yerlere dönüşmeye başladı camilerimiz. Bir siyasi parti broşürünün cami kapısında dağıtıldığına bile şahit oldu cemaat. Tabii tüm sorun bundan ibaret değil.

Daha çok Türkçe konuşan vatandaşların ibadet ihtiyacına ve diğer sosyal taleplerine cevap veren camilerimiz, dil sorunu nedeniyle yazık ki Türkler dışındaki Müslümanlara yeteri düzeyde hizmet veremiyor. Çoğu camide hutbeler sadece Türkçe okunurken, kadınlar camilerin sosyal resminde neredeyse yok. AB ile Belçika’nın başkenti olan Brüksel’de 100 farklı dilin konuşulduğu gerçeğini göz önüne alacak olursanız, camilerimizin yetersiz kaldığı nokta daha iyi anlaşılacaktır. Oysaki ülkede yaşayan insanları ortak bir ibadet dilinde buluşturmak, kültür ve tarz farklılığı gözetmeksizin insanları kucaklamak, caminin kapılarını ülkedeki tüm insanlara sonuna kadar açmak, ibadethaneleri insani değerleri bayraklaştıran mekânlar haline getirmek hem İslam’ın ruhuna hem de Türk insanına daha fazla yakışıyor.

Meseleye bu açıdan bakıldığında Belçika camilerinde görev yapan imamların ülkede konuşulan dilleri iyi derecede bilmesi, yeterliliğini üniversitelerinden alması elzem bir konu.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

2 × four =