Adımı ilk kez bu sayfada gören okurların Panorama-news yönetimine içten içe hayıflanarak şu soruyu yönelttiklerini duyar gibiyim: Yazılacak onca eğlenceli konu varken, memleketin en sıkıcı mevzusundan bahis açarak işe başlayan bu adamı da nereden buldunuz?

Samimi olalım. Okurlarımızın yerden göğe kadar hakkı var. Siyasal partilerin, basın yayın kuruluşlarının var gücüyle gündemde tutmaya çalıştığı ama vatandaşların pek umurunda olmayan Avrupa seçimleri ile işe başlamak şahsım adına gerçekten talihsizlik.

Ama gelin görün ki, sevimsiz işleri yapmak zorunda kalıp da kimseden takdir görememek biz gazetecilerin kaderi. İkincisi ise bu Avrupa seçimleri biz göçmen kökenliler için genel kanının aksine gerçekten mühim.

“Ayların en zalimi Nisandır” diye boşuna dememiş T.S. Eliot. Nisanla birlikte yerkürenin en mamur coğrafyalarından biri olan Avrupa tüm güzelliği ile bahara uyanıyor. Gün yok ki, salkım saçak çiçeğe bürünen park ve bahçelerden, yeşeren ormanlardan, güzelleşen cadde ve sokaklardan insanın içini ısıtan haberler almayalım.

Ama durum Avrupa siyasi coğrafyası için hiç de öyle değil. Küresel sorunlar karşısında köşeye sıkışan Avrupa kendi içinde de yıkım üstüne yıkım yaşıyor. Esas sorun hala “çıksak mı çıkmasak mı” diye papatya yapraklarını yolmaya devam eden İngiltere değil.

AB’nin demokratikleşme sürecini içselleştiremeden alelacele bünyesine aldığı ‘çevre’ AB, seçimler öncesi AB kurucu ülkelerin yarım asırdan fazla bir sürede yoğurduğu demokratik mirası atıl kılmak için safları gittikçe sıklaştırıyor. İşte AB üyesi ülke vatandaşlarının hiç ilgisini çekmeyen Avrupa seçimlerini önemli kılan husus tam da bu.

Başını Viktor Orbán’ın çektiği bu Avrupa demokrasiye yan çizip vaktiyle kıtanın başına büyük belalar açan hoyrat milliyetçiliğin bayrağını yeniden dalgalandırmanın peşinde.

Doğu Avrupa’da hükümetler düzeyinde var olan bu eğilim Batı Avrupa ülkelerindeki aşırı sağcı, popülist siyasal güçlerle bir cephe oluşturmak suretiyle siyasal gücünden ziyade sembolik değeri ile ön plana çıkan AB Parlamentosunu sulandırmak için şimdilerde güç birliği içinde. Neden mi? Çünkü yabancılara ve göçmenlere kucak açan çoğulcu, demokratik Avrupa; vatandaşlarının eğilim ve tercihlerinden ziyade üye ülkelerin oluşturduğu normatif üst akılla ayakta duruyor.

AB Parlamentosu da -hiç değilse prensipte- üye ülkelerin federal, merkezi hükümetlerine demokratik yol haritası çizen bu üst aklı oluşturan kurumların başında geliyor. Ancak ulus üstü kurumların ürettiği bu normatif değerler şimdilerde güçlenen aşırı sağ, popülist eğilimlerin belini sıkan demokratik bir korse adeta.

Irkçı, aşırı sağcı ve popülist siyasal eğilimlerin bu korseyi önce gevşetip sonra da fırlatıp atmak için belirledikleri hedeflerden biri de Avrupa seçimlerin akabinde yasama organını kontrol altına alıp, güç dengesini değiştirmek.

Çoğulcu ve göçmenlere bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kucak açan, yabancı kökenli vatandaşlarını hoşgörü ile ağırlayan bir Avrupa’nın devamını istiyorsak; Mayıs ayında sandık başına giderek demokratik Avrupa’ya gereken desteği vermemiz gerekiyor. Aksi halde her geçen daha da cesaretlenen anti-demokratik Avrupa ile yüzleşmek zorunda kalacağız.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

two × 5 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.