Bilmem dikkatinizi çekti mi? Son zamanlarda gazete sayfalarında sıkça arzıendam eden önemli bir sorun var: AB ülkelerindeki yoksulluk, hem de müreffeh Avrupa’nın tam göbeğinde.

AB Komisyonu 2011 yılındaki göstergelere bakarak AB vatandaşlarının yüzde 24’ünün, başka bir değişle 120 milyon insanın yoksulluk ve sosyal dışlanmışlık tehdidi ile karşı karşıya kalacağını duyurmuş, buna karşın 2020 yılına dek uygulamaya konacak bir dizi önlemi sıralamıştı.

Şimdilerde farklı kurumlarca birbiri ardına yayımlanan araştırma bulgularına bakınca AB bürokratlarının sorunu yerinde gördüğü, ancak problemi çözme hususunda çok da başarılı olamadıkları anlaşılıyor.

Her gün yüzlerce insanının daha iyi bir yaşam umudu ile kapısına dayandığı, adeta sosyal refahla özdeşleşen AB ülkelerindeki yoksullaşmanın dar ve orta gelirlileri vurduğunu herkes biliyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar hali vakti yerinde birçok aile ve kişi şimdi yoksulluk tehdidi altında. En vahimi de hayata gözlerini açar açmaz yoksullukla tanışan çocuklar.

“Açlık sofuluğu bozar” diye az bilinen bir atasözü var. Sizi bilmem ama ben paylaşma, dayanışma ve fedakârlık gibi yüce erdemlerin yoksul insanlar arasında daha fazla yaşatıldığına inananlardan biriyim.

Dolayısı ile çok da aşina olmadığımız atasözünün muhatabının yoksullardan çok başkalarının yoksulluğu üzerinden karakteri dumura uğrayanlar olduğu kanaatindeyim. Nasıl mı? Yoksulluk fakir fukaranın kimyasını değil ama, yoksulluğu fırsat bilen ırkçı ve aşırı sağ zihniyetlerin değer yargılarını bozuyor.

Mülteci ve yabancıların sosyal sistemleri soyup soğana çevirdiğini, ülkenin kaynaklarını kuruttuğunu, genç kuşakların geleceğini çaldığını ileri süren ırkçı ve aşırı sağ politikacılara bir bakın.

Kaçı yoksulluk  tünelinden geçip bugünkü tuzu kuru hayatlarına ulaşmış? Hangisi farklı nedenlerle yoksulluğun pençesine düşen insanları yeniden ayağa kaldıracak makul reçetelerle soruna yaklaşıyor. Tek yaptıkları ‘yoksulluğu bitirmek için bizi iktidara getirin biz de ekmeğimizi çalan yabancıları topraklarımıza sokmayalım’ minvalinde nutuklar atıp, yoksullaşan insanların umudunu oya çevirmek.

Yoksulluk bağlamında şans/gelir eşitsizliğinin, vergi adaletsizliğinin, rüşvet döngüsünün, kötü yönetimlerin, siyasal beceriksizliğin altını çizmek yerine limanlarını göçmen botlarına kapatan siyasiler kısa vadede kazanabilir.

Ancak bu yaklaşımla en fazla kendi geleceklerini tehdit eden yoksulluğa bir çare bulmalarına imkân yok. Yoksulluk derken çuvaldızı aşırı sağ, ırkçı zihniyete batırdığımıza göre, iğneyi de kendimize batıralım.

Yazık ki ırkçı ve aşırı sağ zihniyetin değirmenine su taşıyanların için de bizler de varız. Kabul edelim ki; bir iki yıl çalıştıktan sonra bir ömür işsizlik parasıyla yaşamayı, sosyal yardımdan istifade ederken ‘kaçak göçek’ işler yapmayı, sürekli zarar ziyan gösterip fiyakalı arabalara kurulmayı maharet sanan insanlarımız var.

Bu insanlar alın teriyle ekmeğini kazanmak için hayatlarını fabrikalarda tüketen onurlu insanların hakkını yemekle kalmıyor, kendi çocuklarına hayatı zindan edecek bir zihniyetin büyüyüp gelişmesi için aranan imkânı onlara altın tepside sunuyor.

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

18 − 4 =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.