Sosyolojinin önemli isimlerinden Ferdinand Tönnies toplum (gesellschaft) ve cemaat kavramlarını (Gemeinschaft) kullanıyor ve bunları özetle şöyle tanımlıyor: İnsanlar veya aktörler toplumdan kendi özel amaçları için yararlanırken, cemaatlerde ise, ‘karşılıklı güven, duygusal bağ ve homojenlik söz konusudur.’

Cemaatlerde ortak bir hedef ve kişilerin bu hedef için yük altına girmesi ve hatta kendi çıkarlarından feragat etmesi söz konusudur. Bu tanımdan hareket edecek olursak, bugün göçmenler ile Almanların ‘yan yana’ yaşamalarından, ‘bir arada’ yaşamaya geçilememesinin nedeni cemaat içinde yaşıyor gibi hareket edilmesi. Bu da içinde yaşadığımız toplumun temel nitelik ve gerçekleri ile asla bağdaşmıyor.

Özellikle kominizm ve sosyalizm gibi büyük ideolojilerin yıkıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Büyük ideoloji ve anlatımların yerini çoğulculuğa bıraktığı postmodern bir dönemde ise, bunların söylenmesi ve bunları söyleyenlerin ne kadar keyfi davrandığı açıkca görülüyor.

Ayrıca Müslümanlarla ilgili yapılan yayınlar da, bir arada yaşamaya geçelim söylemlerinin ne kadar samimiyetsiz olduğu ortaya çıkıyor. Bir taraftan çoğulculuğu olumsuz yayınlar ile sanık haline getirip, Müslümanlar ile yakınlaşmayı engellerken, diğer taraftan dışlanan bu kesim (Müslümanlar) çoğunluk toplumu ile bir arada yaşamamak ve bunu istememek ile suçlanıyor. Bu suçlamaların hedefinin ne olduğu tartışma götürebilir belki; ancak verdiği sonuç açıkça ortadadır.

Avukat Mehmet Kılıç verdiği bir demecinde “Almanya’da üniversite mezunu Türk gençlerinin, yüzde 90’ı kendi alanında işe alınmıyor ve taksi kullanmaya mahkum ediliyor. Almanya genelinde belediye çalışanları arasında göçmen çocuklarının oranı yüzde 1’in altında. Bu istatistikler ile sabit. Bu memlekette hakikaten sistematik bir şekilde dışlama uygulanıyor. Almanya, eğer paralel toplum istemiyorsa, o zaman katılımı en aktif şekilde sağlar” demişti.


Modern toplumu, bir gemide seyahat etmeye, paralel yaşamayıda oto yolda birbiririyle yarışa tutuşan iki genç sürücüye benzetebiliriz.


Yıllar önce verilen bu demeci dikkate aldığımızda ve bu günkü uygulamalara bakıldığında malesef modern toplum olma yolunda pek ilerlenemediği görülüyor. Yeni yabancılar yasası modern toplum olmaya ne kadar katkı sağlar bunu zamanla yaşayarak göreceğiz. Modern topluma geçilecekse yayınlar ve söylemler bu hedefe hizmet eder olmalıdır.

Medya mensupları, siyesetçiler, sanatçılar ve halk bu hedefi içselleştirmelidir, yaşam tarzını modern topluma uygun şekillendirilmelidir. Birlikte yaşamak için herkes birbirine saygılı davranmalı, birbirini olduğu konumunda kabul etmeli. Herkes renk körü olmalıdır. Aksi takdirde paralel yaşamlar hep devam eder.

Kaynak: Misafirlik bitince , İsmail Kul

- Reklam -

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen Adınızı yazınız.

three × four =

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.